25 Ocak 2012
24 Ocak 2012
Real Madrid'in Kazanma İhtimali?
Dünyada hangi futbolsevere sorsanız, ilk sıraya gözü kapalı bir biçimde Real Madrid-Barcelona maçlarını koyar her açıdan. Bu benim için de böyledir tabii. İki takımın kadro kalitesini hiç tartışmayacağım, tartışırsam çarpılırım zira. Benim için her El Clasico'da kimin forma giydiği pek umrumda olmaz. Bunun sebebi ise, o maçta sahaya çıkan 22 futbolcu da aynı kalitededir benim gözümde. Bu adamlar boşu boşuna dünyanın en iyi iki kulübünde forma giymiyorlar neticede.
Her ne kadar kadro kaliteleri, güç dengeleri aynı olmasına rağmen şu an bu iki takım arasında çok açık bir uçurum var, bunu kabul edelim. Bunu bir Real Madrid hayranı olarak söylüyorum. Real Madrid'in en iyi, en formda olduğu zamanda bile aşağı yukarı son dört senedir oynadıkları maçlarda kazanan çoğu zaman Barcelona olmuştur. Geçen yazmıştım, bu durum tıpkı Fenerbahçe-Galatasaray rekabetinde, Fenerbahçe'nin Kadıköy'de Galatasaray'a kurduğu üstünlük ile eş değer diye. Real Madrid'in farkı, Barcelona'ya karşı her yerde kaybediyorlar. Mekân pek fark etmiyor onlar için.
Hani klişe bir tabir vardır ya ; "son düdük çalmadan asla maç bitmez" işte bu tabir tam Real Madrid ile uyuşuyor. Özellikle Madrid'de oynanan son maçlarda "Bu sefer kazanacağız galiba" gözüyle baktıkları maçları kaybettiler hep. Deplasmanda ise durum daha vahim Real Madrid için, orada da yenilmekle kalmayıp, farklı mağlubiyetler de alabiliyor. 2010'da 5-0'lık bir sonuçla ayrılmışlardı sahadan mesela.
Son olarak, yazının başında "bu maçlarda kimin forma giydiği pek umrumda olmaz" demiştim ama şuna da değinmeden bitirmeyeyim yazıyı. Şayet Guardiola yarın maça Valdes ile başlarsa, bir ihtimal Real Madrid'in kazanma ihtimali olabilir...
Her ne kadar kadro kaliteleri, güç dengeleri aynı olmasına rağmen şu an bu iki takım arasında çok açık bir uçurum var, bunu kabul edelim. Bunu bir Real Madrid hayranı olarak söylüyorum. Real Madrid'in en iyi, en formda olduğu zamanda bile aşağı yukarı son dört senedir oynadıkları maçlarda kazanan çoğu zaman Barcelona olmuştur. Geçen yazmıştım, bu durum tıpkı Fenerbahçe-Galatasaray rekabetinde, Fenerbahçe'nin Kadıköy'de Galatasaray'a kurduğu üstünlük ile eş değer diye. Real Madrid'in farkı, Barcelona'ya karşı her yerde kaybediyorlar. Mekân pek fark etmiyor onlar için.
Hani klişe bir tabir vardır ya ; "son düdük çalmadan asla maç bitmez" işte bu tabir tam Real Madrid ile uyuşuyor. Özellikle Madrid'de oynanan son maçlarda "Bu sefer kazanacağız galiba" gözüyle baktıkları maçları kaybettiler hep. Deplasmanda ise durum daha vahim Real Madrid için, orada da yenilmekle kalmayıp, farklı mağlubiyetler de alabiliyor. 2010'da 5-0'lık bir sonuçla ayrılmışlardı sahadan mesela.
Son olarak, yazının başında "bu maçlarda kimin forma giydiği pek umrumda olmaz" demiştim ama şuna da değinmeden bitirmeyeyim yazıyı. Şayet Guardiola yarın maça Valdes ile başlarsa, bir ihtimal Real Madrid'in kazanma ihtimali olabilir...
23 Ocak 2012
Kadınlar Futbolu Üzerine & Lig Statüsü
Beni bilen bilir, kadınlar futboluna oldum olası hep bir ilgi vardır içimde. Bunu arkadaş ortamında filan dile getirdiğimde "aaa kadınlar futbolu da takip edilir mi be" şeklinde tepkiler alırım ama buna hiçbir zaman anlam verememişimdir. Yeri gelmişken şunu da itiraf edeyim. Bana kadınlar futbolunu sevdiren adam, tartışmasız Dağhan Irak'dır. Üç sene önce Avrupa Şampiyonası'nın olduğu dönemde kadınlar futboluna olan ilgim, hepten tavan yapmıştı. Onun dışında blogu açıldığı günden bu yana takip edenler varsa şayet, kadınlar futbolu üzerine birçok yazıma şahit olmuştur. Misal, en son Dünya Kupası'nın olduğu dönem oldukça fazla yazılar yazmıştım buraya.
Neyse, o konu bir yana, Türkiye'de kadınlar futboluna istenilen değerin verilmemesi hep canımı sıkmıştır benim. TFF, erkek futboluna verdiği önemin çeyreğini kadınlar futboluna verse verse, ülke olarak çok farklı yerlere gelebiliriz. Bunu hep söylemişimdir, ama böyle bir şeyin olması imkansız. "Neden imkansız?" diye sormayın, öyle işte.
Bugün TFF'nin sitesinde gezinirken kadın liglerinin statüsünün değiştiğini fark ettim. Federasyon iyi mi yapmış, kötü mü yapmış bilemedim doğrusu. Aslında benim bu yazıyı yazma sebebim de buydu tam olarak. Ben yine kendimi kaybettiğim için yazı çok farklı noktalara geldi istemeden.
Geçen sezona kadar Kadınlar birinci liginde toplam 12 takım yer alıyordu ve takımlar bir sezonda, birbirleriyle iki kez karşılaşıyordu, ligin sonunda, ligi birinci sırada bitiren takım, şampiyon oluyordu. Ancak Federasyon bu sezon bu statüyü baştan aşağı değiştirmiş ve yine toplam yine 12 takımın yer aldığı, iki gruplu bir sisteme geçmiş. Yapılan maçlar sonunda 1,2 ve 3. sıradaki takımlar final grubunu, 4, 5 ve 6. sırada yer alan takımlar ise klasman grubunu oluşturacakmış. Klasman grubu birinci bitiren takım final grubuna katılacak ve bu dört takım aralarında yapacakları maçlar sonunda şampiyon belli olacakmış.
Bir nevi bizim şu meşhur play-off sistemine benziyor bu. Maçların tarafsız sahalarda oynanacak olması da çok ilginç. Mehmet Ali Aydınlar ve yönetiminin maçları tarafsız sahalarda oynatma fetişizmi burada da devam ediyor. Zira aynı şeyi Türkiye Kupası'nda da yapmışlardı. Son olarak, bana soracak olursanız bu sene de şampiyonluğun en güçlü adayı, Ataşehir Belediye'si. Onlar, geçen seneyi de şampiyon tamamlamışlardı.
Neyse, o konu bir yana, Türkiye'de kadınlar futboluna istenilen değerin verilmemesi hep canımı sıkmıştır benim. TFF, erkek futboluna verdiği önemin çeyreğini kadınlar futboluna verse verse, ülke olarak çok farklı yerlere gelebiliriz. Bunu hep söylemişimdir, ama böyle bir şeyin olması imkansız. "Neden imkansız?" diye sormayın, öyle işte.
Bugün TFF'nin sitesinde gezinirken kadın liglerinin statüsünün değiştiğini fark ettim. Federasyon iyi mi yapmış, kötü mü yapmış bilemedim doğrusu. Aslında benim bu yazıyı yazma sebebim de buydu tam olarak. Ben yine kendimi kaybettiğim için yazı çok farklı noktalara geldi istemeden.
Geçen sezona kadar Kadınlar birinci liginde toplam 12 takım yer alıyordu ve takımlar bir sezonda, birbirleriyle iki kez karşılaşıyordu, ligin sonunda, ligi birinci sırada bitiren takım, şampiyon oluyordu. Ancak Federasyon bu sezon bu statüyü baştan aşağı değiştirmiş ve yine toplam yine 12 takımın yer aldığı, iki gruplu bir sisteme geçmiş. Yapılan maçlar sonunda 1,2 ve 3. sıradaki takımlar final grubunu, 4, 5 ve 6. sırada yer alan takımlar ise klasman grubunu oluşturacakmış. Klasman grubu birinci bitiren takım final grubuna katılacak ve bu dört takım aralarında yapacakları maçlar sonunda şampiyon belli olacakmış.
Bir nevi bizim şu meşhur play-off sistemine benziyor bu. Maçların tarafsız sahalarda oynanacak olması da çok ilginç. Mehmet Ali Aydınlar ve yönetiminin maçları tarafsız sahalarda oynatma fetişizmi burada da devam ediyor. Zira aynı şeyi Türkiye Kupası'nda da yapmışlardı. Son olarak, bana soracak olursanız bu sene de şampiyonluğun en güçlü adayı, Ataşehir Belediye'si. Onlar, geçen seneyi de şampiyon tamamlamışlardı.
Fenerbahçe'nin Devre Arası Transferleri : Hâyâl Kırıklıkları
Geçen sene bu zamanları Fenerbahçe'nin "En iyi Devre Arası Transferlerini" yazmışım ve bu sene de hayal kırıklığı yaratan transferlere değinmek istedim. Aziz Yıldırım Fenerbahçe'de başkanlık yaptığı süre içerisinde birçok kez "Devre arası transfer yapmaya sıcak bakmıyoruz" şeklinde açıklamaları olmuştu. Bunda bir yerde haklı aslında. Çünkü bu zamanlarda transfer edecek oyuncu sayısı kısıtlı ve bu da ister istemez elini kolunu bağlıyor insanın. Transfer yapılacaksa da, genelde transfer yapmak için oyuncu almış olursunuz ki bunlar da genellikle sonu hayal kırıklıkları ile sonlanır.
1-Kerim Zengin
Fenerbahçe'ye transferi ilk olarak Paf takımda gerçekleşmişti. Fenerbahçe altyapısına katıldıktan sonra tekrardan geldiği kulüp olan Mersin İdman Yurdu'na kiralandı ve bu kiralık geçirdiği dönemin ardından Fenerbahçe'de forma şansı bulmaya başlamışttı. Yaşı genç olunca, beklentiler de bir hayli yüksek oluyordu doğal olarak, ancak bir türlü isteneni veremeyenlerden sadece bir tanesiydi Kerim Zengin. Esasında Zico'nun geldiği ilk sene, sezon başında forma şansı bulmuştu birkaç maçta ama olmadı, Fenerbahçe ile kimyası uyuşmadı ve bir süre sonra takımdan gönderildi.
2-Claudio Maldonado
Alex'in geçen gün bir açıklamasını okumuştum. "Maldonado, birlikte oynadığım en kaliteli futbolculardan birisiydi" tarzında bir açıklaması vardı, o açıklamayı görünce kısa süreli bir şok yaşadım. Zira Zico döneminde yapılan en kötü transferlerden birisiydi. Adama bir süre sonra 'bidon' gözüyle bakılmaya başlanmıştı. Gerçi ilk zamanları oyun stilini beğenmiyor değildim, oyunu basit oynayan bir görüntüsü vardı ancak onun da Fenerbahçe kariyeri çok kısa sürdü. Ayrıca Alex'in bir bildiği vardır diyelim yine de. :)
3-Abdülkadir Kayalı
Abdülkadir Kayalı'ya 'kötü' transfer demek ne kadar doğru olur bilemiyorum ama sonuç olarak o da bekleneni veremeyen isimlerden birisiydi. Abdülkadir'in ilginç yanı, A takım ile sadece bir maça çıkmamasıydı. Sessiz sedasız geldi, aynı şekilde takımdan ayrıldı bir sene sonra. Ha, şans tanınsaydı kötü mü olurdu? Elbette hayır, üstelik daha yaşı da gençti yani.
4-Gökhan Emreciksin
Gökhan Emreciksin de Aragones zamanında takıma transfer edilen isimlerden bir tanesi Yine Maldonado gibi, o da bekleneni verememişti tabii. Yanlış hatırlamıyorsam 2009 yılında Ankaragücü ile deplasmanda bir maçı vardı Fenerbahçe'nin. Gökhan Emreciksin'in adını ilk o zaman duymuştum ben. O maçta fena da top oynamamıştı aslında. Hatta "keşke şu çocuğu Fenerbahçe alsa ne güzel olur" filan demişliğim de vardır. Transferi gerçekleştikten sonra insanların ondan beklentisi çok büyüktü. Ama o da Aragones'in uğursuzluğundan mıdır nedir, istenen düzeye ulaşamadı bir türlü.
5-Gökhan Ünal
Daum'un ikinci Fenerbaçe macerası sırasında devre arası takıma Trabzonspor'dan transfer edimişti. Açık konuşmak gerekirse, ben dahil hiçbir Fenerbahçeli bu transfere sıcak bakmamıştı o dönem, bundan kesinlikle eminim. Gökhan Ünal'ı ben Fenerbahçe formasıyla bir tek son haftada oynanan Trabzonspor maçındaki oyunuyla hatırlıyorum. Hoş, kaçırdığı o kadar golden sonra hatırlamamak pek mümkün değil ya, neyse.
1-Kerim Zengin
Fenerbahçe'ye transferi ilk olarak Paf takımda gerçekleşmişti. Fenerbahçe altyapısına katıldıktan sonra tekrardan geldiği kulüp olan Mersin İdman Yurdu'na kiralandı ve bu kiralık geçirdiği dönemin ardından Fenerbahçe'de forma şansı bulmaya başlamışttı. Yaşı genç olunca, beklentiler de bir hayli yüksek oluyordu doğal olarak, ancak bir türlü isteneni veremeyenlerden sadece bir tanesiydi Kerim Zengin. Esasında Zico'nun geldiği ilk sene, sezon başında forma şansı bulmuştu birkaç maçta ama olmadı, Fenerbahçe ile kimyası uyuşmadı ve bir süre sonra takımdan gönderildi.
2-Claudio Maldonado
Alex'in geçen gün bir açıklamasını okumuştum. "Maldonado, birlikte oynadığım en kaliteli futbolculardan birisiydi" tarzında bir açıklaması vardı, o açıklamayı görünce kısa süreli bir şok yaşadım. Zira Zico döneminde yapılan en kötü transferlerden birisiydi. Adama bir süre sonra 'bidon' gözüyle bakılmaya başlanmıştı. Gerçi ilk zamanları oyun stilini beğenmiyor değildim, oyunu basit oynayan bir görüntüsü vardı ancak onun da Fenerbahçe kariyeri çok kısa sürdü. Ayrıca Alex'in bir bildiği vardır diyelim yine de. :)
3-Abdülkadir Kayalı
Abdülkadir Kayalı'ya 'kötü' transfer demek ne kadar doğru olur bilemiyorum ama sonuç olarak o da bekleneni veremeyen isimlerden birisiydi. Abdülkadir'in ilginç yanı, A takım ile sadece bir maça çıkmamasıydı. Sessiz sedasız geldi, aynı şekilde takımdan ayrıldı bir sene sonra. Ha, şans tanınsaydı kötü mü olurdu? Elbette hayır, üstelik daha yaşı da gençti yani.
4-Gökhan Emreciksin
Gökhan Emreciksin de Aragones zamanında takıma transfer edilen isimlerden bir tanesi Yine Maldonado gibi, o da bekleneni verememişti tabii. Yanlış hatırlamıyorsam 2009 yılında Ankaragücü ile deplasmanda bir maçı vardı Fenerbahçe'nin. Gökhan Emreciksin'in adını ilk o zaman duymuştum ben. O maçta fena da top oynamamıştı aslında. Hatta "keşke şu çocuğu Fenerbahçe alsa ne güzel olur" filan demişliğim de vardır. Transferi gerçekleştikten sonra insanların ondan beklentisi çok büyüktü. Ama o da Aragones'in uğursuzluğundan mıdır nedir, istenen düzeye ulaşamadı bir türlü.
5-Gökhan Ünal
Daum'un ikinci Fenerbaçe macerası sırasında devre arası takıma Trabzonspor'dan transfer edimişti. Açık konuşmak gerekirse, ben dahil hiçbir Fenerbahçeli bu transfere sıcak bakmamıştı o dönem, bundan kesinlikle eminim. Gökhan Ünal'ı ben Fenerbahçe formasıyla bir tek son haftada oynanan Trabzonspor maçındaki oyunuyla hatırlıyorum. Hoş, kaçırdığı o kadar golden sonra hatırlamamak pek mümkün değil ya, neyse.
22 Ocak 2012
Yorumsuz
Hakkarispor-Ağrıspor kadınlar futbol maçından iki kare... Aslında çok fazla şey söylemeye lüzum yok. Bu kareler Türkiye'de kadınlar futboluna ne kadar önem verildiğini, pardon verilmediğini de açık bir şekilde gösteriyor, yazık.
Çek bi' Özgür
Yıllardır diğer takım taraftarlarının dillerine pelesenk ettikleri bir laf vardır ; "Fenerbahçe altyapısından futbolcu çıkmaz!" diye. Bunu ilk kim uydurduysa, çok yanlış bir laf etmiş. Çıkmaz olur mu? Elbette çıkar. Ankaraspor'a transfer olmadan önce hep duyuyorduk "Altyapı'da Özgür Çek diye bir çocuk var, gelecekte çok büyük işler yapacak" denirdi de inanmazdık. Ama hakikatten de öyleymiş. Bunu daha ilk maçtan gösterdi bizlere.
Türkiye'deki "genç oyuncu" algısı benim hep canımı sıkmıştır. 1991 doğumlu olmasına rağmen Özgür'e bile "genç" gözüyle bakılıyor. Hoş, Semih Şentürk'e 23-24 yaşındayken "Genç Semih" diyenlerin olduğu bir ortamda bunu yadırgamamak gerek.
Özgür Çek'in Fenerbahçe formasını ilk sırtına geçirdiği maç, Gaziantepspor maçıydı. Ancak o maçta yalnızca bir dakika forma şansı bulduğu için o maç sayılmadı. O yüzden ilk resmi maçı, Konya Torku maçıydı. Belki bana inanmayacaksınız ama Konya maçının olduğu gün hava çok soğuktu ve maça gidip gitmeme konusunda epey kararsız kalmıştım. Özgür Çek'in forma giyeceğini duyunca sırf onu izlemek için tribündeki yerimi aldım. İlk maçı olmasına rağmen gayet başarılıydı, hiç sırıtmadı maç boyunca.
Böyle oyuncuların altyapıdan çıkıp gelip, A takımda forma giymeleri beni çok mutlu ediyor. Bunun bir diğer örneği de Recep Niyaz mesela...
Türkiye'deki "genç oyuncu" algısı benim hep canımı sıkmıştır. 1991 doğumlu olmasına rağmen Özgür'e bile "genç" gözüyle bakılıyor. Hoş, Semih Şentürk'e 23-24 yaşındayken "Genç Semih" diyenlerin olduğu bir ortamda bunu yadırgamamak gerek.
Özgür Çek'in Fenerbahçe formasını ilk sırtına geçirdiği maç, Gaziantepspor maçıydı. Ancak o maçta yalnızca bir dakika forma şansı bulduğu için o maç sayılmadı. O yüzden ilk resmi maçı, Konya Torku maçıydı. Belki bana inanmayacaksınız ama Konya maçının olduğu gün hava çok soğuktu ve maça gidip gitmeme konusunda epey kararsız kalmıştım. Özgür Çek'in forma giyeceğini duyunca sırf onu izlemek için tribündeki yerimi aldım. İlk maçı olmasına rağmen gayet başarılıydı, hiç sırıtmadı maç boyunca.
Böyle oyuncuların altyapıdan çıkıp gelip, A takımda forma giymeleri beni çok mutlu ediyor. Bunun bir diğer örneği de Recep Niyaz mesela...
Tel Örgü
Premier Lig maçlarını izlerken hep içim giderdi. "Abi adamların tribünlerine bak, sahaya ne kadar yakın" filan derdim. Gerçi sırf İngiltere'de değil, birçok Avrupa ülkesinde tribünlerle saha arasında tel örgü bulunmuyor. Sadece İtalya'da var sanırım bu durum, bir de bizde. Onun dıışında Almanya, İspanya ve Hollanda'da böyle bir şey söz konusu değil.
2009 yılından önce Şükrü Saraçoğlu Stadı'nda sırf kale arkası değil, tüm tribünlerde tel örgü bulunurdu. 2009 yılında Uefa Kupası finalinin İstanbul'da oynanacak olması münasebetiyle bu tel örgüler kaldırıldı. Uefa'nın talimatı o yöndeydi zira. Açıkça söyleyeyim, kaldırıldığı zaman mutlu olmuştum ben. Çünkü alt tribünden maç izlemek pek zevkli olmuyordu bu yüzden. İki sene böyle gittikten sonra, bu sezon Trabzonspor maçından önce taraftarlar sahaya girmesin, sıkıntı yaşanmasın diye bu tel örgüler yine yerleştirilmişti kale arkalarına.
Çok pardon ama o maçta bir olay yaşandı mı? Yaşanmadı. Kaldı ki sahaya girecek olan adam, bir şekilde girer o sahaya, durduramazsınız yani. Ama gelin görün ki, Trabzon maçından beri bu tel örgüler kale arkasında kaldı öyle. Yönetimden ricam ; lütfen kaldıralım şu tel örgüleri. Çok ilkel bir görüntü çıkarıyor çünkü meydana.
2009 yılından önce Şükrü Saraçoğlu Stadı'nda sırf kale arkası değil, tüm tribünlerde tel örgü bulunurdu. 2009 yılında Uefa Kupası finalinin İstanbul'da oynanacak olması münasebetiyle bu tel örgüler kaldırıldı. Uefa'nın talimatı o yöndeydi zira. Açıkça söyleyeyim, kaldırıldığı zaman mutlu olmuştum ben. Çünkü alt tribünden maç izlemek pek zevkli olmuyordu bu yüzden. İki sene böyle gittikten sonra, bu sezon Trabzonspor maçından önce taraftarlar sahaya girmesin, sıkıntı yaşanmasın diye bu tel örgüler yine yerleştirilmişti kale arkalarına.
Çok pardon ama o maçta bir olay yaşandı mı? Yaşanmadı. Kaldı ki sahaya girecek olan adam, bir şekilde girer o sahaya, durduramazsınız yani. Ama gelin görün ki, Trabzon maçından beri bu tel örgüler kale arkasında kaldı öyle. Yönetimden ricam ; lütfen kaldıralım şu tel örgüleri. Çok ilkel bir görüntü çıkarıyor çünkü meydana.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







