Film Dünyası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Film Dünyası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Mart 2012

İzledim #4 : Mezar Buluşmaları (Grave Encounters)

Film izliyoruz ve izlediğimiz filmleri buraya yazmaya devam ediyoruz. Hoş, buraya yazmayalı epey zaman oldu ya, neyse.  Korku filmleri dışında izlediğim başka türde bir film yok sanırım. Benim için varsa yoksa korku filmleridir yani. Rec serisini izleyenler bilir. O film, korku filmi piyasasının belli bir sınıf atlamasına neden olmuştu. Nedeni ise el kamerası ile çekilmesiydi. Onun üzerine benzer nitelikte birkaç film daha çekildi ama onun kadar başarılı olamadı hiçbiri. Ona en yakın örnek olarak The Tunnel'ı gösterebiliriz mesela.

Aslında Mezar Buluşmaları, Rec'den ziyade The Tunnel'e daha çok benziyor. Filmin el kamerası ile çekildiğini görünce sevindim açıkçası. Ama filmin içine dalınca yüksek olan beklentilerimi karşıladığını söyleyemem. Hatta son 20-25 dakikası dışında koca bir hayal kırıklığından başka bir şey değil bu film. Bana sorarsanız; izlemeyin. Boşuna vakit kaybetmiş olursunuz. Ama tabii yine de size kalmış işin o kısmı.

El kamerası kısmı tamam, ama konu olarak vasat bir film özetle. İnsanları korkutacağım derken çok fazla efekt kullanılmış ve bu da olmamış. Bir de bunun üzerine cinler periler konuya dahil olunca, olaylar olaylar... Mesela bu cinler-periler Rec'in ikinci filminde de devreye girmişti ve ben o filmi de pek beğenmemiştim doğrusu.

26 Temmuz 2011

İzledim #3 : Tünel

Öyle çok fazla film izleyen birisi değilim belki ancak izlediğim filmleri de elimden geldiğince buraya da yazmaya çalışıyorum. Bu sefer izlediğim filmin adı ; Tünel. Öncelikle şunu söylemek gerekirse, korku filmi izlemeye bayılan birisi olarak, bu filmi de çok sevdim. Hoş, sağda solda birçok olumsuz yorum yapılmış bu filmle ilgili olarak ama güzel olduğunu söyleyebilirim rahatlıkla.

Konuya girmeden önce şunu belirteyim, hani filmi merak edip izlemek isteyenler varsa, bu yazının devamında istemeden spoiler verirsem -ki vereceğim büyük ihtimalle- şimdiden kusura bakmasınlar. 2007 yılında Sydney'de New Soth Wales hükümeti, acele bir kararla St. James metro tünelini kullanım planından vazgeçmiştir. E tabii durum böyle olunca, 2008 yılında araştırmacı gazeteci  Natasha Warner bu olayın peşine düşer ve kendisine dört kişilik bir ekip hazırlar. Sonrasında da malum, tünele girerler ve olaylar gelişir.

Filmin birçok ilginç yanı var. Benim izlediğim Rec serisinde ve Son Ayin filminde olduğu gibi, bu filmde de amatör kamera ile yapılmış tüm çekimler. Bir diğer ilginç özellik ise, filmin biraz belgesel tadında olması. Ana karakterlerin ara ara başlarından geçen olayları anlatmaları ve tüm olaylar yaşanmadan bu karakterlerin akıbetinin belli olması, işin heyecanını kaçırıyor biraz ama olsun, yine de sürükleyiciliğini yitirmiyor diyebilirim.

Bu film net bir biçimde her açıdan hem Rec serisinden, hem Son Ayin'den, hem de Paranormal Activity'den harmanlanarak izleyicinin önüne sunulmuş. Film her ne kadar sürükleyici olsa da, hani "olmamış" dedirten yönleri de var elbette. Ana karakterler tünele indikten sonra bir canavar ile karşı karşıya kalıyorlar ancak bu canavarın üzerine pek düşülmemiş. Yani film esnasında çok az karşımıza çıkıyor. En güzel kısım ise, filmin sonuydu bana göre. Filmin sonunda bu olayın yaşanmış bir olaydan esinlenilerek yapılmış olması beni çok etkiledi. Yine filmin sonunda bu karakterlerin şu an ne durumda oldukları ve polisin soruşturmanın üzerine pek düşmemiş olmaması, ilgi çekici.

8 Haziran 2011

İzledim #2 : Özgürlük Yolları

Film izlemeye ve özellikle de beğendiğim filmleri bloga yazmaya devam ediyorum. Geçenlerde Ölüm Çığlığı serisini yazmıştım buraya ve şimdi de sıradaki filmimiz ; Özgürlük Yolları... Hani bazı filmler vardır ya, izlemeye başladığın zaman seni aşırı derecede etkiler ve hiç bitmesin istersin, işte Özgürlük Yolları da tam o türde bir film. Filmin içine girmeden, şöyle genel olarak özetlemek gerekirse, 2010 yapımı bir film olarak karşımıza çıkıyor. Olay ise 1940 yılında Sibirya'da geçiyor bir esir kampındaki  mahkumların o kamptan kaçış öykülerini ele alıyor.

Kamptaki şartlardan dolayı kaçmakta bir o kadar zor olduğu için kimse kaçmaya cesaret edemez. Ancak belli bir süre sonra planlar yapılır, diğer hazırlıklar tamamlanır ve kaçış operasyonu başlar. Film, mahkumlar kamptan kaçtıktan sonra bitmiyor tabii. Asıl bu noktadan sonra başlıyor. Hava şartlarından tutun da, yiyecek-içecek sıkıntısına kadar bir sürü sorunla karşı karşıya kalıyor kahramanlarımız. Yani hani bazı filmlerde insanlar sürekli birbirleriyle savaşır ve bu durum belli bir süre sonra can sıkar ve o filmden zevk almazsınız ya, işte bu filmde tamam doğa ile insanlar arasında bir savaş yaşanıyor. O açıdan çok ama çok beğendim bu filmi.

 Kamptan kaçtıktan sonra Sibirya'dan Tibet'e kadar uzanan macera ele alınıyor. Tabii bu yolculuk oldukça uzun sürüyor ve özgürlük için yaklaşık 6500 kilometre yol katediyorlar film boyunca. O yüzden de film 2 saat 13 dakika gibi uzun bir sürede konular izleyiciye aktarılıyor. Doğa ile mücadelenin sonunda ise kahramanlarımız Tibet'e ulaşıyor ve bu olaydan sonra da film son buluyor. Yalnız şunu da belirtmeliyim ki, 6500 kilometre yol katediyorlar dedik ama hâl böyle olunca filmin büyük bir kısmı yürüme sahneleri ile geçiyor ve bu da benim filmden zevk almamı engelledi biraz ama genel olarak güzel bir film olduğunu söyleyebilirim. O açıdan herkesin izlemesini de tavsiye edelim son olarak.

7 Mayıs 2011

İzledim : Rec & Rec 2

Çok fazla fırsatım olmasa da, yeri geldiği zaman film izlemeyi hatta daha çok korku filmi seyretmeyi seven birisiyimdir. Bloga ilk kez izlediğim bir filmi yazıyorum ve o açıdan baktığımız zaman da, bu yazının önemi oldukça fazla. Arkadaşımın tavsiyesi üzerine Rec, yani diğer bir adıyla 'Ölüm Çığlığı'nı izlemeye karar verdim. Rec 1, esasında 2007 yılında gösterime girmiş bir film. Yani ben filmi izlemek konusunda biraz geç kaldığımı fark ettim ve filmi izleyince uzun bir süre etkisinden kurtulamadım.

Pası filmin konusuna atacak olursak, konu açısından gayet başarılı bir film olduğunu söylemek mümkün. Angela -yani filmdeki ana karakterimiz- bir TV muhabiridir ve itfaiyecileri konu alan bir program hazırlamaktadır. hâliyle böyle bir program hazırlayınca, itfaiyecilerin çalışmalarını da canlı olarak seyircilere yansıtırlar doğal olarak. Gelen bir ihbar üzerine yaşlı bir kadının evine giderler ve bu dakikadan itibaren filmin tam anlamıyla start aldığını söyleyebiliriz. Bu dakikadan sonra şöyle bir durum vardır ki, bu yaşlıkadının saldırgan tavırlarının nedeni, bir virüstür. Zamanla bu virüs olay yerindeki yani o binadaki çoğu kişiye yayılmıştır ve bu virüs, insanları saldırgan bir hâle getirmektedir.

Filmin amatör bir kamerayla ve tek bir kamerayla çekilmiş olması, filmi daha bir izlenesi duruma getiriyor. Buna yakın olarak 'Son Ayin' filmini izlemiştim ve o da tek bir kamera ile çekilmiş başarılı bir filmdi. Neyse, tekrar filme dönecek olursak, bu virüsün asıl kaynağı küçük bir kızdır ve bu durum biraz geç anlaşılmıştır ve bu dakikadan itibaren artık iş işten geçmiştir. Virüs, insanlar arasında birbirine yayılınca bu kişilerin o binadan çıkmasına da izin verilmez ve aslına bakılırsa, ikinci filmde buna yakın bir görüntü içerisinde geçer.

Filmin Özeti : Genç bir TV muhabiri olan Angela ile haber kameramanı Pablo, itfaiyecileri konu edinen bir program hazırlamaktadırlar. Oldukça sıkıcı geçen program bir telefonun gelmesiyle hareketlilik kazanır. Yaşlı bir kadının geçirdiği ev kazası ile ilgili gelen bu ihbar üzerine Angela ve Pablo itfaiyecilerin peşine takılır. Kadının evine varan ekip, evin içinden korkunç çığlıklar duyarlar. Bundan sonrası hafızalardan çıkmayacak bir kabustur.
Serinin ikinci filmi ise, birinci filmin devamı niteliğinde. Birinci filmin bittiği yerden start alıyor yani film. İkinci filmin konusu ise ; ilk filmdeki karakterlerin durumu ortada olunca, bu insanları kurtarmak için bir kurtarma ekibi hazırlanır ve bu tim, binaya girer. Virüs artık binadaki tüm insanlara yayıldığı için çok dikkatli olmaları gerekmektedir. Tabii bu ekibin elinde silah ve gerekli malzemeler olamsına rağmen, kayıplar verirler ve bir papaz eşliğinde hastalığın önüne geçmek için -ilk filmde bahsettiğim- kızın kanına ulaşmaya çalışırlar ve bu dakikadan itibaren olaylar gelişir.

Tıpkı serinin ilk filminde olduğu gibi yine tek kamera eşliğinde film çekilir ve yine bol bol vahşet içeren, sürükleyici bir film olmayı başarmıştır Rec 2. Genel olarak bakarsak, iki filmi de ben gayet başarılı buldum. Yanılmıyorsam serinin üçüncü filmi de çekilmiş vaziyette ve en yakın zamanda onu da izlemek gerek mutlaka.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...