Süper Lig etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Süper Lig etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Mart 2012

Fenerbahçe 2-2 Galatasaray

Bugün Canlı Gool programını izleyenler yorumlarıma şahit olmuştur. Bu maç yazısında programda söylediklerimden farklı bir şey yazmayacağım.  Yıllardır Fenerbahçe'nin Galatasaray'a kurduğu ezici üstünlük ortada. Ama şu son iki senedir Galatasaray, Kadıköy'den beraberlikle sahadan ayrılıyor ve dürüst olmak gerekirse iki senedir galibiyeti kul payı kaçırıyor desek yanlış bir şey söylemiş olmayız. Ama işte futbol bu ya; olmayınca olmuyor. Ve şöyle de bir gerçek var ki; Galatasaray, Fenerbahçe'yi Kadıköy'de bu sene de yenemediyse, bir 10 sene daha yenemez.

Maçın ilk 15-20 dakikası Fenerbahçe için müthiş geçmişti. Hatta gelen iki golden sonra "Yine 5-6 tane atarız" hissiyatına kapılmıştı herkes. Ancak o 15-20 dakikalık müthiş oyundan sonra Fenerbahçe'ye bir hâller oldu. Sebepsizce savunmaya çekildi, skoru korumaya yönelik hamleler filan geldi Aykut Kocaman'dan. Tıpkı Daum döneminde olduğu gibi. Daum döneminde de aynı sorunu yaşıyordu takım ve Aykut Kocaman'da aynı geleneği sürdürdü bu maçta ve takımı savunmaya çekti. E sen takımı geri çekersen; Galatasaray'da ne var, ne yok saldırır.

İlk yarıyı Galatasaray bir gol atarak kapattı ve bu, onlar için çok önemliydi. İkinci yarıda takımın biraz olsun toparlanır diye düşündük ama, yok. Takım düzeleceğine daha kötü bir hâl aldı.

Sezon başından beri söylemediğimiz laf kalmayan Ziegler bu maçta, özellikle ilk yarıda müthiş bir performans ortaya koydu. Her ne kadar o da ikinci yarıda sahadan silinse de... Gerçi sırf Ziegler değil, ikinci yarıda bütün takım sahada yoktu neredeyse. Tabii bu esnada Galatasaray'ın akınları da devam ediyordu.

Aykut Kocaman'ın yaptığı değişikliklere, yapttığı hatalara da değinmezsem çatlarım. Bunu programda da söyledim; burada da söylüyorum. Tamam Aykut Kocaman iyi bir teknik direktör olabilir ama taktik bilgisi açısından zayıf bir teknik adam. Bunu söylemek elbette bana düşmez ama, benim fikrim bu yönde. Beğenilir beğenilmez, orası ayrı mesele.

Mesela en basitinden ilk maçta Alex en uçta başlamıştı maça ve o maçın geneli malum, Fenerbahçe tarihi bir farktan zar zor kurtulmuştu. Aynı şeyi bu maçta da yaptı mesela Aykut Kocaman. Alex, ikinci yarıda 10-15 dakika en uçta oynadı yine. Ve yine silik bir oyun sergiledi. Üzerine bu yetmezmiş gibi Alex'i oyundan çıkartmasına da ne desem, ne söylesem bilmiyorum yani.

Sonuç olarak Galatasaray, Kadıköy'den bir puanla ayrıldı ve play-off'lar öncesinde dokuz puanlık farkı korudu. Eğer lig böyle biterse, beş puanlık bir avantajı olacak Galatasaray'ın. Hadi bir şekilde Galatasaray.'ı Kadıköy'de yendin diyelim; ama deplasmanda kazanmak Fenerbahçe için gerçekten zor olacak. Ki bence şampiyon olmak istiyorsa bu takım, deplasmanda Galatasaray'ı kesinlikle yenmesi gerekiyor.

9 Mart 2012

Ankaragücü 0-2 Fenerbahçe

Bu maç için yazacak bir şey var mı? Kesinlikle yok. Hatta maç bittikten sonra bir süre düşündüm ciddi ciddi ama, yok yani.

Söylenecek şeyler çok kısıtlı.

Mesela Fenerbahçe bilmem kaç maç aradan sonra deplasmanlardaki kazanamama serisine son verdi.

Mesela Galatasaray maçı öncesinde deplasmanda kazanarak bir derece olsun moral kazanmış oldu.

Bu ikisinin dışında söylenecek ekstra bir şey de yok aslında.

Bir de; Ziegler bu takımda o formayı giymeyi hak etmiyor, Bilica'dan sonra. O beğenmediğimiz, burun kıvırdığımız Andre Santos'u gözler bir kez daha aradı bu maçta...

4 Mart 2012

Özlediğim, İstediğim Fenerbahçe Bu!

Artık şunu kabullenelim. Bu sezon iki farklı Fenerbahçe izliyoruz. Şöyle ki; iç sahada döktüren, harikalar yaratan, hatta büyüleyen ama öte yandan deplasmanlarda da sanki küme düşmeye oynayan aciz bir takımdan pek farkı olmuyor Fenerbahçe'nin. Aynı şeyi geçen hafta da söylemiştim ve dediğim şey çıktı. Her şeyiyle müthiş bir Fenerbahçe izledik bugün. Hatta böyle bir futbol izlemeyeli nereden baksanız seneler oldu. Tıpkı Daum'un ilk Fenerbahçe macerasında yarattığı takım gibi. Ya da Zico dönemindeki Fenerbahçe vardı sanki bugün sahada.

Ben Eskişehirspor maçını, geçen seneki Yeni Malatyaspor maçına benzetiyorum aynen. Malum, ne olduysa o maçtan sonra olmuştu ve Fenerbahçe lig tarihine geçerek şampiyon olmuştu geçen sene. Aynı şeyin Eskişehir maçından sonra da yaşandığı hissiyatı var içimde. Şu an deplasmanlarda kötü bir grafik çiziyor belki takım ama, en azından Ankaragücü deplasmanı takımı -deplasmanlar için- bir derece olsun uyandıracaktır.

Artık Stoch için ne yazsak, ne konuşsak bilemiyorum. Gerçekten bilemiyorum hem de. Tek bir bildiğim var; o da çok büyük bir oyuncu olduğu. Bu akşam attığı ilk gol, jeneriklikten de öte bir goldü. Daha önce de söylemiştim, yine söylüyorum. Alex şunun şurasında Fenerbahçe'de en fazla iki ya da üç sene daha top oynar. Ondan sonra Fenerbahçe'nin 'lider' oyuncu eksikliğini gidermesi açısından Stoch tam ideal bir oyuncu. Bu yükü kaldırabilecek potansiyeli var çünkü. 

Stoch dışında Moussa Sow'u da unutmayalım. Güiza ve Bienvenu gibi oyunculara bu takımda şahit olduktan sonra çölde bir vaha gibi geldi bu bünyelere. 5 maçta 3 gol atması ve o uyum sürecini kısa sürede atlatması kendi ve Fenerbahçe adına büyük şans. O da bu akşam yaptı yine yapacağını...

Son olarak; oynanan oyunun dışında bu maçta Fenerbahçeli oyuncuların gördüğü kartları eleştiren bir kesim de  yok değil hani. Tabii o kesim, diğer takım taraftarları oluyor. Aykut Kocaman bu oyunculara "Bilerek kart görün" demiş sözümona. E madem öyleyse; Gökhan Gönül de kart sınırındaydı. Durum böyle olunca o da neden kartlarını sıfırlamadı ki? Gayet yapsa yapardı yani... Neyse, geçiniz bu işleri.

26 Şubat 2012

İki Resim Arasındaki 10 Farkı Bulun

Bu, dün akşam oynanan Milan-Juventus maçından bir kare...

 Bu da bu sezon Antalya'da oynanan Antalyaspor-Beşiktaş maçından... İki resim arasında ne kadar çok benzerlik var değil mi?

25 Şubat 2012

Böyle Onur Mücadelesi Olmaz!

Belediye maçından sonra malum "onur mücadelesi" ile ilgili bir yazı yazmıştım ve doğal olarak bu takımı eleştiren kesime hitap etmişti o yazı. Ama o maçtan sonra işler değişti desek yeridir. Sezon başından beri biz taraftarlar olarak "onur mücadelesi" diye bir yerlerimizi yırtıyoruz ancak gelin görün ki futbolcular bu mücadelenin farkında bile değil. Yani şu an da onur mücadelesini yalnızca taraftarlar veriyor. Bunun en yakın örneği olarak dün akşam Çağlayan'a koşa koşa giden binlerce taraftarı gösterebiliriz. Ya da daha yakın bir örnek vermek gerekirse, bu sabah tüm şartlara rağmen kalkıp Eskişehir'e giden, hatta bir kısmı stada dahi alınmayıp, İstanbul'a geri gönderilen taraftarları gösterebiliriz.

Aslında biz taraftarlar olarak bu takımdan bu sezon çok fazla bir şey istemiyoruz. "Sadece mücadele edin, formanın hakkını verin, yeter" diyoruz ama ne yazık ki onu bile beceremiyorlar.

 İşin bir diğer ilginç yanı ise ne biliyor musunuz? Bu hafta adeta tel tel dökülen, gösterdiği mücadele itibariyle herhangi bir amatör takımdan farkı olmayan takımın yerinde önümüzdeki hafta Gençlerbirliği maçında çok farklı bir takım görüntüsü içine girecekler lakin yine bir sonraki deplasman maçında aynı şeyleri yaşayacağız, aynı şeyleri yazacağız.

Normalde şu haftaya kadar yaşanan tüm puan kayıplarından sonra "Canınız sağolsun" derdim ama bu sefer demiyorum, demeyeceğim. Zira biz öyle dedikçe bu takım bunun arkasına sığınıyor ve ortaya böyle bir sonuç çıkıyor. Yeri gelmişken şunu da söyleyeyim, böyle giderse play-off'larda Fenerbahçe'nin şampiyonluk şansı olacağını asla düşünmüyorum.

18 Şubat 2012

Fenerbahçe 4-2 Sivasspor | Alex Oynayınca

Bu maç, sıradan bir maç değildi. Bundan yalnızca birkaç ay önce Manisaspor maçında bir ilke imza atan Fenerbahçeli kadın taraftarlara, bu maçta da büyük iş düşüyordu. O üstlerine düşen görevi fazlasıyla yerine getirdiler de, soğuk havaya rağmen. İlk kez Manisa maçında geçilmişti bu uygulamaya ve sonrasında epey geyikler dönmüştü sağda solda. Ama o dönen geyiklerden sonra nereden bakarsanız bakın, toplam beş veya altı kez diğer takımlar bu cezaya maruz kalmıştı ve bu maçların hiçbirinde o atmosfer yakalanamadı. Üstelik bu sefer sadece statta maç izlemekle kalmayıp,  koreografi işine de el attılar. Başarılı da oldular hatta. Onlarla ne kadar övünsek azdır, kim ne derse desin.

Zamanında o kadar dalgasına vurduk bu laf söylendiğinde ama, futbol gerçekten enteresan bir oyun. Bunu son bir hafta içinde net bir biçimde gördük, özellikle Karabükspor maçında. O maçın yazısını yazarken Alex'e biraz fazla değinmiştim. Amacım elbette kendisini eleştirmek değildi de, artık onun vadesinin dolduğundan söz etmiştim, ama yanılmışım. Bu maçtan sonra bir kez daha diyorum ki ; Alex gerçekten büyük oyuncu!

Ama her şey bir yana, şu durumu asla inkâr edemem. Fenerbahçe top oynamıyor, mücadele etmiyor. Bunu haftalardır söylüyoruz, yine tekrarlayalım. İlk yarıda Sivasspor, yakaladığı fırsatları değerlendirebilse maç kesinlikle çok farklı noktalara gelirdi, bu bir gerçek. Lakin derler ya "futbolun adaleti yok" diye, işte maçın ikinci yarısı tam da böyle olmuştu. Ha, yine tekrarlamak da fayda var. Bu ikinci yarıda oynanan oyun kimseyi aldatmasın, oynanan oyundan kimse memnun değildir yani. Skor her ne kadar farklı olsa da...

Son olarak, Dia artık sınırları zorluyor. Şu güne kadar kendisine o kadar şans tanındı ama yok, bir türlü istenen düzeye çıkamadı, çıkamıyor. Halbuki ben ondan Stoch gibi patlama yapmasını bekliyordum şu zamana kadar ama boş bir beklenti içerisindeymişim sanırım.

12 Şubat 2012

Karabükspor 2-1 Fenerbahçe

Fenerbahçe iyi oynamıyor. Sadece bu maç özelinde değil, haftalardır iyi oynamıyor. Bunu inkâr edemeyiz. Kötü oynadığı yetmezmiş gibi mücadele de etmiyor. Kadıköy'de oynanan maçları bir şekilde, kötü oynasa bile kazanıyor ama deplasmanlarda aynı şey olmuyor maalesef. Bunu hep söylüyoruz, deplasmanlarda takım kötü oynadığı zaman muhakkak puan kaybı yaşıyor.

Yanlış olmasın, galiba Samsun maçı yazısında "Alex durunca, Fenerbahçe de duruyor" demiştim. Bu da apayrı bir gerçek. Fenerbahçe'nin artık Alex'in eline bakmaması gerekiyor. Zira artık Alex eski gücünde değil, bunu kabul edelim. Bu maçta tamam, gol attı filan ama yok, Alex artık Fenerbahçe'yi taşıyamıyor. Bu, eleştiri olarak algılanmasın, neredeyse son 10 maçtır ortada olan bir gerçek. O yüzden Fenerbahçe'nin yavaş yavaş yeni sistemler geliştirmesi gerekiyor bence. Yani zaten çok çok öncesinden yeni bir sistem, ya da formül bulması gerekiyordu bu duruma ama şu andan itibaren kesinlikle bir çözüm bulması şart.

Herhangi bir mağlubiyetten sonra çıkıp bir oyuncuyu günah keçisi ilan etmeyi sevmem ama bir Ziegler gerçeği var bu takımda. Hoş, sırf bu maç için değil, yine son birkaç maçtır Ziegler inanılmaz sırıtıyor. Belki çok bariz hatalar yapmıyor evet ama bazı noktalarda çok yetersiz kalıyor işte. O yüzden ben hep söylemişimdir. Fenerbahçe, Niang'dan sonra en çok Andre Santos'u arıyor bana göre. Zamanında o adamı da o kadar eleştirdik ama kıymetini gittikten sonra anlayabildik tabii.

Fenerbahçe önümüzdeki hafta Sivasspor'u bir şekilde mağlup edecek belki ama sonrası yine malum. Ondan sonraki hafta deplasmanda yine karın ağrısı çekerek maçları izlemeye devam edeceğiz. Şu an ki görüntü bundan ibaret.

5 Şubat 2012

Fenerbahçe 2-0 Beşiktaş | Daum Ruhu

Hani hep derler ya, "Derbilerin favorisi olmaz!" diye, işte bu maç, diğerlerinden biraz farklıydı. Bu derbinin bir favorisi vardı ve o'da Fenerbahçe'ydi. Kadrolar netleştikten sonra ibre Fenerbahçe'ye dönmüştü lakin sahada oynanan oyunu göz önüne alırsak, Fenerbahçe içino kadar da rahat bir maç olmadı. Sırf bu maç için değil, Fenerbahçe son iki-üç maçtır iyi oynamıyor, iyi oynaması yetmezmiş gibi mücadele de etmiyor.

Geçen, Samsun maçı yazısında "takım Daum döneminde olduğu gibi son birkaç maçtır skor avantajını elde ettikten sonra arkaya yaslanıyor" demiştim. Aynı durum bu maçta da devam etti. İlk yarı bir derece olsun mücadele etme gayreti içinde olan takım, ikinci yarı tamamen savunmaya yaslandı ve bu da doğal olarak Beşiktaş'ın işine geliyordu ama onlar da yararlanamadı bu şanslardan.

Yine Samsun maçı yazısında "Alex olmayınca, olmuyor"" demiştim. Bu maçta Alex vardı, ama o her zaman alışık olduğumuz Alex yoktu sahada. Bu aslında sadece bu maçta değil, yine son birkaç maçtır böyle. Alex durunca, Fenerbahçe'de duruyor.

Moussa Sow'un ilk maçında golle buluşmasına çok sevindim şahsen. Daha önce söylemiştim, yine söylüyorum. Sow, bu takımın ikinci Niang'ı olacak!

Tribünlere de değinelim biraz...

Aylardır Fenerbahçe taraftarı "Deplasman yasağı kalksın" diye o kadar mücadele verdi ve deplasman yasağı bu maçlık kalktı. Ama bu mücadelenin karşılığı bu olmamalı bence. Eğer böyle olacaksa, deplasman yasağı devam etsin. Ki devam edecektir kesinlikle bu maçtan sonra. Ayrıca edilen o kadar küfürden sonra Fenerbahçe'ye ceza gelmezse, gerçekten büyük sürpriz olur.

2 Şubat 2012

Samsunspor 3-1 Fenerbahçe | Alex Olmayınca, Olmuyor

Fenerbahçe'de artık senelerdir bu durum çok açık bir biçimde ortada. Alex olmayınca, olmuyor. İç sahada bir şekilde takım kendi başının çaresine bakabiliyor ama, deplasmanlar için aynı şeyi söylemek neredeyse imkansız. Aykut Kocaman bu sezon Stoch'tan 'ikinci bir Alex' yaratmaya çalışıyor, hatta son birkaç maçtır bu denemeleri başarılı oldu gibi ancak henüz Alex'siz bir Fenerbahçe mümkün değil şu an için.

Cristian'a değinmeden de edemeyeceğim. Cristian çok ilginç bir oyuncu, artık bunu kabullenmek lazım. Hani bazı büyük oyuncular için "maç seçiyor" derler ya, işte Cristian'da da bu durum söz konusu. Adam maç seçiyor, Mesela Manisa deplasmanında şahane top oynayan bir Cristian izlemiştik, bu maçta aynı adam yerlerde sürünüyordu. Hatta takımın en kötülerinden birisiydi diyebilirim. Bir de Cristian büyük oyuncu mu? Değil, bunu da göz önüne almak lazım bence.

Söyleyecek pek fazla şey de yok aslında. Fenerbahçe, Galatasaray'ın puan kaybettiği haftada, geleneğini bozmadı ve o da modaya ayak uydurarak puan kaybı yaşadı. Puan farkını kapatma şansını da kaçırmış oldu hâliyle. Son olarak, hafta içi maçları Fenerbahçe'ye yaramıyor maalesef.

30 Ocak 2012

Fenerbahçe 2-1 Mersin İdman Yurdu | Sow Gelince...

Son üç hafta, daha doğrusu son üç maç bize gösterdi ki, Fenerbahçe çok dengesiz bir takım oldu çıktı bu sezon. Ya çok müthiş oynuyorlar, ya da tam tersi çok kötü oynuyorlar. Henüz ortası yok bunun. Belediye maçında oynanan kâbus gibi futboldan sonra Mersin maçının ilk yarısı ilaç gibi geldi açıkçası. İlk yarı genelinde takım olarak çok iyiydi Fenerbahçe. Herkes elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyordu, bu çok net ortadaydı yani. Şu haftaya kadar yaka silktiğimiz Bienvenu bile ilk yarı boyunca Mersin stoperlerine baskı yaptı, çabaladı en azından bir şekilde. Bu maçta oynadığı oyunu sezon genelinde oynasaydı, Fenerbahçe şu an çok farklı noktada olurdu, bunu her zaman söylüyoruz. Tabii Bienvenu'nün birden patlama yapmasının altında Sow'un transfer edilmesinin etkisi de var. Her halükârda kendisinden kat be kat daha iyi bir oyuncu transfer edildi çünkü o bölgeye.

Stoch için artık ekstra bir şey söyleyemeyeceğim. Adam her maçta şahane oynuyor, gol atıyor, asistler yapıyor. Ben artık ciddi ciddi ona 'ikinci Alex' gözüyle bakmaya başladım. Ayrıca, bu adam normal bir gol atamıyor efendim. Yine o klasik gollerinden birini attı dün akşam. Benim deyimimle ; "Stoch yine Stoch golü attı"

İlk yarı için neler söylesek, neler yazsak azdır. Ancak ikinci yarı için aynı şeyleri söylemek imkansız. İkinci yarı boyunca oynanan oyunu görünce aklıma Daum döneminde oynanan futbol geldi. Skorun üstüne yatmaya çalışan, hiçbir varlık gösteremeyen bir Fenerbahçe vardı sahada. E hâliyle bu şartlarda Mersin'in golü bulması da kaçınılmaz olmuştu. Soğuk havayla beraber yine rahat bir maç izleyemedik ama maçın sonunda kazanmak elbette güzeldi, ikinci yarıdaki kötü futbola rağmen... Bu arada, dün akşam hava hakikatten çok soğuktu. İki sene önce Denizlispor ile oynanan maçta bile bu kadar üşümemiştim, o kadar söyleyeyim.

25 Ocak 2012

Bi' 'Onur Mücadelesi' Vardı, Sahi Ne Oldu O'na?

Belediye ile deplasmanlarda yapılan maçlar Fenerbahçe için hep sıkıntılı geçmiştir. Artık bunu söylemekten bıkkınlık geldi ama durum aynen böyle. Geçen sene yine burada Belediye'ye karşı elde edilen galibiyetten sonra bu sene de beklentiler yine büyüktü Fenerbahçe'den.  Ama yine evdeki hesap çarşıya uymadı ve Fenerbahçe sahadan mağlubiyetle ayrıldı. Kötü oynayarak ayrıldı hem de. İyi oynamış veya kötü oynamış, bu sezon işin o kısmı benim pek umrumda değil, çoğu taraftar gibi.

3 Temmuz'dan bu yana yaşanan gelişmelerden sonra, herkes bu sezonu gözden çıkartmıştı ve takım sahaya 'onur mücadelesi' vermek için çıkıyordu. Bu haftaya kadar alınan iyi sonuçlardan sonra o 'onur mücadelesi' fikri herkesin aklının bir köşesindeyken, kötü sonuçlar alındıktan sonra da, yaşanan her şeyi unutup sağa sola saldırmaya başlayan bir kesim vardı maalesef, hâlâ da var gerçi. Aslına bakarsanız, kötü oyun ve mağlubiyete rağmen ben normal maç yazımı yazıp önüme bakacaktım bugün lakin twitter'da gördüğüm birkaç tweet üzerine fikrimi değiştirdim ve maç yazısı yerine böyle genel bir yazı çıktı ortaya.

Ne diyordum? Heh, hadi takımı eleştirirsin, olumsuz yorumlar yaparsın eyvallah, ona kimse ses etmez de, sen çıkıp Aykut Kocaman'a böyle bir ortamda ana avrat küfür edersen, işte o zaman olay farklı boyutlara taşınır. Bu takımda küfür edilecek en en en son isim Aykut Kocaman'dır, artık bazı insanlar şunun farkına varsa, her şey daha güzel olur bence. Bunu sürekli söylemişimdir. Fenerbahçe iki maç kazandıktan sonra "Sen bizim Kocaman gururumuzsun" diye tezahürat yapan adamlar, takım kötü oynayınca, kötü sonuç alınca da böyle küfür edebiliyorlar işte. O yüzden sizlere söyleyecek pek fazla sözüm de yok, bari bırakın da, mümkünse bu sezona 'onur mücadelesi' gözüyle bakan kişilere ayıp etmeyin, yazıktır.

21 Ocak 2012

Fenerbahçe 4-0 Kayserispor | Lefter

 Kadıköy'de bugüne kadar 50'ye yakın veya daha fazla maç izlemişimdir. Bu 50 maçın 48 tanesinde güvenlik konusunda hiçbir sıkıntı yaşamadım. Yani elimi kolumu sallaya sallaya stada girmişimdir hep. Artık ne hikmetse, bu sezon ne olduysa bu güvenlik görevlilerine, ikinci defa stada girişte sorun yaşadım. Bu sezon ilk olarak -hangi maç olduğunu hatırlamıyorum- cüzdanımdaki bozuk paraları kaptırmıştım. Bu maçta da "öğrenci" kontenjanından yırttık çok şükür. Tabii yırttık ama buna rağmen hiç hoş hareketler değil bunlar.

 Maça gelecek olursak, Fenerbahçe iki haftadır çok iyi mücadele ediyor. En azından şu iki maçtır iştahlı bir takım izliyoruz, yaşanan onca gelişmeye rağmen. Bu maça da Manisaspor maçında olduğu gibi başladılar. Yalnız tek fark şuydu, Manisa maçında 90 dakikanın tamamına yayılan iştahlı oyunu Kayserispor karşısında sadece 20 dakika izleybildik.  Bu arada golün gelmesi de önemliydi elbette. Beklenmedik bir pozisyonda attı golü Alex, herkesen için sürpriz oldu desek yeridir.

Alex demişken, bugün Fenerbahçe sahaya kağıt üstünde forvetsiz çıkmıştı. Hâliyle maç öncesinde bunu biraz garipsedim. Sonrasında Alex'in istekli oyununu görünce "iyi ki maça böyle başlamış Aykut Kocaman" dedim kendi kendime, yalan yok. Bu maç bize gösterdi ki, 34 yaşındaki Alex, asıl mevkii forvet olmamasına rağmen Semih ve Bienvenu ikilisinden kat be kat iyiydi.

İkinci yarıda Alex'in penaltısından sonra Kayserispor'un direnci net bir biçimde kırıldı. Sonrasında da rahat bir maç izledik zaten. Bu arada yine Stoch'a değinmezsem çatlarım. Adam oynuyor efendim, durduramıyoruz. Bu akşam klasik gollerinden birini attı yine. Benim deyimimle "Stoch, Stoch golü attı"

Maçtan önce twitter'da gollerden sonra Lefter Küçükandonyadis diye anons yapılacak deniyordu ama buna ben pek fazla ihtimal vermiyordum açıkçası. Maçın en anlamlı, en güzel anı ise bu anonslardı. Bir kez daha ; Rahat uyu Lefter!

Yazıyı güvenlik görevlileriyle açtık, yine onlarla noktalayalım. Maç 4-0 olmadan önce stattan çıkmak için merdivenlere yönelmiştim, kalabalık oluyor diye erken çıkmak istedim hâliyle. Koridorlara ulaştığımda tam stadın kapısından bir adım ya attım ya da atmadım, gol oldu. Golü koridorlardaki televizyonlardan izlemek için arkamı döndüm, oradan güvenlikçi "tekrar giremezsin" dedi. Yanındaki diğer görevli "bırak girsin yahu" dedi ama giremedik ve son golü göremedim hâliyle. Onlara da selamımızı iletelim!

20 Ocak 2012

Hayırlı İşler Beyler

Bildiğiniz üzere bu akşam Antalyaspor-Beşiktaş maçı vardı ve Beşiktaş maçı 2-1 kazandı. Maçın iyi oynadı veya kötü oynadı kısmına girmeyeceğim. Maçın ilk yarısında, 36. dakikada bir pozisyon vardı ki, tek kelimeyle yazık oldu Antalyaspor'a, bunun başka izahı yok yani. Sonuç olarak ; yan hakemin hatası yüzünden gol sayılmadı. Buraya kadar her şey normal.

Bu da geçen hafta oynanan Beşiktaş-Bursaspor maçından. Burada da görüldüğü gibi Bursaspor'un 'net' golü verilmedi.

Bu yazıda asıl anlatmak istediğim meseleye ise şu ; aynı olay Fenerbahçe'nin başına gelmiş olsa -ki birçok kez şahit olduk- ligin sonuna kadar, hatta senelerce konuşulur dururdu böyle bir olay. Ama ne hikmetse bu tarz şeyler diğer takımların başına gelince bir şekilde konuşulmuyor, unutuluyor, üstüne gidilmiyor kısacası.Benim kabullenemediğim, hazmedemediğim nokta da bu esasında. "Aynı tepki neden bu takımlara gösterilmiyor da sadece Fenerbahçe'ye gösteriliyor" diye sormazlar mı adama?

Bu yazıdan sonra "ağır fanatiksin sen" yaftası yiyeceğim kesin ancak durum bundan ibaret. İster kabullenin, ister kabullenmeyin, orası size kalmış.

19 Ocak 2012

Manisaspor 1-2 Fenerbahçe

Blogdan üç ay ayrı kalınca, o üç ayın acısını çıkartmayı planlıyorum bugün. Maçın üzerinden üç gün geçti, bu maçı yazmanın pek bir anlamı yok esasında lakin arşivdeki yerini alsın diye karalayalım birkaç cümle. Kadıköy'deki maçlarda kötü oynasa bile maç Kadıköy'de olduğu için bir şekilde kazanmasını biliyor takım. Ama deplasmanlarda bu, böyle olmuyor maalesef. Deplasmanlarda 12 maçlık yenilmezlik serisinin ardından takıma bir hâller olduğu çok belliydi. Sivas deplasmanından sonra kazanamama durumu çıktı ortaya. Orduspor ve Antalyaspor maçlarında Alex'in yokluğunda takımın aciz görüntüsü aklıma geldikçe "aha bu maçta da puan kaybedeceğiz" havasına sokmuştum kendimi.

Şunu da kabul etmek gerekir ki, Fenerbahçe tamam eyvallah, çok güzel oynadı evet ama Manisaspor'da da hiçbir şey yoktu. O kadar iyi mücadeleye rağmen forvetsizliğin yol açtığı sorunları bu maçta da gördük net bir biçimde. Stoch ve Caner'in insanüstü performanslarının yanında becerikli bir forveti olsaydı takımın, çok rahat kazanacağı bir maç olurdu Fenerbahçe için, ama olmadı.

Stoch demişken, kendisi için ne söylesem, neler yazsam bilemiyorum. Yazacak çok fazla şey var zira kendisi için. Sezon başında kendisine sallayanların yüzünü kızarttığı için teşekkür etmek lazım. Yürüyedur Stoch!

24 Ekim 2011

Fenerbahçe 0-0 Samsunspor | Saygı Duruşunda Bile Sessiz Duramamak

Yazı için attığım başlıktan daha farklı bir yazı daha çıkabilirdi belki ortaya ancak ben iki konuya aynı anda değinmek istedim bu seferlik. Evet bütün hafta boyunca yaşanan olaylar, ilk önce verilen 24 şehit ve millet olarak bu olayın şokunu üzerimizden atamamışken dün Van'dan gelen deprem haberi epey sarstı herkesi. Tabii bütün olaylar üst üste gelince, dünkü maç pek bir anlam ifade etmiyordu bizler için. Yine hafta boyunca taraftar grupları tarafından yapılan duyurularla, bu maçın çok farklı bir havada geçeceği belliydi.

Bana sorarsanız maçın en unutulmaz yanı, şehitlerimizin adlarının statta anons edilirken taraftarların "Burada!" diye karşılık vermesi ve o anda dökülen göz yaşları, her şeyin önüne geçti. Onun dışında maçtan önce dağıtılan Türk bayrakları ve yine maçtan önce tribünlerde açılan dev Türk bayrakları, milli maç havası yarattı doğal olarak.

Yapılan saygı duruşuna da değinmek gerekirse de, sırf bu maç için konuşmak elbette yanlış olur. Bizim millet olarak belli bir saygı duruşu kültürümüz yok ne yazık ki. Yani o bir dakikalık süreçte bile çenemizi kapatmayı bilmiyoruz. Dünkü maçta da çok farklı bir durum yaşanmadı ve tekbir getirenlerinden tutun da, "Şehitler Ölmez Vatan Bölünmez" diye slogan atanlarına kadar çok farklı tepkilerle karşı karşıya kaldık. Benim anlayamadığım nokta, bir dakika sessiz durmak bu kadar zor mu? Şayet zorsa, statlarda veya salonlarda saygı duruşu uygulaması kaldırılsın o zaman. Veya insanlara bununla ilgili eğitim verilsin. Bu kadar net.

Neyse, o konuyu fazla uzatmadan biraz da maça değinelim. Şöyle bir durum var ki, Fenerbahçe, rakiplerinin puan kaybettiği haftalarda kazanmasını bilmiyor. Bu senelerdir böyle olmuştur. Böyle de cömert bir takım olma özelliğine sahibiz işte. Sahada oynan futbol ise, pek memnun etmedi açıkçası beni. Geçen hafta Mersin deplasmanında kazanmamıza rağmen orada sallanan bir görüntü içerisindeydi takım. Bu haftada o sallantı devam etti ve sonuç olarak yine Şükrü Saraçoğlu'nda puan kaybı yaşadı Fenerbahçe. Manisaspor maçından sonra, iç sahada yaşadığımız ikinci puan kaybı oldu böylelikle. Deplasmanlarda ise durum bunun tam tersi, takım sürekli kazanıyor.

Bir sonraki maç Beşiktaş ile. Aslına bakarsanız, derbi öncesi puan kaybetmek, takım üzerinde ekstra bir motivasyon yaratabilir diye düşünüyorum. Zira birçok kez bu böyle olmuştur. Umarım bu maçta da aynısı olur ve Fenerbahçe, İnönü deplasmanından galip döner...

25 Ağustos 2011

Ne Diyeceğini Bilememek

Ne desem, ne yazsam bilemiyorum. Bütün bir sezon boyunca ne zorluklarla, ne sıkıntılarla elde edilen başarılar, bir çırpıda gölgelenmeye çalışılıyor. İşte böyle ilginç bir ülkede yaşıyoruz, ne yazık ki.

7 Haziran 2011

Fenerbahçe'nin Gol Raporu

Acısıyla tatlısıyla bir sezon daha geride kaldı efendim Süper Lig'de. Tabii bir sürü olay yaşandı falan derken, ligi Fenerbahçe şampiyon tamamladı bildiğiniz üzere. Durum böyle olunca, ben de Fenerbahçe'nin bu sezon gol raporunu ele almak istedim. Bu sezon, yani daha doğrusu geçtiğimiz sezon Fenerbahçe için çok bereketli bir sezondu. Zira kadroda bulunan 25 oyuncudan tam 15'i skora katkı da bulundular. Bu da gerçekten çok ciddi bir rakam.

Alex De Souza : Gol krallığına göre değerlendirmeye başlamak istedim ve gol krallığının bu sezon en tepesinde Alex vardı tabii ki de. Dile kolay, 34 maçta tam 28gole imza attı ve şampiyonluğu getiren adamın Alex olduğunu her Fenerbahçeli gibi ben de çok rahat söyleyebilirim. Fenerbahçe'ye geldiği günden bu yana en verimli sezonu, bu sezondu tartışmasız.

Mamadou Niang : Fenerbahçe'ye transfer olduğu gün, sevinçten havalara uçmuştum. Çünkü bilmem kaç yıl aradan sonra ilk kez adam akıllı bir santrfor transferi yapılmıştı takıma. Malum Kezman ve Güiza fiyaskolarından sonra böyle bir transfere ihtiyacı vardı takımın ve sezon içinde bazı bölümlerde zaman zaman iniş çıkışlar gösterse de, sezonu 15 golle tamamladı ve onunda bu şampiyonlukta etkisi oldukça fazla.

Semih Şentürk : Ben kendimi bildim bileli, Semih Şentürk Fenerbahçe'de hep "Nöbetçi golcü" olarak anıldı ve hâlâ da anılıyor. Geçtiğimiz sezonlarda olduğu gibi, bu sezonda yedek kulübesinin vazgeçilmez isimlerinden birisi oldu ancak sezonun yarısını yedek kulübesinde geçirmesine rağmen 10 golle sezonu tamamladı. Her ne olursa olsun, azımsanmayacak bir rakam bana göre.

Diego Lugano : Sezon içerisinde bir savunma oyuncusundan 7 gol atmasını beklemek hayalcilik olur esasında di mi? Ancak Lugano bu duruma aldırmadan Fenerbahçe'ye geldiği ilk günden bu yana yaptığı en iyi ikinci şeyi yapmaya devam etti ve gollerini atmaya devam etti bu sezonda. 2-3 gol atsa neyse de, bir stoperin, bir sezonda 7 gol atması hakikatten normal bir istatistik değil kesinlikle.

Andre Santos : Daum döneminde Fenerbahçe'ye transfer edilen ve hâliyle o dönem beklentilerin yüksek olduğu isimlerden birisiydi Andre Santos. Daum onu ilk zamanlarında sol açık olarak görevlendiriyordu ve skora da katkısı belli bir etkisi oluyordu. Ancak bir zaman sonra asıl yerinin sol bek olduğu yönünde açıklamaları olmuştu Santos'un o zamandan sonra asıl yeri sol bek olmuştu. Buna rağmen bu sezona baktığımız  vakit, 5 gol attı bütün bir sezon boyunca.

 Emre Belözoğlu : Hani her takımın olmaz olmaz sayılı oyuncuları vardır ya, Alex'den sonra Fenerbahçe'de en azından benim vazgeçemeyeceğim oyunculardan birisi Emre Belözoğlu'dur. Bir orta saha oyuncusundan sürekli skora katkı yapmasını bekleyemezsiniz ancak yine de bir katkı sağlaması gerekir iyi bir orta saha oyuncusunun. Emre Belözoğlu'da Fenerbahçe'ye geldiği günden bu yana en verimli sezonunu geçirdi ve 34 haftada 4 gole imza attı.

Gökhan Gönül : Gökhan Gönül için hep şunu savunmuşumdur ; bu adam sağ bek değil de, sürekli sağ açık oynasa hem takımı için hem de kendisi açısından çok daha verimli bir oyuncu olacaktır. Ancak yine de tabii bu teknik direktörün tercihidir bu ve sağ bekte de elinden geldiğince skora katkı da bulunmaya çalıştı bu sezon ve 3 golle sezonu tamamladı.

İssiar Dia : Fenerbahçe'nin bu sezon boyunca kanatlarda etkili olmasında en önemli pay sahiplerinden birisi de İssiar Dia'dır herhalde. Çok iyi slalom çalımlar atabiliyor ve bu vesileyle Fenerbahçe'nin bu sezon attığı gollerin çoğunda kanatların etkisi oldukça fazlaydı ve Dia'nın hakkını da yememek lazım o açıdan. Dia için "çok güzel slalom çalımlar atabiliyor" dedik ancak bitiricilik konusunda sıkıntı yaşadığı bir gerçek. Bütün bir sezon boyunca yalnızca iki gol atabilmiş olması da bu durumu doğruluyor aslında. O yüzden bitiricilik konusunda biraz daha yetenekli bir oyuncu olabilse, Dia şu an daha büyük kulüplerde oynuyor olabilirdi bence.
Miroslav Stoch : Tıpkı Dia örneğinde olduğu gibi Stoch'da da aynı sorun, yani bitiricilik sorunu olduğunu düşünüyorum. Gerçi Stoch bu sezon Dia'ya oranla daha az forma forsatı buldu ama skora az katkı sağladı. Ancak iki gol atmış olmasına rağmen, bu attığı iki gol kritik haftalarda geldi ve bu goller belki de Fenerbahçe'nin şampiyon olmasını sağladı diyebiliriz.

Caner Erkin : Fenerbahçe'de oyununu beğenmediğim isimlerden birisi açık ara Caner Erkin'di bu sezon. Ona rağmen, o da 1 golle sezonu tamamladı.

Daniel Güiza : Fenerbahçe'ye geldiği ilk günden bu yana hep eleştirildi, sürekli eleştirildi ancak, o kadar eleştirilmesine rağmen bu sezon öyle bir gole imza attı ki Buca deplasmanında, bu gol takımı resmen ipten aldı diyebiliriz. Belki de o golü atmasaydı, ligi Trabzonspor şampiyon tamamlayacaktı. O açıdan her ne olursa olsun, hakkını teslim etmek gerekir Güiza'nın.

Selçuk Şahin : Güiza örneğinde olduğu gibi, yıllardır sürekli eleştirilen isimlerden bir diğeri de Selçuk Şahin'di elbette. Ancak Selçuk'un şöyle bir durumu var ki ; kritik maçlarda ve özellikle de derbi maçlarda attığı gollerle kendini kurtarmayı bildi bir şekilde. Bu sezonda 1 gole imzasını attı nihayetinde.

Joseph Yobo : Lugano'dan sonra stoperin vazgeçilmezlerinden birisi de Yobo'dur tabii ki de. O da bu sezon 1 golle tamamladı sezonu.

Bekir İrtegün : Bu sezon boyunca pek fazla forma şansı bulamasa da, skora katkı açısından en azından 1 gol atan isimlerden biri de Bekir'di. O golü de Ankaragücü karşısında atmıştı.


Mehmet Topuz : Sürekli savaşan, mücadele eden ancak işin skor yönüne geldiğimiz vakit, pek fazla katkı sağlayamayan isimlerden birisi de Mehmet Topuz'dur. O da yalnızca 1 gol atabildi bütün bir sezon boyunca.

29 Mayıs 2011

Serdar Kesimal Transferi Üzerine

Orhan Şam transferini yazarken de demiştim, transferde en çok gelişmelerin havada uçuştuğu takım Fenerbahçe diye. Ki bunu söyledikten birkaç gün sonra bir transferi daha resmiyete döktü Fenerbahçe. Resmi açıklamanın az önce gelmesiyle artık Serdar Kesimal Fenerbahçe forması giyecek bundan böyle.

Şöyle bir durum var ki, önümüzdeki sezon takımın Şampiyonlar Liginde mücadele edecek olmasının transferlere de etkisi oldukça fazla. Daha çok takımın Şampiyonlar Liginde mücadele edecek olmasından dolayı transferlerde bu durum göz önüne alınarak yapılıyor. Çünkü işin ne tarafından bakarsanız bakın, Fenerbahçe önümüzdeki sezon en aşağı 45-50 maç oynayacak bütün bir sezon boyunca. Maç sayısının artmasıyla beraber, doğal olarak bol alternatifli bir kadro kurmak durumunda kalıyorsunuz ve şimdiye kadar yapılan transfer de öyle küçümsenecek düzeyde isimler değil asla.

Yapılan transferlerle beraber savunmanın da ciddi bir güç kazandığını söyleyebiliriz şimdiden. Özellikle savunmanın ortası için şimdiden iyi bir zemin oluşturulmuş durumda Serdar Kesimal ve Orhan Şam ikilisi ile beraber. Geçen sezon Yobo kiralanmadan önce Bilica ile bu takımın ne sıkıntılar yaşadığını herkes biliyor. Yobo ile sıkıntısız geçen sezonun ardından, şu an ki gelişmelere göre Yobo'nun Fenerbahçe'den ayrılacağını düşünürsek, eldeki mevcut isimler savunmanın ortası için oldukça kabiliyetli isimler. Yobo meselesine geri dönecek olursak, o transfer ile ilgili olarak Everon'ın Fenerbahçe'den 5 Milyon Sterlin gibi bir para istediği söyleniyor. Her ne olursa olsun, bu çok ciddi bir para. O açıdan Yobo bu sezon Fenerbahçe'ye veda edebilir yani.

Gelelim Serdar Kesimal transferinin maddi boyutuna. Resmi açıklama yapılmasına rağmen bu açıklamada Kayserispor'a ne kadar para ödendiği belirtilmemiş. Yalnızca takas yoluyla gönderilen oyuncular belirtilmiş. Bana sorarsanız en kilit nokta da burada zaten. Zira açıklama yapılmadan önce Gökhan Ünal, İlhan Eker ve Okan Alkan'ın takasta kullanılacağı söyleniyordu ve bu üç isimden Okan ile İlhan Kayseri'ye gönderilmiş durumda. Açık konuşmak gerekirse ben Okan'ın adını duyunca çok üzülmüştüm ilk başta. Çünkü bu sezon görev aldığı maçlarda ortaya koyduğu oyun belli, her ne açıdan bakarsanız bakın, takımdan gönderilmesi çok üzücü olacaktı ancak İlhan bonservisi ile beraber, Okan'da kiralık olarak gönderilmiş Kayserispor'a.

Okan'ın kiralık gönderilmesi hem kendi açısından hem de Fenerbahçe açısından çok büyük bir şans. Şayet bu sezon Kayserispor'da düzenli forma şansı bulabilirse, önümüzdeki sezon Fenerbahçe'ye daha verimli bir geri dönüş yapabilir kesinlikle. Sağ bek rotasyonunda da ciddi bir alternatif olacaktır ilerleyen zamanlar için.

27 Mayıs 2011

Orhan Şam & Emmanuel Emenike

Bu sene dikkatimi çeken bir nokta var. O da Süper Lig kulüplerinin transferlerini Temmuz-Ağustos ayına bırakmadan, şimdiden sonuca bağlamaları, başka bir deyişle transfer çalışmalarını erkenden hâlletmek istemeleri bu senenin yeni modası oldu bana göre. Bu durumun böyle olmasından çok memnunum kendi adıma. Zira transfer edilen oyuncunun takıma uyum sağlaması açısından erken davranmak çok önemli. Geçen senelere nazaran bu sene kulüplerin yaptığı transferlerin, daha adamakıllı transferler olduğunu söyleyebiliriz ayrıca. Yani en azından şimdilik.

Transferi erkenden bitirme konusunda öncü olan kulüp, tabii ki de Fenerbahçe. Şu ana kadar iki transfer yapıldı ve yapılan bu iki transfer de çok önemli, takıma kesin yarar sağlayacak düzeyde oyuncular. İlk olarak Orhan Şam'ı ele alalım. Orhan Şam, uzunca bir zamandır Fenerbahçe'ye gelmesini istediğim isimlerden birisiydi, kaldı ki hemen hemen her transfer döneminde ya Fenerbahçe ile ya da diğer büyük takımlarla adı geçiyordu ancak transferde son sözü Fenerbahçe söyledi ve henüz resmi bir açıklama olmamasına rağmen, 3.5 Milyon € gibi bir para ile transferin sonuca bağlandığı söyleniyor.

Fenerbahçe'de Gökhan Gönül'ün bölgesinde yani sağ bekte eksiği olduğu bir gerçekti ve buna rağmen bugüne kadar o bölgeye transfer yapılmamıştı. Tabii takım şampiyon olunca ve hâliyle ertesi sezon Şampiyonlar Liginde mücadele edeceği için, kadro derinliği için böyle bir transferin yapılması şart olmuştu artık.

Ben bu transfer gerçekleşmeden öncesine kadar Orhan Şam'ın Fenerbahçe'ye gelmesini en çok isteyen birisi olmama rağmen, bu transfer gerçekleştikten sonra içimde Orhan Şam'ın Fenerbahçe'de dikiş tutturamayacağı, başarısız olacağı yönünde bir hissiyat oluştu nedense. Geçen sezon yine Gençlerbirliği'nden transfer edilen İlhan Eker örneğinde olduğu gibi bu transferinde o boyutlara geleceğine inanıyorum. Tabii inşallah yanılırım bu konuda.
Fenerbahçe'ye transferi kesinleşen bir diğer isim ise, Emmanuel Emenike. Esasında bu transfer, Orhan Şam örneğinde olduğu gibi o derece sürpriz bir transfer değildi. Zira Emenike'nin adı, Fenerbahçe ile birçok kez anılmıştı sezon içerisinde. Hatta bazıları işi abartıp, Fenerbahçe'nin Karabükspor ile yapacağı maçta açık açık "teşvik primi" aldığını söylüyordu.  Neyse, o konulara girmemek lazım, çünkü biraz daha konuşursak, o konunun içinden çıkılmaz.

Gelelim Emenike'nin yarar sağlayıp-sağlayamayacağına. Daha şurada resmi açıklama yapılalı iki gün bile olmamışken, daha şimdiden Emenike'nin Fenerbahçe'de başarılı olamayacağını savunan bir kesim var. Onu savunan insanlara da söyleyecek sözüm yok tabii. Sezon başlamadan, adam daha maç oynamadan bunu nasıl söyleyebiliyorlar bilmiyorum. Bunun adı aslında doğmamış çocuğa don biçmek gibi bir şey olsa gerek herhalde. Aykut Kocaman'ın geçenlerde bir açıklaması vardı. Emenike ile Niang'ın yeni sezonda aynı kadroda barınamayacaklarını belirtmişti. Bu açıklamalardan sonra, Aykut Kocaman'ın kafasında nasıl bir Fenerbahçe yaratmak istediğini görmek için sabırsızlanıyorum.

16 Mayıs 2011

Fenerbahçe 6-0 Ankaragücü

Öyle uzun uzun maçı değerlendirmeyeceğim. Zira her şey ortada. Şunun şurasında yalnızca bir hafta kaldı ve bir hafta sonra bir aksilik olmazsa şayet, bu takım sezonu şampiyon tamamlayacak. Yani uzun lafın kısası şu ki ; şampiyonluğa yalnızca bir maç kaldı!
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...