Arsenal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Arsenal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Mart 2012

Deli Cesareti

Hemen hemen futbolla ilgilenen her insanın Avrupa'da sempati duyduğu, desteklediği takımlar vardır. Mesela benim için bu takımlar İngiltere'de Arsenal, Almanya'da Schalke ve İspanya'da Real Madird'tir. Normal şartlarda ne olursa olsun bu takımları her daim desteklerim lakin dün olay biraz farklıydı benim için.

Öyle çok fazla iddaa oynayan, bahis yapan birisi değilimdir normalde ama son zamanlarda baya sardım bu bahis hadisesine.Tabii başıma ne geldiyse yine bu desteklediğim, sempati duyduğum takım yüzünden geldi ya, neyse. "İlk maçı zaten Milan 4-0 kazanmış, ikinci maçta da Milan şu meşhur italyan savunmasını yapar ve Çanakkale geçilmez diyerek ne var ne yok savunmaya çekilir" dedim ve alt oynadım o maça. Ama işte gelin görün ki, ben o maça alt oynadım diye Arsenal'ın maça asılacağı tuttu ve daha ilk yarıda üç gol birden buldular. Hayır, ikinci yarıda da bir gol atsalar, turu geçmek için bir şeyler yapsalar içim acımayacak da,  yok yere bir gol yüzünden parayı bulamadım dün akşam.

Maça değinecek olursak; şaka bir yana Arsenal bu sezon iç sahada müthiş bir futbol oynuyor. O sezon başındaki bunalım sürecini atlattıktan sonra inanılmaz işlere imza atmaya başladılar. Son maçlarda müthiş bir gol ortalaması yakaladılar mesela iç sahada. Ama futbol bu ya; olmayınca olmuyor bazen. Sonuç itibariyle Avrupa defterini erken kapattılar bu sezon. Aslında sırf Arsenal değil, ingiliz takımlarının hemen hemen hepsi bu sezon Şampiyonlar Ligi'ne erken havlu attılar, Chelsea dışında tabii.

20 Ağustos 2011

Arsenal 0-2 Liverpool

İkinci haftada, ikinci puan kaybı. Haftaya ise rakip Manchester United. O kadar eksikle haftaya da Arsenal'ın kaybedeceğini varsayarsak, evet, Arsenal'da kötü gidiş devam ediyor.

17 Ağustos 2011

Ah Wenger Vah Wenger

Uzun zamandır böyle bir yazı yazmak istiyordum fakat bir türlü fırsat olmamıştı. Dün oynanan Udinese maçında takımın oynadığı oyuna şahit olunca, dayanamadım ve bu yazıyı yazmaya karar verdim nihayetinde. Hoş, Udinese maçının yalnızca ikinci yarısını izleyebildim ancak, o bile kafamda bir şeylerin şekillenmesine yetti de arttı bile. Benim bu yazıyı yazmamdaki asıl neden, Udinese maçı hakkındaki düşüncelerimi beyan etmek değil, bu yazıyı bir nevi Arsene Wenger'i eleştirme yazısı olarak da algılayabilirsiniz.

Bundan 15 sene önce takımın başına geçtiğinde Arsenal'ı dar bütçesine ve onca sıkıntıya rağmen şu günlere kadar getirmesine ve bugüne kadar kazandırdığı oyuncuları ve bu oyunculardan kazandırdığı paraları asla görmezden gelemem. Böyle bir şey yapmaya kalkışsam, adamı allah çarpar şimdi, gerçekçi olmak lazım yani o konuda. Bugüne kadar Arsenal'a kazandırdıklarının yanında kaybettirdiği bir sürü şey var mesela. Bu durum her yerde böyledir, insanların doğrularından çok, yanlışları hep dikkat çeker ya, işte Wenger için de öyle bir durum söz konusu. En basitinden, takım yedi sezondur tek kupa bile kazanamadı. 2004'te gelen şampiyonluktan belli zaman sonra Emirates'in yapımı falan derken, takım bir süre mali kriz içine girer gibi oldu. İşte o süreçten sonra Arsene Wenger'de kemerleri sıkmak zorunda kalmıştı hâliyle.

Aradan onca zaman geçmesine rağmen Arsene Wenger bu huyundan vazgeçmedi ve kaç senedir takıma adamakıllı transfer yapılmıyor. Takıma yeni oyuncular takviye edilmedikçe de takım daha çok geriye gitmeye başladı ve hâlâ da gidiyor bana sorarsanız. İngilizlerin 'istikrar' konusunda ısrarcı olmalarını da anlayamıyorum ayrıca. Takım kötü gitmesine rağmen, kaç senedir kupa kaldıramamasına rağmen hâlâ yola Arsene Wnger ile devam ediliyor. E o da bir yere kadar artık. Bu saatten sonra Arsene Wenger ile yolların ayrılması gerektiğini düşünüyorum ben. Hem böyle olursa, takıma yine bir yararı dokunur belki.

Bir de son olarak, Wenger'in genç oyuncu fetişizmi çok canımı sıkıyor, bunu da belirtmeden yapamayacağım. Tamam, takımı gençleştirme çabaları yahut geleceğe yatırım olarak transferler yapabilirsin takıma fakat, Wenger bu durumu abartıyor sanki biraz.

14 Ağustos 2011

Newcastle United - Arsenal Maçı Üzerine

Bizde ligler ertelenince futbolsuzluktan düz duvara tırmanır hâle geldik. En nihayetinde uzun bir aradan sonra da Premier Lig bugün itibariyle başladı ve bu futbola olan açığımızı bir nebze olsun dindirecektir. Arsenal ilk hafta Newcastle deplasmanında açacaktı ligi. Geçen sezonun unutulmaz maçlarından olan 4-0'dan 4-4'e gelen maçtan sonra Newcastle deplasmanı muhakkak sancılı geçecekti. 

Arsenal maça bildiğimiz gibi başladı. Hani o geçen sezon erken gol atamayan, beklenen gol bir türlü gelmeyince de sıkıntılar yaşayan Arsenal, bu sezon da kaldığı yerden devam ediyordu ne yazık ki. Bu durumun bir diğer nedeni olarak Newcastle'ın sert savunmasının da etkisinin olduğunu düşünüyorum ben ama Gervinho hamlesine rağmen gol bölgesinde sıkıntı vardı bu maçta. Gervinho hamlesine ilk başta çok sevinmiştim fakat en azından bu maç için konuşmak gerekirse, bariz bir biçimde sınıfta kaldığını söyleyebilirim. Fizik gücü açısından Premier Lig'de tutunabilecek bir yapıya sahip değil şu an için. Çok etkisiz kalıyor, etkisiz kalınca ve diğer oyunculardan ileriye takviye gelmeyince pozisyon üretmekte zorluk çekiyor takım. Bu maçta da genel olarak etkili bir Arsenal izleyemedik yani. 

Topu orta sahadan ileriye taşıyabilecek oyuncu yok şu an takımda. Fabregas'ın takımdan ayrılması orta saha ve hücum hattını çok etkilemiş. Bu çok açık. Arsene Wenger paraya kıyıp o bölgeye transfer yapar mı pek sanmıyorum ama mutlaka yapmalı. Yoksa bu sene kâbus gibi bir sezon olabilir taraftar ve takım açısından. Bir diğer sorun ise tabii ki de Nasri. Onun Manchester City'e gideceği konuşuluyor ve bu maçta yokluğu baya belli oldu. Nasri'nin yerine de transfer yapılmalı kesinlikle.

Maç özeline tekrar geri dönmek gerekirse, 75. dakikaya kadar pek bir hareket yoktu maçta. Tabii Gervinho'nun Newcastle ceza sahasında düşürülmesine kadar. Normalde o pozisyon için çok ağır sözler söylenmesi gerekir ancak bu dakikadan itibaren ne desek boş. Gervinho'ya faul yapılıyor ve muhtemelen o pozisyonda penaltı çalınması gerekirken, Barton'ın yerde yatan Gervinho'ya yaptığı muamele görmezden gelinerek Gervinho'ya kırmızı, Barton'a sarı kart gösteriliyor. Ha, faul pozisyonundan sonra Gervinho'nun Barton'a yaptıklarını da uygun bulmuyorum ancak Barton'ın onca çirkefliğe rağmen sarı kart görmesi kanıma dokundu şahsen. Belki de dünya'nın en iyi ligi'nin hakemleri böyle hatalar yapıyorsa, diğer ülkelerde ve özellikle bizim ülkemizde yapılan hakem hatalarına da pek tepki göstermemek gerekir öyleyse. Peki şimdi ne olacak, Gervinho iki veya üç maç ceza alacak, Barton ise ise hiçbir ceza almadan yoluna devam edecek.. Futbol gerçekten enteresan bir oyun evet. 

13 Ağustos 2011

Fabregas Giderken

Artık Fabregas Barcelona'da. Her ne kadar kabullenemesem de, bundan böyle Barcelona forması giyecek. Nefret ettiğim bir takıma transfer olması elbette canımı sıktı ve üstelik bu şekilde Arsenal'dan ayrılması çok kötü oldu belki ama er ya da geç mutlaka bu takımdan kopacaktı ve o erkenden ayrılmayı tercih etti maalesef. Ne diyelim, şu saatten sonra söylenecek pek fazla söz de yok hani. "Yolu açık olsun" demekten başka...

9 Ağustos 2011

Alex Chamberlain Arsenal'da!

Yazıya sürpriz bir giriş yapalım, evet bu oyuncuyu tanımıyorum. Yani kimdir, nedir, nasıl oynar, takıma yarar sağlar mı sağlamaz mı hiçbir fikrim yok. Ama şöyle bir gerçek var. Alex Chamberlain tipik bir Arsene Wenger transferi gibi gözüküyor. Sağdan soldan yaptığım araştırmalara bakarsak, henüz 17 yaşında ve orta sahada sağ kanatta oynuyor. Southampton altyapısından yetişmiş ve Arsenal'a toplam 12 Milyon Sterlin gibi bir paraya mâl olmuş.

 Bu işe neresinden bakarsanız bakın, çok ciddi bir para ödenmiş yani. Ha birkaç sene sonra bir Wilshere veya Wallcott düzeyinde olabilme ihtimali elbette yüksek ama bence çok fazla para ödemiş Arsenal. Benim hayret ettiğim bir diğer konu ise, Arsene Wenger'in 17 yaşındaki bir oyuncuya nasıl bu kadar para yatırmaya razı olduğunu açıkçası benim aklım almıyor pek. Zira bu adamın transfer konusunda çok cimri birisi olduğunu herkes biliyor neticede. Son olarak Chamberlain'in nasıl bir oyuncu olduğu konusunda daha net fikir sahibi olabilmek açısından şu video yararlı olacaktır sanırım.

6 Ağustos 2011

Arsenal'ın Şampiyonlar Ligi Yolu

Şampiyonlar Ligi'nde üçüncü ön eleme turu maçlarından sonra play-off turu kuraları da bugün itibariyle çekildi. Sıkı bir Arsenal taraftarı olduğum için bu kuradan çıkacak takımı da merakla bekliyordum ve benim şansıma mıdır nedir, gidip Udinese ile eşleşti maalesef. Maalesef diyorum çünkü Udinese'den inanılmaz bir biçimde çekiniyorum nedense. Bunun en büyük nedeni, Arsenal'ın oynadığı futbolun güven vermemesinden kaynaklanıyor olabilir esasında. Evet evet, kesinlikle bundan dolayı Udinese'den çekiniyorum.

Takımın güven vermemesinin tek nedeni bana göre Arsene Wenger'dir. Elinde o kadar imkan varken, hâlâ istenilen transferler ite kaka yapılıyorsa, hakikatten sıkıntı var demektir. Kadro iyi olmayınca, Şampiyonlar Ligi gibi bir turnuvada da başarılı olmak hayâl oluyor ister istemez. Aslında Arsenal için şöyle bir durum da söz konusu. Sen geçen sene ligin büyükbir bölümünde Manchester United ile şampiyonluk için çekiş, artık belli bir zaman sonra yarıştıktan koptuktan sonra takımda bir boşvermişlik havası oluştu ilginç bir şekilde. Bu boşvermişliğin bedeli, ligi dördüncü sırada bitirmek oldu sezon sonunda.

Neyse, bu kadar içimi döktükten sonra şunu da belirteyim yani, Arsenal'ın muhtemel rakipleri arasında Rubin Kazan, Twente, Zürih, Odense gibi takımlar varken, Udinese ile eşleşmek talihsizlik oldu diyebiliriz özetle. Zor da olsa takımın play-off turunu geçeceğini düşünüyorum. İlk maç 16 Ağustos'ta Emirates'de oynanacak ayrıca. Artık bu sene şeytanın bacağını kırmak ve Şampiyonlar Ligi'nde kupayı kaldırmak gerek mutlaka!

1 Temmuz 2011

Arsenal'da Transfer Bitmez (!)

Blogda kadınlar futboluna o kadar yüklendikten sonra, e artık bir yerde erkekler futboluna da bir pası atmak lazımdı ve Arsenal'daki transfer belirsizliği artık benim de canımı da sıkmaya başlamışken, bu yazıyı yazmaya karar verdim. "x kulübünde transfer bitmez" söylemi son zamanların en büyük klişelerden birisidir herhâlde. Arsenal'ı bir kenara koyarsak ve diğer Avrupa kulüplerine bakarsak, onlar çatır çatır transferler yaparken, Arenal'da henüz daha çıt yok maalesef.

Gerçi şimdi hakkını yemeyelim, bugün Barcelona altyapısından Hector Bellerin ve Jon Toral'ı renklerine bağladılar ama bu transferlerin ne derece yeterli olduğu tartışılır. Onun haricinde Charlton Athletic'ten Carl Jenkinson, Lorient'den Coquelin ve Botelho'yu renklerine bağladı Arsenal ama bu isimler yeterli isimler değil. Her şeyden önce 'geleceğe yatırım' için yapılmış transferler diyebiliriz bunlar için. Yani bu isimlerle başarının gelmesi şu aşamada imkansız.

Öte yandan bir de Gervinho meselesi var tabii. O transferde tam bir yılan hikâyesine dönüştü maalesef. "Ha geldi, ha gelecek" derken, o transferde tam bir arapsaçı oldu kısacası. Ben şu açıdan Arsene Wenger'i anlamıyorum. Hani tamam, Gervinho gibi bir adamın Arsenal'a transferi gerçekleşirse çok çılgın bir transfer olacaktır muhakkak ama, takımın kaleci sorunu yaşadığı kabak gibi ortadayken, diğer mevkiler için transfer konusunda ısrarcı olmasına anlam veremiyorum. Buradan şu sonuç çıkartılmasın tabii ki de ; Gervinho veya ne bileyim, herhangi bir isimden önce transferde öncelik kaleciye verilmeli bana göre.

Hep gelmesi muhtemel oyuncuları konuştuk, biraz da Arsenal'dan gitmesi muhtemel isimleri konuşmak lazım. Şu an takımdan gitmesi en muhtemel isim Fabregas. Bunu herkes biliyor. Aylardır bu transfer konuşulup durdu. Hatta artık kabak tadı vermeye başladı diyebilirim. Şayet transfer gerçekleşirse, Arsenal'ın kasasına ciddi bir para gireceği kesin. Bu transfer için bir yandan gerçekleşmesini, öte yandan da gerçekleşmemesini istiyorum. Umarım en kısa zamanda bir sonuca bağlanır bu transfer.

Son olarak ise, Samir Nasri'nin de takımdan ayrılacağı söyleniyor. Onun kesinlikle takımdan ayrılmasını istemiyorum. Zira olur da Arsenal'dan ayrılırsa, Manchester City'e transfer olacağı söyleniyor. Para için de olsa Manchester City'e gitmesi çok mantıksız. O yüzden Wenger'in Nasri'yi ne yapıp edip, takımda tutması şart.

10 Haziran 2011

125. Yıla Özel Forma

Yukarıdaki forma satışa çıkalı yaklaşık bir ay gibi bir süre oldu lakin ben daha yeni gördüm bu formayı. Arsenal'ın kuruluşunun 125. yılına özel olarak tasarlanmış. Genel olarak klasik Arsenal formasından farklı olarak bu formanın esprisi, amblemin çevresinde yapılan düzenlemeler. Onun dışında bildiğimiz Arsenal forması yani. Ama çok güzel olmuş doğrusunu söylemek gerekirse.

9 Mart 2011

Barcelona Maçı Sonrası & Talihsizlik?

Dün Star Tv sağolsun maçı yayınlamadı ve hâliyle maçı izleyemedim. Takım nasıl oynadı, ne oldu, ne bitti hiçbir fikrim yok ama şöyle bir gerçek var ki, Arsenal bu sezonda Şampiyonlar Ligi serüvenine erken son verdi. Maçı izleyemedim belki ama, maç içi istatistiklere baktığımız zaman, Barcelona'nın Arsenal'ı bariz bir biçimde ezdiği ortaya çıkıyor açık bir biçimde. Aslına bakılırsa, Arsenal için talihsizlik kuralar çekildikten sonra gerçekleştirdi bir bakıma. Zira rakip Barcelona'ydı ve bana göre Real Madrid ile birlikte bu kupanın en önemli favorilerinden birisi konumundalar.

İlk maçın Emirates'de oynanacak olması Arsenal için belli bir avantaj sağlamıştı belki aslında ama ikinci maç için ne olup biteceği çok öncesinden net bir biçimde belliydi hani. Gerçi ilk maçta da Barcelona Messi ve Villa ile yakaladığı pozisyonları değerlendirebilseydi o maçta bambaşka boyutlara gelebilirdi ama kaçan fırsatların yanında, Arsenal'ın ikinci yarıda oyunda dengeyi sağlayıp maçı 2-1 kazanması ile az da olsa bir avantaj sağlamıştı ikinci maç için.

Hoş, Nou Camp'ta her ne kadar Barcelona Arsenal'ı "ezdi" desekte, maçı izlememiş olmama rağmen Van Perise'nin oyundan atılması kilit noktalardan birisiydi şüphesiz. İki takımda sayı olarak maçı eşit tamamlayabilseydi, Arsenal'ın turu atlama ihtimali olabilirdi mutlaka ama olmadı ve Arsenal Şampiyonlar Ligi'ne ikinci turdan veda etti bu sezon.

Benim bu yazıyı yazmamdaki temel neden aslında Arsenal'ın 2006 yılında yine Barcelona ile final oynadıktan sonraki süreçten, bugüne kadar olan dönemde Şampiyonlar Ligi'ndeki form grafiğine değinmekti, başlıktaki "Talihsizlik?" kısmı da yazının bu bölümünü oluşturuyor kısacası.

Neyse, lafı fazla saptırmadan esas konumuza gelelim. Yukarıda da dediğim gibi, Arsenal'ın Barcelona ile final oynadıktan sonraki dönemini ele aldığımız da, ciddi bir talihsizlik durumu çıkıyor karşımıza. Zira ertesi sezon yalnızca ikinci tur'a kadar çıkabilmiş, bir sonraki sezon ise Çeyrek final'e kadar çıkabilme başarısı gösterebilen bir takım olabildi en fazla Arsenal. 2006 yılından, günümüze kadar olan noktada Arsenal Şampiyonlar Ligi'nde yalnızca Çeyrek final'e kadar gelebildi. Sonrasını ise henüz daha göremedik. Belki bu sezon lg şampiyonluğunun kazanılmasıyla birlikte, ertesi sezon yine olası bir final görme şansımız olur umarım...

18 Şubat 2011

Arsenal 2-1 Barcelona

Maçın üzerinden iki gün geçti fakat gecikmeli de olsa ben maç için bir şeyler söylemek istiyorum yine de. İkinci tur maçlarından evvel, kura aşamasında Arsenal'ın Barcelona ile eşleşmesi başlı başına bir talihsizlikti benim açımdan. Çünkü olaya neresinden bakarsanız bakın, şu an dünya üzerinde en iyi futbol oynayan takım Barcelona'dır ve bu açıdan bu eşleşmeye pek olumlu bakamıyordum ben.

Barcelona'nın sezon başından beri oynadığı oyun bellidir zaten üç aşağı beş yukarı. İlk 15-20 dakika boyunca rakibi inanılmaz bir baskıya boğan ve bu süreçte geliştirdikleri ataklarla erken golü bulup, maçı hemen kopartmak üzerine kuruludur Barcelona'nın oyun düzeni. La Liga'da oynadıkları maçlar da karşılarındaki rakipler genellikle maçın ilk dakikasından son dakikasına kadar oyunu kendi sahasında kabullenen bir görüntü içerisinde olduklarından Barcelona çoğu maçını rahat bir havada oynadı bu sezon. Ama Şampiyonlar Ligi farklı bir ortam olduğu için, hele bir de karşınızdaki rakip Arsenal ise, La Liga'da olduğu gibi bu kadar rahat oynamanız mümkün olmuyor burada. Zaten Arsenal'ın oyun yapısı "aman savunmaya çekileyim de, belki kontra ataktan bir gol bulursam kazanırım" üzerine kurulu bir takım değil.

Maça gelecek olursak, Barcelona beklendiği gibi maça hızlı başlayan taraftı. Orta saha hakimiyetini Arsenal'ın elinden aldıktan sonra ileriyle doğru atılan paslarla Messive Villa ile etkili olmaya çalışıyordu Barcelona lakin kaçan fırsatlar epey fazlaydı. Arsenal ise ileride Nasri ve Van Perise le etkili olmaya çabası içerisindeydi fakat özellikle ilk yarı bu ikili biraz boşa kürek çekmişti açıkçası.

İkinci yarı için ise söyleyecek pek fazla bir şeyim yok aslına bakarsanız. Çünkü 55. dakikadan sonra maçı izleyemedim ve asıl o dakikadan sonra goller gelmiş Arsenal adına ve sonuç olarak Barcelona'nın Emirates'den farklı galip ayrılmasını beklediğim bir maçı Arsenal 2-1 kazanmıştı.
Nou Camp'ta oynanacak olan ikinci maç için bu skorun elbette hiçbir artı yönü yok ama yine de ilk maçtaki mücadele sahaya yansıtılırsa turu geçen taraf Arsenal olacaktır kesinlikle...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...