Beşiktaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Beşiktaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Şubat 2012

Olan Fenerbahçe'ye Oldu

Derbi maçta yaşanan olayların faturası bu akşam itibariyle kesildi ve Fenerbahçe'ye bir maç seyircisiz oynama cezası verildi. Seyircisiz dediğime bakmayın, Sivasspor maçını yine kadın ve çocuk taraftarlar izleyecek. Fenerbahçe, bu sezon ikinci defa seyircisiz oynama cezasıyla karşı karşıya kaldı bu arada. Verilen ceza yerinde mi? Tabii ki yerinde, onu asla tartışmam. Maç boyunca o kadar küfür edildi çünkü, böyle bir ortamda ceza verilmemesi büyük sürpriz olurdu yani.

Fenerbahçe'ye verilen cezaya 'eyvallah' diyoruz ama benim kabullenemediğim nokta, Beşiktaş'a verilen -pardon verilmeyen- ceza oldu. Sen git statta meşale yak, o meşaleyi Fenerbahçe tribünlerine at, hatta onla kalmayıp stadı yakmaya kalkış, bununla yetinmeyip tuvaletlere, kısacası stadın her yerine zarar ver ancak gelin görün ki, sonuç olarak 75.000 TL'lik ufak bir ceza ile işin içinden sıyrıl. Hakikatten şaka gibi bir ülkede yaşıyoruz, söyleyecek pek fazla söz de yok aslında. Ayrıca "küfürlü tezahürat yapmayıp, sadece adam bıçaklama olayı yaşansaydı o statta, Fenerbahçe, Galatasaray gibi 60.000 TL'lik bir ceza ile kurtulabilir miydi acaba?" diye de düşünmeden edemiyorum.

20 Ocak 2012

Hayırlı İşler Beyler

Bildiğiniz üzere bu akşam Antalyaspor-Beşiktaş maçı vardı ve Beşiktaş maçı 2-1 kazandı. Maçın iyi oynadı veya kötü oynadı kısmına girmeyeceğim. Maçın ilk yarısında, 36. dakikada bir pozisyon vardı ki, tek kelimeyle yazık oldu Antalyaspor'a, bunun başka izahı yok yani. Sonuç olarak ; yan hakemin hatası yüzünden gol sayılmadı. Buraya kadar her şey normal.

Bu da geçen hafta oynanan Beşiktaş-Bursaspor maçından. Burada da görüldüğü gibi Bursaspor'un 'net' golü verilmedi.

Bu yazıda asıl anlatmak istediğim meseleye ise şu ; aynı olay Fenerbahçe'nin başına gelmiş olsa -ki birçok kez şahit olduk- ligin sonuna kadar, hatta senelerce konuşulur dururdu böyle bir olay. Ama ne hikmetse bu tarz şeyler diğer takımların başına gelince bir şekilde konuşulmuyor, unutuluyor, üstüne gidilmiyor kısacası.Benim kabullenemediğim, hazmedemediğim nokta da bu esasında. "Aynı tepki neden bu takımlara gösterilmiyor da sadece Fenerbahçe'ye gösteriliyor" diye sormazlar mı adama?

Bu yazıdan sonra "ağır fanatiksin sen" yaftası yiyeceğim kesin ancak durum bundan ibaret. İster kabullenin, ister kabullenmeyin, orası size kalmış.

2 Nisan 2011

Süper Ligin Golcü Sorunu & Bu Sezon


Üç sezon önce Semih Şentürk'ün gol kralı olmasından sonra, yerli oyuncuların ligde gol krallığı yarışında pek bir varlık gösteremedikleri dikkatimi çekti. Bundan dört sezon öncesine kadar, sürekli yerlilerin hegemonyası altında geçen gol krallığı yarışına tanık olurduk ama son birkaç yıldır gol krallığından ziyade, milli takım'ın son birkaç yıldır yaşadığı meşhur "golcü" sorununa buradan pay çıkartmak mümkün aslında. Son dört sezonda Türkiye'ye gelen ve gol kralı olmayı başaran oyuncuların, kalitesinin bunda önemli bir rol oynadığı kanısındayım ayrıca lakin sonuçta bizim yerli oyuncularımızda beceriksiz değil ya, bu yarışta neden bu kadar geri kaldıklarını anlamak çok güç.


Bu sezona baktığımız zaman ise, az önce bahsettiğimiz genel durumun özeti bu sezona da yansımış vaziyette esasında. Emenike'nin sakatlanmasından sonra Alex'in arayı açmasıyla büyük olasılıkla sezon sonunda gol krallığını Alex De Souza elde edecek. Bu sezonki gol krallığında dikkat çekici bir diğer husus ise, üç büyük İstanbullu'nun içerisinden yalnızca Fenerbahçe'li oyuncularının yarışın içinde bulunması ve Galatasaray ile Beşiktaş'ın ise bu sezon ligde genel olarak yaşadıkları sıkıntının gol krallığına yansımış olması da ayrı bir konu. Şu tabloyu gördükten sonra insanın aklına şöyle bir soru da gelmiyor değil hani. "Elin yabancıları çatır çatır goller atarken, bizimkiler ne işe yarıyor acaba?" işte bence sorgulanması gereken asıl nokta bu...

16 Mart 2011

Schuster & Rijkaard & Doll



Hastalık vesilesiyle blog'a pek vakit ayıramaz oldum son birkaç gündür. Bu açığı en yakın zamanda kapatmak gerekir mutlaka. Benim blogla ilgilenemediğim süre içerisinde meydana gelen en önemli hadise, Schuster'in Beşiktaş ile yollarını ayırması oldu elbette. Aslına bakılırsa Schuster'in Beşiktaş ile olan ilişkisinin sona ermesi ani olarak gözükse de, beklenen bir gelişmeydi. Bu istifanının ani gözükmesinin temel nedeni, Beşiktaş yönetiminin, takım bundan birkaç hafta önce Uefa Avrupa Liginden elendikten sonra ve bunun akabinde Süper Ligde alınan sonuçlara rağmen Schuster'in arkasında olduklarını ve en azından sezon sonuna kadar her ne olursa olsun takımın başında kalacağının garantisini vermişlerdi. Ancak dün Schuster kendi rızasıyla yönetime istifasını iletmiş ve yollar ayrıldı neticede.

Türkiye'ye gelen ünlü teknik adamların sonrasında bir şekilde başarısız olup, buradan ayrılmalarına çoğu kez şahit olduk esasında. Ama bu sezon Türkiye'nin harcadığı teknik direktörler kalite bakımından gerçekten küçümsenmeyecek düzeyde isimler. Mesela Schuster ve Doll'den önce bir Frank Rijkaard gerçeği vardı Galatasaray ve Türk futbolu için. Türkiye'ye ilk geldiğinde "Galatasaray, Türkiye'nin Barcelona'sı olacak" diyenler falan çıkmıştı ortaya ama sonrası malum yani. Aslında Galatasaray'a geldiğinde özellikle ilk sezonda şampiyonluğu elde edememesine rağmen pozitif futbol oynatmaya çalışmıştı ve bunda bence başarılı da olmuştu bir bakıma. Çünkü yapılan transferler ve Galatasaray'ın yapısı Rijkaard'ın kafasındaki oyun şablonuna gayet uygundu bana göre. Ama Galatasaray yönetimi en fazla bu sezona kadar sabredebildi ve Fenerbahçe maçı öncesinde bildiğiniz üzere Rijkaard ile yollar ayrıldı ve Hagi getirildi takımın başına. Hagi geldikten sonra ne değişti Galatasaray'da? Hiçbir şey. Bu yazıyı okuyanların kafasında şöyle bir fikir muhakkak oluşacaktır ; "Tabii sen Fenerbahçelisin, oturduğun yerden, klavye başından sallamak kolay " diyenler olacaktır mutlaka ama durum öyle ya da böyle ortada görüldüğü üzere.

Bir de Gençlerbirliği'nin bu sezon ortasında yollarını ayırdığı Thomas Doll gerçeği var son olarak. Onun durumu da tıpkı Rijkaard gibiydi. Yalnız onun Rijkaard'tan farkı, daha mütevazi bir takıma gelmişti ve hâl böyle olunca takımın bütçesi ve yapılan transferler de ona göre oluyor. Yapılan transferler bana sorarsanız Doll'ün Almanya'da çalıştırdığı takımlarda yaptığı transferlerin yanından geçemezdi kesinlikle ama yine de buna rağmen ilk sezonda ligi tam orta sıralarda tamamlayan ama ertesi sezon yine dibe vuran bir Gençlerbirliği vardı. Sonuç olarak Doll'e de diğerlerine yapıldığı gibi sabredilmedi ve yollar ayrıldı. Her şeyden önce şöyle bir gerçek var ki ; bunu her defasında söylüyoruz ama öncelikli olarak millet olarak sabretmeyi öğrenmemiz gerekiyor öncelikle...

12 Mart 2011

Anadolu'da Parlayan Yabancılar

Bugün Karabükspor - Bursaspor maçını izlerken Anthony Seric'in ismini duyunca böyle bir yazı yazmak geldi aklıma. Esasında daha öncesinde de buna benzer bir yazı yazma niyetindeydim ama en sonunda bugüne kısmet oldu. Üç büyük kulübün -özellikle şu üç sezondur gerçekleştirdikleri büyük umutların bağlandığı fakat sonrasında takımda "istenmeyen adam" konumuna gelen oyuncular vardır, buna birçok kez şahit olduk bugüne kadar. Bu gerçekleşen transferlerin ardından yabancı oyuncular genelde eninde sonunda yine geldikleri yer olan Avrupa'nın yolunu tutarlar fakat, az da olsa kariyerine Türkiye'de başka bir kulüpte devam eden isimlerde olmuştur nadiren. Benim bu yazıyı yazma amacımda o'ydu aslında.

Anthony Seric'in Beşiktaş'a transferinden sonra sol bek için iyi bir isimin transfer edildiği öngörülüyordu fakat, transferin üzerinden belli bir zaman geçtikten sonra çatlak sesleri gelmeye başlamıştı yavaştan ve bütün bir sezon boyunca yalnızca 3 maçta 161 dakika forma giyebilen bir isim olabildi ancak. Seric'in Beşiktaş'a gelişi gibi, Hajduk Split'e dönüşü de bedelsiz gerçekleşti. Orada geçirdiği bir sezonun ardından, bu sezon başında Süper Lig'e yükselen Karabükspor onunla ilgilenmeye başladı ve yaz transfer döneminde yine Türkiye yollarına, bu sefer Karabükspor'a transferi gerçekleşti. Beşiktaş'ta yalnızca 161 dakika forma giyebilmiş bir oyuncunun Karabükspor'da harika imza işlere atıyor olması da, üç büyük kulübümüzün izlediği transfer politikasının nasıl işlediğini de düşündürmüyor değil hani esasında. Hayır, en basitinden Beşiktaş'ın bu sezon içinde bulunduğu durumun yanında, sol bek pozisyonunda İbrahim Üzülmez'in kadro dışı bırakılması ve İsmail Köybaşı'nın sakatlığı göz önüne alınınca, Seric için "kaçan balık" yakıştırmasını yapmak çok yerinde olur sanırım.

Yakın zamanda Galatasaray ve Fenerbahçe'de hayal kırıklığına neden olan fakat sonrasında Türkiye sınırları içerisinde bir kulübe transfer olan bir isimle henüz karşılaşmadığımız için yola yine Beşiktaş'la devam edelim. Bana göre Beşiktaş için bir diğer "kaçan balık" Tomas Zapotocy'di. O zamanlar Mustafa Denizli takımın başına geçtikten sonra bileti kesilen isimlerden birisiydi Zapatocny ve sonrasında Bursaspor'a kiralandı. Bursaspor'a bir sezonluğuna kiralanınca orada gösterdiği form grafiği, Anthony Seric ile hemen hemen eş değer nitelikte. Ancak Mustafa Denizli, kendisini kadroda düşünmediği için belli bir zaman sonra Beşiktaş ile yolları ayrıldı. Yine aynen sol bek örneğinde olduğu gibi, stoper konusunda da transfer edilen isimlerin ve eldeki mevcut isimlerin sergilediği performansı göz önüne alırsak, durum ortada açık bir biçimde...

21 Şubat 2011

Beşiktaş 2-4 Fenerbahçe || İnce Çizgi

Her ne kadar rakip Beşiktaş olsa da, Fenerbahçe açısından kredisi yüksek bir maç yaşandı dün akşam. Burada yüksek krediden kastım, hani olası bir mağlubiyette veya beraberlikte, Trabzonspor'la olan aradaki puan farkının açılacak olması takım için pek fazla bir kayıp olmayacaktı. Ligin bitimine 12 hafta gibi bir süre var ve telafisi olabilecek haftalar bunlar daha.

Beklenenin aksine Fenerbahçe maça çok çılgın bir başlangıç yapmıştı. Sol kanattan Dia'nın hücumu şekillendirdiği ataklarla etkili olmaya çalışan bir Fenerbahçe izledik ilk yarım saatlik bölümde. Dia'nın hemen hemen ilk yarı genelinde o bölgede bu kadar rahat hareket edebilmesinde Ekrem'in de katkısı büyüktü bir bakıma. Ki göz göre göre takım bu kadar fazla pozisyon vermesine rağmen, Schuster'den bir hamle gelmemesini de ben garipsedim açıkçası. Necip'in kendi kalesine attığı golden sonra Dia'nın Niang'a indirdiği toplar ve özellikle Dia'nın kendi çabasıyla yarattığı bir pozisyonda topun direkten dönmesi bana göre maçın kırılma anı olabilirdi kesinlikle. Ama neyse ki sonradan bunun telafisi geçte olsa geldi.

Takımın yaptığı çılgın başlangıcın elbette bir duraklama evresi olacaktı ve bu süre 30 ile 60. dakikalar arasıydı. Zaten bu süreden sonra özellikle Dia'nın hücumda etkisini kaybetmesinin ardından Beşiktaş kalesine gitmekte güçlenen bir Fenerbahçe vardı sahada bu süreçte. Beşiktaş genel olarak Fenerbahçe'nin hızını kesmeye başardıktan sonra Almeida ve Quaresma ile etkili hücumda etkili oldular.

Beşiktaş maçta öne geçtikten sonra taraftarın da etkisiyle oyunda ilk yarıda Fenerbahçe'nin Beşiktaş'a karşı uyguladığı baskının aynısını Fenerbahçe'ye uyguladı ve bu dönemde yakalanan pozisyonlar ve bu pozisyonlardan en akılda kalıcı olanı Almeida'nın karşı karşıya kaçırdığı pozisyondu mutlaka.

Burada pası bir şekilde Lugano'ya atmak gerekir bir de. Hakikatten hakemi baskı altına alma konusunda çok başarılı bir oyuncu. Yaptırdığı penaltı pozisyonu Fenerbahçe için yeni bir geri dönüş fırsatı anlamına geliyordu. Bunun üzerine bir de Ferrari'nin oyundan atılması eklenince işler tamamen tersine döndü ve ibre yine Fenerbahçe'ye kaymıştı artık.

Alex'in attığı penaltı golüyle birlikte onun içinde birkaç cümle etmek istiyorum. Gerçekten çok büyük bir oyuncu. Onun için ne söylesem az. Dün akşam da Fenerbahçe'yi ipten almayı başardı ve şu an 16 gole ulaştı ligde. Emenike'nin 6 hafta gibi bir süre sahalardan uzak kalacağını düşünürsek ; gol krallığı için en önemli adaylardan birisi şu an.

19 Şubat 2011

Maça Doğru | Beşiktaş - Fenerbahçe

Bugün Bursaspor'un puan kaybetmesinden sonra özellikle Fenerbahçe açısından bu maçın önemi daha da arttığını söylememiz mümkün öncelikle. Hele bir de bu maçtan sonra Trabzonspor'un da olası bir puan kaybı yaşaması Fenerbahçe'nin bu haftayı lider kapatması anlamına gelir. Ama Fenerbahçe'den ziyade Beşiktaş'ın şu an içinde bulunduğu mevcut durum daha önemli kesinlikle. Zira kaç haftadır ligde kazanamayan ve bunun dışında Avrupa Liginde Dinamo Kiev karşısında alınan farklı mağlubiyetin yanında Schuster'in yaptığı açıklamalar, Beşiktaş'ın karmaşık bir durum içerisinde olduğunu gösteriyor bu maç öncesinde.

Sezon öncesinde ve devre arası transfer döneminde takıma takviye edilen oyuncuların ardından çok iyi bir kadro yapısına sahip olan Beşiktaş'ın, şu an her açıdan sıkıntılı bir süreç içinde olan Galatasaray ile bu akşam kazanmasının ardından aynı puanda olması her şeyi özetliyor aslında. Bu haftaya kadar ligde yediği 23 gole karşılık, toplam da 32 gol atması, özellikle son haftalarda Beşiktaş'ın az gol atıp, çok gol yiyen bir görüntü içerisinde olduğunu gösteriyor. Beşiktaş savunmasının bu hâllere gelmesinde Ersan Gülüm'ün sakatlığının da payı büyük bir bakıma. Çünkü o sakatlıktan sonra Beşiktaş daha fazla gol yemeye başladı. Savunma da böyle sıkıntılar ile boğuşan Beşiktaş karşısında forvet hattında Niang'ın yapacağı hamleler ile önemli pozisyonlar yakalama olasılığı da oldukça yüksek.

Fenerbahçe ise sezon başından itibaren özellikle ilk yarı boyunca çok gol atıp, çok gol yiyen bir görüntü içerisindeydi. Ofansif anlamda işlerin yolunda gitmesi takım için çok önemliydi mutlaka ama savunmanın bu kadar gevşek olmasına bir de ilk yarı boyunca Fenerbahçe'nin yaşadığı puan kayıplarının büyük bir çoğunluğunun sebebi olan takımın genel fizik gücü başlı başına bir sıkıntıydı. Ancak ligin ikinci yarısı itibariyle, yine hücum bölgesinde istediğini rahat bir şekilde sahaya yansıtan ve hem fizik olarak, hem de defansif açıdan daha dirençli bir takım yarattı Aykut Kocaman. İçinde bulunduğu karmaşık durumdan ötürü, Fenerbahçe'nin favori gibi gözüktüğü bir maçta Beşiktaş karşısında bu fizik gücü üstünlüğünün Fenerbahçe'ye önemli artılar sağlayacağını düşünüyorum.

Alex, ikinci yarı itibariyle Fenerbahçe'nin kilit oyuncusu olmaya her zamanki gibi yine devam ediyor ve bu maçta da bu durum değişmeyecektir yine. Orta saha özelinde da Emre'nin bu maçta oynayabilecek duruma gelmesi ise rakibin Guti ve Quaresma gibi önemli silahlarını ele aldığımız vakit, çok büyük bir avantaj olarak değerlendirebiliriz mutlaka.

Genel anlamda baktığımız zaman Fenerbahçe her anlamda mutlak favori olarak çıkacak sahaya. Ama her ne olursa olsun derbi maçların havası hep başka olmuştur. Bunun en yakın örneği ise bu sezon Fenerbahçe'nin Kadıköy'de Galatasaray ile oynadığı maçı örnek gösterebiliriz. Aynı şey bu maç için de geçerli olacaktır bence.

16 Şubat 2011

İbrahim Üzülmez'in Sonu

Aslında bu haber ortaya çıktıktan sonra hemen sıcağı sıcağına konuyla ilgili bir şeyler karalamak niyetindeyim ama okul nedeniyle biraz gecikmeli değinme fırsatı bulabildim bu mevzuya. Efendim olayı biliyorsunuz zaten. Söylenenlere göre ve yapılan açıklamalar doğrultusunda Ankaragücü maçının devre arasında İbrahim Üzülmez ile İbrahim Toraman gerekçesi belli olmayan bir nedenden ötürü devre arasında kavga etmişler ve İbrahim Üzülmez, yumruk atmış İbrahim Toraman'a.

Bu ikilinin ilk kavgası değil hatırlayacağınız üzere. Bundan önce de sezon öncesi Avusturya kampı esnasında 'terlik' yüzünden yine bir yumruklaşma gerçekleşmişti aralarında. Aynı olay ikinci defa gerçekleşince Beşiktaş yönetimi de artık takım içinde disiplini sağlamak adına İbrahim Üzülmez'i kadro dışı bıraktı sonuç olarak. Burada alınan karar bana göre çok yerinde bir karar. Zira takım içinde dengeyi bozan oyuncuların her ne olursa olsun kadro dışı bırakılması veya bir şekilde ceza verilmesi gerekir. Bu olay sadece Beşiktaş için geçerli değil tabii. Her kulübün böyle kararlar alması gerekir mutlaka.

Tabii biz millet olarak bu tür olaylar karşısında işin hep duygusal yönünü ön plana çıkartıyoruz. Tamam, 37 yaşında Beşiktaş'ın en emektar oyuncularındandı belki İbrahim Üzülmez ama her şey de bir yere kadar artık. Burada alınan karar çok doğru kesinlikle. Ha, bir de işin İbrahim Toraman kısmına da gelecek olursakta ; yine kesin bir bilgi olmamakla birlikte söylenenler, İbrahim Toraman'ın kavga esnasında hiçbir tepki vermediği yönünde ve bu yüzden ceza almadığı söyleniyor. İkinci kez aynı olaydan sıyrılmış olması bana tuhaf geliyor biraz doğrusunu söylemek gerekirse...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...