Blogger'ın kendi içindeki sorunlardan dolayı herkes gibi ben de bloga erişemiyordum dünden beri. Hâl böyle olunca buraya yazacağım şeylerde kaynadı kısa bir süreliğine tabii. Bu zaman zarfı içinde en önemli gelişme, Diana Taurasi'nin Galatasaray'a transferinin gerçekleşmesi oldu şüphesiz. Aslına bakılırsa bloga bugüne kadar basketbol üzerine hiç yazı yazmamıştım lakin, transfer beklenenden fazla ses getirince bir şeyler karalamak istedim buraya.
Diana Taurasi'nin Galatasaray'a transferini değil de, ilk olarak bu işin evveliyatına inmek gerekir öncelikle. Taurasi Fenerbahçe'ye geldiğinde en az şu an ki aşamada olduğu gibi baya bir ses getiren bir transfer olmayı başarmıştı. Zira Fenerbahçe belki de WNBA'in en önemli oyuncularından birisini transfer etmişti ne olursa olsun. Hani normalde böyle çok ses getiren transferler genellikle hayal kırıklıkları ile sonuçlanır ya, bu transfer Fenerbahçe için yalnızca saha dışında ses getirmek için yapılmış bir transfer değildi ve Taurasi forma giydiği süreçte de cidden çok önemli işler yaptı kısa zaman içerisinde.
Sahada yaptıklarının yanında, saha dışında da bundan birkaç ay öncede malum bir doping skandalı yaşandı bilindiği üzere. Bana sorarsanız, Taurasi'nin Fenerbahçe kariyerini bitiren nokta bu doping meselesiydi. Dopingli olmadığını yeri geldiğinde birçok kez belirtmesine rağmen, alınan kararlar doğrultusunda bir şekilde Taurasi Fenerbahçe'den kopartıldı ve aradan belli bir süre geçtikten sonra aslında Taurasi'nin doping yapmadığı gerçeği çıktı ortaya. Ortaya çıktı çıkmasına ama bir yerde artık Fenerbahçe için Taurasi defteri hepten kapanmıştı bir yerde. İşte şimdi de Galatasaray'a transferi gerçekleşti sonuç olarak.
Fenerbahçe'de oynadığı dönem içinde dopingli çıkmasının ardından ortalığı yangın yerine çevirenler ve fırsattan istifade demediğini bırakmayanlar, şimdi çıkmış bu oyuncuya kucak açıyorlar. Bundan birkaç ay önce olan olayları ne çabuk unutmaları da gerçekten garip bir mesele. Ama bu saatten sonra söyleyecek pek söz yok yani. Taurasi Galatasaray'a hayırlı olsun demekten başka...
Galatasaray etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Galatasaray etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
13 Mayıs 2011
2 Nisan 2011
Süper Ligin Golcü Sorunu & Bu Sezon
Üç sezon önce Semih Şentürk'ün gol kralı olmasından sonra, yerli oyuncuların ligde gol krallığı yarışında pek bir varlık gösteremedikleri dikkatimi çekti. Bundan dört sezon öncesine kadar, sürekli yerlilerin hegemonyası altında geçen gol krallığı yarışına tanık olurduk ama son birkaç yıldır gol krallığından ziyade, milli takım'ın son birkaç yıldır yaşadığı meşhur "golcü" sorununa buradan pay çıkartmak mümkün aslında. Son dört sezonda Türkiye'ye gelen ve gol kralı olmayı başaran oyuncuların, kalitesinin bunda önemli bir rol oynadığı kanısındayım ayrıca lakin sonuçta bizim yerli oyuncularımızda beceriksiz değil ya, bu yarışta neden bu kadar geri kaldıklarını anlamak çok güç.
Bu sezona baktığımız zaman ise, az önce bahsettiğimiz genel durumun özeti bu sezona da yansımış vaziyette esasında. Emenike'nin sakatlanmasından sonra Alex'in arayı açmasıyla büyük olasılıkla sezon sonunda gol krallığını Alex De Souza elde edecek. Bu sezonki gol krallığında dikkat çekici bir diğer husus ise, üç büyük İstanbullu'nun içerisinden yalnızca Fenerbahçe'li oyuncularının yarışın içinde bulunması ve Galatasaray ile Beşiktaş'ın ise bu sezon ligde genel olarak yaşadıkları sıkıntının gol krallığına yansımış olması da ayrı bir konu. Şu tabloyu gördükten sonra insanın aklına şöyle bir soru da gelmiyor değil hani. "Elin yabancıları çatır çatır goller atarken, bizimkiler ne işe yarıyor acaba?" işte bence sorgulanması gereken asıl nokta bu...
24 Mart 2011
Cezalar Üzerine
Galatasaray : 1 Maç Seyircisiz Oynama
Milan Baros : 3 Maç
Fenerbahçe : 15 Bin TL Para Cezası
Derbi'nin alınan skordan veya oynanan oyundan ziyade, en çok merak edilen konu, maçın son dakikalarında sahaya atılan malum rakı şişesinin Galatasaray'a nasıl bir ceza olarak geri döneceğiydi. Normalde cezalar açıklandıktan sonra böyle bir yazı yazmak yoktu aklımda ama verilen cezanın garipliği mi diyeyim, yoksa komiklik mi desem bilemiyorum doğrusu. Şimdi kıyaslama yapmış olmayayım ama bundan iki sezon önce Kadıköy'de oynanan maçta çıkan olaylardan dolayı Fenerbahçe'ye iki maç seyircisiz oynama cezası verilmişti. Hemen hemen aynı şeyi Galatasaray yapınca bunun cezası bir maç oluyor ilginç bir şekilde. Hayır, bir de işin şu boyutu var. Hadi şişeyi attın, tamam ama o taraftarın attığı şişe, Volkan'ın başına isabet etseydi, Galatasaray ve Federasyon bunun için geçerli bir açıklama yapabilecekler miydi? Kesinlikle hayır. Zaten bu ülkede doğru düzgün adaleti sağlamak için, öncelikle mutlaka birilerinin canının yanması gerekiyor.
Seyircisiz oynama cezasının bir diğer acayip yönü ise, hadi bir maç verildi belki tamam ama bu cezasının Galatasaray'ın kendi evinde Trabzonspor ile oynayacağı maça denk gelmesi, benim kafamı kurcalıyor biraz. Sadri Şener çıkıp Fenerbahçe adına -haddini aşsa da- açıklamalar da bulunabiliyor. Acaba bu cezalardan sonra kendisi yine aynı şekilde açıklamalarda bulunabilecek mi bilemiyorum.
Şimdi bundan önceki iki paragrafı okuyanların kafasında muhakkak "Sen hep işe Fenerbahçe yönünden bakıyorsun" diyenler olacaktır elbet ama her şey ortada. Bunu görememek için insanın büyük bir çaba harcası gerekiyor bence. Baros'un cezasına diyecek pek sözüm yok ama Fenerbahçe Kulübüne verilen 15.000 TL'lik ceza da ayrı bir tartışma konusu. Maça giden taraftarlar "Stad'a zarar vermedik" deseler de, o ceza muhtemelen maç öncesinde taraftarlar stad'a girerken turnikeler yıkılmış ve baya bir kargaşa yaşanmış. O ceza o yüzden verilmiş olabilir ama genel olarak Federasyon'a söyleyecek daha fazla sözüm yok.
22 Mart 2011
1 Yıl Ne De Çabuk Geçti
Ölüm haberini aldığımız günü dün gibi hatırlıyorum. Özhan Canaydın artık aramızdan ayrılmıştı artık ve çok üzülmüştük o gün. Galatasaray'ın başkanlığını yapmış bir isim olmasına rağmen o gün Beşiktaşlısı, Fenerbahçelisi, Trabzonlusu, kısacası herkes için acı dolu bir gündü 22 Mart. Özhan Canaydın gibi centilmen, saygılı, beyefendi birisi hem bu dünyaya hem de Türk futboluna çok az gelmiştir. Her ne olursa olsun çok erken ayrıldı buralardan. Esasında söylenecek pek fazla söz yok bbu saatten sonra. Allah rahmet eylesin ve mekanı cennet olsun demekten başka...
19 Mart 2011
Galatasaray 1-2 Fenerbahçe | Aynı Film
Galatasaray'ın maça taraftarının da getirdiği etkiyle baskılı başlaması beklenen bir şeydi her ne olursa olsun. O hep bahsettiğimiz malum süreçte bu sefer Fenerbahçe golü bulan değil, yiyen taraftı aksine. Golden sonra takım "n'oluyoruz?" havasına büründü birden ve tabii bu esnada gelen yeni bir Galatasaray baskısı maçı bambaşka boyutlara getirdi hâliyle. İlk yarı genelinde Fenerbahçe'nin elle tutulur hiçbir pozisyonunun yahut pozisyonu bırak, doğru düzgün şutunun bulunmaması, ipleri tamamen Galatasray'ın eline verdi. Açık söylemek gerekirse, Galatasaray ilk yarıda yakaladığı fırsatları değerlendirebilecek düzeyde etkili ayaklara sahip olsaydı, ikinci yarı bu maç daha bambaşka yerlerde gidebilirdi ama olmadı tabii.
Maç öncesinde Dia'nın durumunun tam belli olmamasının dışında, zaten orta sahanın ortasında Emre'nin olmayışı da eklenince, orta sahada her anlamda Fenerbahçe'nin sıkıntı yaşayacağı hissiyatı oluştu üzerimde. Ki ilk yarı özelinde bu durum kısmende olsa zaman zaman ortaya çıktı. Dia'nın yokluğunda Özer o bölgede kilit isimdi şüphesiz. Ben o bölgeden atakların şekillenmesi açısından sıkıntı yaşanacağını düşünüyordum ve ilk yarıda zaman zaman bir şeyler yapmak istemesinin dışında genel olarak Galatasaray'ın üstün olduğu bir yarı izledik.
Devre arasında Selçuk'un sakatlanması esasında başlı başına bir talihsizlikti kesinlikle. Hem bu maç için, hem de sezonun geri kalan maçları için sakatlanması iyi olmadı. Her ne kadar iyi olmadı desekte, takımın ofansif anlamda yükünü taşıyacak bir isimin girmesi gerekiyordu ve Selçuk-Semih değişikliği geldi Aykut Kocaman'dan. Bu değişiklik takımın biraz başını kaldırmasını sağladı ve bu süre içerisinde kanatlardan da istenilen katkı da gelmeye başlamıştı yavaş yavaş. Kanatlar demişken, bugün Fenerbahçe adına Andre Santos hakikatten yine özüne döndü ve saç baş yoldurttu bu maçta. İkinci yarıda biraz toparlanma görünümü içerisine girse de, ilk yarıda hem yenilen golde, hem de Galatasaray'ın o bölgeden ataklarında çok etkisiz kaldı gerçekten. Brezilya Milli Takımında oynayan bir oyuncunun asıl performansı bu olmamalı asla.
Takımın tekrardan maça ortak olması güzel bir olaydı belki ama yedek kulübesinden yeni bir taze kanının oyuna dahil olması gerekiyordu. Aykut Kocaman dün akşam oyuncu tercihlerinde bence biraz geç davrandı desem yanlış olmaz. Zira takım 1-0 gerideyken, ikinci değişikliği 74. dakikada Stoch ile yaptı ve sonrasında da Semih'in golü geldi. Aykut Kocaman takıma geç müdahale etti diyoruz ama Stoch değişikliği dönüm noktalarından birisiydi her ne olursa olsun.
Galatasaray'ın çoğu kısımlarda etkili olduğu bir maçta, ilk 15 dakikada beklediğimiz baskılı ve tempolu oyun, bu sefer maçın son 15 dakikasında ortaya çıktı ve bu ayağa kalkış neticesinde Fenerbahçe'ye maçı getirdi. Dönüp dolaşıp lafı yine bir şekilde Alex'e getireceğim belki ama onun için ne desek boş sahiden. Fenerbahçe yönetiminin ne yapıp edip, onun heykelini dikmesi gerekir.
Bundan sonra Fenerbahçe'nin önünde zorlu Bursa, Eskişehir ve Gaziantep maçları var. Bu süreç içerisinde yapılacak minimum puan kayıpları, şampiyonluk açısından büyük önem taşıyacaktır.
17 Mart 2011
Maça Doğru | Galatasaray - Fenerbahçe
Kaç haftadır hep yazılıp çiziliyor. "Fenerbahçe bu maçta mutlak favori" diye. Tıpkı ligin ilk yarısındaki maçta olduğu gibi. Çoğu Fenerbahçeli gibi bende bu durumun takıma avantajdan çok, dezavantaj sağlayacağını düşünenlerdenim. Bir de maçın taktiksel dizilişinden yahut iki takımın nasıl bir oyun anlayışıyla sahaya çıkacağından ziyade ilk önce, bu derbinin Seyrantepe'de oynanacak ilk derbi olması iki takım için ayrı bir önem taşıyor. Galatasaray'ın bu maça kadar evinde oynadığı maçları gördük, bu maça kadar mağlubiyet almadılar henüz. Bu yüzden yeni ortamın, yeni stat karşısında Fenerbahçeli oyuncuların buna nasıl bir reaksiyon vereceklerini çok merak ediyorum her şeyden önce. Fenerbahçeli oyunculardan sonra bir de maça gidecek olan Fenerbahçeli taraftarlar açısından da ilginç bir maç olacak. Zira Galatasaray yönetiminin Türk Telekom Arena'da deplasman tribününe bir nevi güvenlik duvarının taraftarlara nasıl bir etki yapacağı da çok önemli.
En başta dediğim gibi ; şöyle bir durum var ki, Galatasaray'ın şu an ligdeki konumu itibariyle ne şampiyonluk, ne de Avrupa kupalarına gidebilme açısından hiçbir iddiasının bulunmaması bu maçın Fenerbahçe açısından "çantada keklik" olarak gösterilmesi çok yanlış. Evet, belki şu an Galatasaray'ın hiçbir iddiası yok ama en azından bu maçı kazanarak, bu sezonun en azından bir kısmını kurtarmaya çalışacaklardır. Fenerbahçe için bu maç, kaybetse bile telafisi olabilecek tarzda bir maç olarak önüne gelecek. Zira daha dokuz hafta gibi bir süre var ve kaybetmesi hâlinde Trbzonspor ile arasındaki puan farkı en fazla üç olacak. Ama buna rağmen, Aykut Kocaman'ın yaptığı açıklamalardan da yola çıkarsak, Fenerbahçe, Galatasaray deplasmanına kazanmak için gidecek.
Konuyu dönüp dolaşıp artık bir şekilde kadro boyutuna getirmek gerekirse de, Fenerbahçe'nin bu maçta savunma özelinde tekrardan özüne yani Santos, Lugano, Yobo, Gökhan dörtülüsünün yeniden bir arada oynayacak olması büyük avantaj. Onun dışında Niang'ın gününde olması hâlinde ve son haftalarda takımın en etkili yerleri olan kanatlardan gelecek katkılar çok önemli. Aykut Kocaman'ın bu maçta da Konyaspor maçında olduğu gibi Dia'nın yerine yine Stoch'u tercih edeceği söyleniyor ve Stoch'un oynayacak olması takıma daha fazla yarar sağlaacaktır bence. Bunu Konyaspor maçında Stoch'u canlı gözle izledikten sonra net bir şekilde söyleyebilirim kesinlikle. Burada Stoch'un takıma vereceği katkı kadar, Mehmet Topuz'un performansı da çok önemli. Eğer Galatasaray maç içinde Fenerbahçe'nin kanatlardan hızını keserse, burada Alex'e de önemli düşecektir.
Galatasaray'ın ise nasıl bir oyun şablonuyla, nasıl bir taktikle oynayacağı konusunda hiçbir fikrim yok doğrusunu söylemek gerekirse. Durumun böyle olmasında takımın tutarsız sonuçlar almasının etkisi var. Tutarsız sonuçlardan ziyade, son birkaç haftadır Galatasaray'da ortaya çıkan maçın belli bir bölümünden sonra bütün ipleri rakibin eline veren ve oyun disiplininden tamamen kopan bir takım oldu Galatasaray. Yani özetle, Hagi bu maçta çok sürpriz kadroyla bile sahaya çıksa, kalkıp kimse itiraz etmez bu duruma. Bir de Galatasaray için şöyle bir durum var ki ; bu maçı kazanırlarsa en azından Fenerbahçe'yi yenmiş olmanın getirdiği etkiyle sezonun bir bölümünü kurtarma şansları var. Ha, kazanmanın yanında Galatasaray'ın olası bir mağlubiyet ile zaten karmaşık durumda olan bir Galatasaray'ın daha kötüye gitme durumunu da göz önünde bulundurmak gerekir. Sonuç olarak, skor tahmini falan yapmayacağım ve skor ne olursa olsun, Fenerbahçe'nin 90 dakika sonunda maçtan galip ayrıldığı bir maç olmasını diliyorum.
En başta dediğim gibi ; şöyle bir durum var ki, Galatasaray'ın şu an ligdeki konumu itibariyle ne şampiyonluk, ne de Avrupa kupalarına gidebilme açısından hiçbir iddiasının bulunmaması bu maçın Fenerbahçe açısından "çantada keklik" olarak gösterilmesi çok yanlış. Evet, belki şu an Galatasaray'ın hiçbir iddiası yok ama en azından bu maçı kazanarak, bu sezonun en azından bir kısmını kurtarmaya çalışacaklardır. Fenerbahçe için bu maç, kaybetse bile telafisi olabilecek tarzda bir maç olarak önüne gelecek. Zira daha dokuz hafta gibi bir süre var ve kaybetmesi hâlinde Trbzonspor ile arasındaki puan farkı en fazla üç olacak. Ama buna rağmen, Aykut Kocaman'ın yaptığı açıklamalardan da yola çıkarsak, Fenerbahçe, Galatasaray deplasmanına kazanmak için gidecek.
Konuyu dönüp dolaşıp artık bir şekilde kadro boyutuna getirmek gerekirse de, Fenerbahçe'nin bu maçta savunma özelinde tekrardan özüne yani Santos, Lugano, Yobo, Gökhan dörtülüsünün yeniden bir arada oynayacak olması büyük avantaj. Onun dışında Niang'ın gününde olması hâlinde ve son haftalarda takımın en etkili yerleri olan kanatlardan gelecek katkılar çok önemli. Aykut Kocaman'ın bu maçta da Konyaspor maçında olduğu gibi Dia'nın yerine yine Stoch'u tercih edeceği söyleniyor ve Stoch'un oynayacak olması takıma daha fazla yarar sağlaacaktır bence. Bunu Konyaspor maçında Stoch'u canlı gözle izledikten sonra net bir şekilde söyleyebilirim kesinlikle. Burada Stoch'un takıma vereceği katkı kadar, Mehmet Topuz'un performansı da çok önemli. Eğer Galatasaray maç içinde Fenerbahçe'nin kanatlardan hızını keserse, burada Alex'e de önemli düşecektir.
Galatasaray'ın ise nasıl bir oyun şablonuyla, nasıl bir taktikle oynayacağı konusunda hiçbir fikrim yok doğrusunu söylemek gerekirse. Durumun böyle olmasında takımın tutarsız sonuçlar almasının etkisi var. Tutarsız sonuçlardan ziyade, son birkaç haftadır Galatasaray'da ortaya çıkan maçın belli bir bölümünden sonra bütün ipleri rakibin eline veren ve oyun disiplininden tamamen kopan bir takım oldu Galatasaray. Yani özetle, Hagi bu maçta çok sürpriz kadroyla bile sahaya çıksa, kalkıp kimse itiraz etmez bu duruma. Bir de Galatasaray için şöyle bir durum var ki ; bu maçı kazanırlarsa en azından Fenerbahçe'yi yenmiş olmanın getirdiği etkiyle sezonun bir bölümünü kurtarma şansları var. Ha, kazanmanın yanında Galatasaray'ın olası bir mağlubiyet ile zaten karmaşık durumda olan bir Galatasaray'ın daha kötüye gitme durumunu da göz önünde bulundurmak gerekir. Sonuç olarak, skor tahmini falan yapmayacağım ve skor ne olursa olsun, Fenerbahçe'nin 90 dakika sonunda maçtan galip ayrıldığı bir maç olmasını diliyorum.
16 Mart 2011
Schuster & Rijkaard & Doll
Türkiye'ye gelen ünlü teknik adamların sonrasında bir şekilde başarısız olup, buradan ayrılmalarına çoğu kez şahit olduk esasında. Ama bu sezon Türkiye'nin harcadığı teknik direktörler kalite bakımından gerçekten küçümsenmeyecek düzeyde isimler. Mesela Schuster ve Doll'den önce bir Frank Rijkaard gerçeği vardı Galatasaray ve Türk futbolu için. Türkiye'ye ilk geldiğinde "Galatasaray, Türkiye'nin Barcelona'sı olacak" diyenler falan çıkmıştı ortaya ama sonrası malum yani. Aslında Galatasaray'a geldiğinde özellikle ilk sezonda şampiyonluğu elde edememesine rağmen pozitif futbol oynatmaya çalışmıştı ve bunda bence başarılı da olmuştu bir bakıma. Çünkü yapılan transferler ve Galatasaray'ın yapısı Rijkaard'ın kafasındaki oyun şablonuna gayet uygundu bana göre. Ama Galatasaray yönetimi en fazla bu sezona kadar sabredebildi ve Fenerbahçe maçı öncesinde bildiğiniz üzere Rijkaard ile yollar ayrıldı ve Hagi getirildi takımın başına. Hagi geldikten sonra ne değişti Galatasaray'da? Hiçbir şey. Bu yazıyı okuyanların kafasında şöyle bir fikir muhakkak oluşacaktır ; "Tabii sen Fenerbahçelisin, oturduğun yerden, klavye başından sallamak kolay " diyenler olacaktır mutlaka ama durum öyle ya da böyle ortada görüldüğü üzere.
Bir de Gençlerbirliği'nin bu sezon ortasında yollarını ayırdığı Thomas Doll gerçeği var son olarak. Onun durumu da tıpkı Rijkaard gibiydi. Yalnız onun Rijkaard'tan farkı, daha mütevazi bir takıma gelmişti ve hâl böyle olunca takımın bütçesi ve yapılan transferler de ona göre oluyor. Yapılan transferler bana sorarsanız Doll'ün Almanya'da çalıştırdığı takımlarda yaptığı transferlerin yanından geçemezdi kesinlikle ama yine de buna rağmen ilk sezonda ligi tam orta sıralarda tamamlayan ama ertesi sezon yine dibe vuran bir Gençlerbirliği vardı. Sonuç olarak Doll'e de diğerlerine yapıldığı gibi sabredilmedi ve yollar ayrıldı. Her şeyden önce şöyle bir gerçek var ki ; bunu her defasında söylüyoruz ama öncelikli olarak millet olarak sabretmeyi öğrenmemiz gerekiyor öncelikle...
3 Mart 2011
Rusya'nın Yolunu Tutanlar : Misimovic & Sercan Yıldırım
Bu
Misimovic'in Galatasaray ile olan ilişkisinin sona ereceği herkes tarafından biliniyordu, ama bunun yanında belki de en azından benim çok büyük bir sürpriz olarak karşıladığım transferlerden birine de yine bir Rus kulübü olan Lokomotiv Moskova imza attı dün itibariyle ve Sercan Yıldırım'ı kadrolarına kattılar.

Şu son üç gün, özellikle transfer açısından baya hareketli geçti desek yanlış olmaz sanırım. Önce Misimovic Dinamo Moskova'nın, sonra da Sercan Yıldırım Lokomotiv Moskova'nın yolunu tuttu. Rusya'nın yolunu ilk tutan isim olan Misimovic'ten başlayalım ilk olarak. Misimovic, Galatasaray'a geldiği ilk günden bu yana beklentilerin çok fazla olduğu bir isim olduğunu hepimiz biliyorduk aşağı yukarı. Ama ülkemize gelen çoğu "yıldız" futbolcu gibi Misimovic'in Türkiye kariyerinde aşina olduğumuz bir sona tanık olduk. Açıkça söylemek gerekirse, ben Misimovic'in Galatasaray'dan niçin-ne sebeple koparıldığını hâlâ anlayabilmiş değilim. Yani yapılan açıklamalara bakıldığı zaman tatmin edici bir neden yok ortada. Bunun yanında bir de Galatasaray için bu transferin maddi boyutu var aynı zamanda. Wolfsburg'a sezon başında ciddi bir bonservis bedeli ödenip transfer edilmişti ve takımdan ayrılırken de "Aman nasıl satılırsa satılsın da, yeter ki satılsın" mantığı ile takımla yolları ayrıldı.
Misimovic'in neden Rusya'yı tercih ettiği meselesine de gelecek olursakta ; Uefa'nın talimatlarına göre bir oyuncu bir sezon içerisinde ikiden fazla Avrupa kulübüne transfer olamaması gibi bir durum söz konusuydu. Durum böyle olunca, Misimovic'te muhtemelen yarım sezon gibi bir süre futboldan ayrı kalmamak için Dinamo Moskova'nın yolunu tuttu özetle.
Misimovic'in Galatasaray ile olan ilişkisinin sona ereceği herkes tarafından biliniyordu, ama bunun yanında belki de en azından benim çok büyük bir sürpriz olarak karşıladığım transferlerden birine de yine bir Rus kulübü olan Lokomotiv Moskova imza attı dün itibariyle ve Sercan Yıldırım'ı kadrolarına kattılar.Bu transferi "çok büyük bir sürpriz" olarak karşılamamda iki neden var esasında. Birincisi ; aniden gelişen bir transfer oldu ve böyle bir ayrılık beklemiyordum ben gerek Bursaspor'dan gerekse de Sercan Yıldırım açısından. İkinci nokta ise ; Sercan'ın bundan en fazla bir veya iki sezon öncesine kadar özellikle Manchester United ve Barcelona gibi kulüplerin, onu izlemeye aldığı yönünde bir sürühaberler dolanıyordu ortalıkta ve bu yüzden Sercan'ın Rusya'ya transferi bende hayal kırıklığına yol açtı.
Hoş, gerçi yine de Lokomotiv Moskova'nın Bursaspor'a ödeyeceği 5.5 Milyon Avro bugünün şartlarında küçümsenmeyecek bir para belki ama yine iki sezon öncesine kadar gittiğimizde 10 Milyon Avro'ya satılması muhtemeln bir oyuncuyu bu fiyata satmakta ayrı bir konu tabii. Velhasıl, Sercan Yıldırım açısından her manada iyi bir transfer olur diyelim son olarak.
27 Şubat 2011
Resim #3
3 Şubat 2011
Deplasman Tribününde Maç İzlemek

Son birkaç senedir özellikle üç büyük İstanbul kulübünün Anadolu takımlarıyla deplasmanda yaptığı maçlarda deplasman tribününde maç izlemek, ev sahibi takımların belirlediği fiyatları göz önüne aldığımızda, hele ki bir de Türkiye şartlarında epey imkansız hâle gelmeye başladı. Bunun en son örneği ise tahmin edilebileceği üzere Cumartesi günü oynanacak olan Manisaspor - Fenerbahçe maçında, Fenerbahçe taraftarına ayrılan bölümün biletlerinin 65 TL'ye satışa sunulması kısaca söylemek gerekirse, tek kelimeyle ayıptır. Kaldı ki diğer lig maçlarında 65 TL'ye satılan tribünün sezon öncesinde belirlenen normal fiyatı 3 TL'ydi yalnızca.
Aslında Manisaspor'un yaptığı bu uygulama ilk değil, bu uygulamayı başlatan ilk ekip, benim hatırladığım kadarıyla Kasımpaşa'ydı. Galatasaray ile kendi evlerinde karşılaştıkları maçta Galatasray taraftarına ayrılan bölümün biletlerini 120 TL'ye satışa sunmuştu. Sezonluk kombinesi zaten 100 TL olan bir takımın, bir maç için bilet fiyatını, sezonluk kombineden daha pahalıya satması ciddi anlamda tepki almıştı o dönem. Kasımpaşa'nın bu tutumu Fenerbahçe maçında da aynıydı geçen sezon. Hâl böyle olunca Fenerbahçe yönetimi de biletleri toptan satın alarak, taraftarlara nispeten daha makul bir fiyata taraftarına satmıştı.
Burada gelmek istediğim nokta, Manisaspor'un ve diğer Anadolu kulüplerinin belirlediği absürd bilet fiyatlarının bir şekilde önüne geçilmesidir. Konuya ilgili olarak TFF'nun belli bir kural koyarak veya herhangi başka bir yolla fiyatların en azından bu kadar yüksek olmaması için bir şekilde önlem alması şart.
Yukarıda da dediğim gibi Türkiye şartları göz önüne alındığında, o şehirde yaşayan bir taraftarın takımını sene de en azından bir kere izlemek için bu kadar fazla para ödemesi gerekmemeli. Bu durumun bir de İstanbul'dan kalkıp takımını desteklemek için giden taraftarlar için de ayrı bir boyutu var tabii. O zaman ödenen para daha fazla oluyor doğal olarak. Yeri geldiği zaman bazı dönemlerde bilet fiyatlarından şikayetçi olunduğu zamanda da genelde ; "Tek gelir kaynağımız biletlerden elde edilen paralardır. Biz n'apalım kardeşim?" gibi yapılan açıklamaları da ben saçma bulmuşumdur hep. O konuda haklı olabilirsin belki, tamam ama insanları enayi yerine koyar gibi normalden çok pahalıya bilet satmanın da hiçbir mantıklı açıklaması yoktur asla.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)









