Türk Futbolu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türk Futbolu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Mart 2012

Dünya "Kadınlar" Günü Kutlu Olsun

Malum, Türkiye'de futbol erkeklerin tekelindedir, bu bir gerçek yani artık. Kabullenmek gerek artık bu gerçeği. Aslında kadınların da futbol oynayabileceği, futbolun içinde olması gerekirken hep ikinci plana atılır ve sürekli "Kadınlar futboldan anlar mıymış canım?" denir ve geçiştirilir. Ama aslında bu durum kesinlikle böyle değil işte. Kadınlar da futboldan anlar ve en az erkekler kadar onların da futbol konuşmaya, futbolun içinde yer almaya hakkı var bana göre. Tabii benim ya da bir başkasının böyle düşünmesi bir şeyi değiştirmiyor ya, neyse. Toplum olarak kafamızdaki zihniyeti değiştirmedikçe kadınlar ikinci planda tutulmaya, ötekileştirilmeye devam edilecek maalesef bu ülkede.

Öncelikli olarak kadınları futbolun içine dahil edebilmemiz için ilk iş olarak onları ceza olarak görmemeyi, seyircisiz maçlarda bilmem kaç bin kadını bir araya toplayıp ve bu da yetmezmiş gibi akabinde "Helal olsun o kadınlara!" diye övünmekten vazgeçebiliriz mesela ilk iş olarak. Ama dediğim gibi, şu an ki kafayla kadınlar için bu dediklerimizin uygulanması çok ama çok zor görünüyor.

Unutmadan; tüm kadınlarımızın ve tabii "bayan" olmayan kadınlarımızın Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun efendim.

19 Şubat 2012

Türk Futbolunun En Büyük Sorunu : Kötü Zeminler

Şüphesiz ki futbol, iyi bir zeminde oynanınca zevk verir. Hem görüntü açısından, hem de futbol kalitesi açısından. Hep "Türk futbolu şöyle, Türk futbolu böyle" diye zilyon tane bahane üretir dururuz. Bana göre Türk futbolunun en büyük sorunu ne kulüplerin izlediği transfer politikası, ne de altyapıya yeterli değerin verilmemesidir. Kesinlikle her şeyden önce Türk futbolunun en büyük sorunu şu kötü zeminlerdir.

Kimse bana "e bu kulüplerin imkanları ortada, bir de zemin için mi para harcasınlar?" demesin. Üçüncü lig takımlarına filan sözüm yok da, gerek Süper Lig'de, gerekse de Bank Asya 1.Lig'de mücadele eden takımlarının zeminlerinin iyi olması şart yani. Avrupa'da bizden başka bu kadar kötü zeminlere sahip başka bir ülke var mıdır, sanmıyorum açıkçası. Rusya'da bile o kadar çetin geçen kış aylarına rağmen statların zeminleri, bizimkilere nazaran kat be kat daha iyi. Çünkü adamların neredeyse tüm statlarında alttan ısıtma sistemi diye bir şey var.

Türkiye'de de kış ayları sert geçiyor ama Rusya ile kendimizi kıyasladığımızda aramızda dağlar kadar fark var, bu çok açık bir şekilde ortada. 1.Lig'i geçtim, Süper Lig'de bile Fenerbahçe, Galatasaray, Kayseri, Sivas ve Bursa dışında hiçbir kulübün stadında alttan ısıtma sistemi yok yanılmıyorsam.1.Lig'e hiç değinmiyorum bile. Orada durum daha da beter. Mesela dün Erciyesspor-Karşıyaka maçının oynandığı sahada zemin, içler acısıydı. Keza bugün Elazığspor maçındaki görüntü de Erciyesspor maçından farksızdı.

Bana sorarsanız Federasyonun bu zemin hadisesine bir çözüm bulması gerekiyor. Zemini aşırı derecede kötü olan statlarda maç oynatmamak gibi bir kural getirebilirler mesela. Kulüpler de 1-2 transfer daha az yapıp, zeminlerine biraz önem verseler, her şey daha güzel olacak Türk futbolu açısından.

9 Şubat 2012

Türkiye Kupası'nı Gören, Duyan Var mı?

Kabul, yazının başlığı biraz anlamsız oldu ama durum aslında tam da bundan ibaret. "Türkiye Kupası'nı gören, duyan var mı?" Sezon başında kupanın statüsü değiştiğinde, bu değişiklik çoğu kişiyi memnun etmişti. Zira bundan önceki statü çok saçmaydı. Uefa'nn, Uefa Kupası'nda kısa süreli uyguladığı bu statü, Türkiye'de de tutmamıştı ve artık statünün değişmesi gerekiyordu ve değişti de. Ancak değişti değişmesine ama tek maçlı eleminasyon sistemine geçilmesine rağmen yine saçma yönleri vardı mesela yeni sistemin. Şöyle ki ; çeyrek finalden itibaren maçlar tarafsız sahada oynanacaktı falan filan.

Bu yazıda değinmek istediğim asıl mesele bu değil tabii. Tribün Dergi'de böyle bir başlık görmüştüm biraz önce ve dikkatimi çekti bu konu, ben de blogda değinmek istedim bu meseleye. 3 Temmuz'dan bu yana yaşanan malum olaylardan dolayı Türkiye Kupası, yeni statüsüne rağmen unutulmuştu, bu bir gerçek. Hatta bana sorarsanız Federasyon, bu sezon Türkiye Kupası maçları için "hadi maçları bir şekilde oynatalım da, insanların gönlü olsun" gözüyle bakıyordu sanki.

İlk tur maçlarının geç başlamasının yanında, şimdi dördüncü tura geldik ve daha kuralar bile çekilmedi, hâliyle maçların da ne zaman oynanacağı henüz belli değil. İşin ilginç yanı, şurada kısa bir süre kaldı. Tam iki ay sonra lig maçları bitecek mesela. "E sen ne ara kuraları çekeceksin de, ne ara maçları oynatacaksın?" diye sormazlar mı ama adama?

28 Ocak 2012

Kadınların Ceza Olarak Görüldüğü Bir Ülke Düşünün...

Mehmet Ali Aydınlar yönetiminin göreve geldiği ilk günden bu yana Türk futbolunda bazı şeyleri değiştirmek istediği aşikâr. Her ne kadar bu değişikliklerin birçoğunu yüzüne gözüne bulaştırsa da, bir çaba içerisinde olduğu kesin. Bu değişiklikler içerisinde benim en hazmedemediğim, daha doğrusu saçma bulduğum şey, seyircisiz maçlara yalnızca kadın ve çocuk taraftarların alınmasıydı. İlk etapta bu karar alındığında çoğu kişi "aa ne güzel bir uygulamaymış canım" gözüyle bakıyordu ama asla öyle bir durum söz konusu değildi. Bu düpedüz pozitif ayrımcılıktır en başta. Hem kadınların 'ceza' olarak görüldüğü başka bir ülke var mıdır yeryüzünde? Bence yoktur, bu kesinlikle cahillikten öte bir şey değildir.  Bu uygulamanın tek artı yönü, bu güne kadar hiç maça gitmemiş kadınlar, maça gitmiş oldu. Onun dışında hiçbir esprisi yok yani.

Aklıma gelmişken, aynı şey geçtiğimiz günlerde Hollanda'da Ajax-Alkmaar maçında uygulanmaya çalışıldı ama yok, orada da olmadı. Zaten orada olmuyorsa, bizim ülkemizde olmasını beklemek hâyâlcilikten başka bir şey olmaz. Ben en başından beri hep şunu savunmuşumdur ; Federasyon herhangi bir olayından sonra kulüplere ceza vermektense, şahıslara ceza vermelidir. Türkiye'de böyle bir olayın olması tabii ki imkansız ama, normal şartlarda olması gereken budur.

23 Ocak 2012

Kadınlar Futbolu Üzerine & Lig Statüsü

 Beni bilen bilir, kadınlar futboluna oldum olası hep bir ilgi vardır içimde. Bunu arkadaş ortamında filan dile getirdiğimde "aaa kadınlar futbolu da takip edilir mi be" şeklinde tepkiler alırım ama buna hiçbir zaman anlam verememişimdir. Yeri gelmişken şunu da itiraf edeyim. Bana kadınlar futbolunu sevdiren adam, tartışmasız Dağhan Irak'dır. Üç sene önce Avrupa Şampiyonası'nın olduğu dönemde kadınlar futboluna olan ilgim, hepten tavan yapmıştı. Onun dışında blogu açıldığı günden bu yana takip edenler varsa şayet, kadınlar futbolu üzerine birçok yazıma şahit olmuştur. Misal, en son Dünya Kupası'nın olduğu dönem oldukça fazla yazılar yazmıştım buraya.

Neyse, o konu bir yana, Türkiye'de kadınlar futboluna istenilen değerin verilmemesi hep canımı sıkmıştır benim. TFF, erkek futboluna verdiği önemin çeyreğini kadınlar futboluna verse verse, ülke olarak çok farklı yerlere gelebiliriz. Bunu hep söylemişimdir, ama böyle bir şeyin olması imkansız. "Neden imkansız?" diye sormayın, öyle işte.

Bugün TFF'nin sitesinde gezinirken kadın liglerinin statüsünün değiştiğini fark ettim. Federasyon iyi mi yapmış, kötü mü yapmış bilemedim doğrusu. Aslında benim bu yazıyı yazma sebebim de buydu tam olarak. Ben yine kendimi kaybettiğim için yazı çok farklı noktalara geldi istemeden.

Geçen sezona kadar Kadınlar birinci liginde toplam 12 takım yer alıyordu ve takımlar bir sezonda, birbirleriyle iki kez karşılaşıyordu, ligin sonunda, ligi birinci sırada bitiren takım, şampiyon oluyordu. Ancak Federasyon bu sezon bu statüyü baştan aşağı değiştirmiş ve yine toplam yine 12 takımın yer aldığı, iki gruplu bir sisteme geçmiş. Yapılan maçlar sonunda 1,2 ve 3. sıradaki takımlar final grubunu, 4, 5 ve 6. sırada yer alan takımlar ise klasman grubunu oluşturacakmış. Klasman grubu birinci bitiren takım final grubuna katılacak ve bu dört takım aralarında yapacakları maçlar sonunda şampiyon belli olacakmış.

Bir nevi bizim şu meşhur play-off sistemine benziyor bu. Maçların tarafsız sahalarda oynanacak olması da çok ilginç. Mehmet Ali Aydınlar ve yönetiminin maçları tarafsız sahalarda oynatma fetişizmi burada da devam ediyor. Zira aynı şeyi Türkiye Kupası'nda da yapmışlardı. Son olarak, bana soracak olursanız bu sene de şampiyonluğun en güçlü adayı, Ataşehir Belediye'si. Onlar, geçen seneyi de şampiyon tamamlamışlardı.

22 Ocak 2012

Yorumsuz

Hakkarispor-Ağrıspor kadınlar futbol maçından iki kare... Aslında çok fazla şey söylemeye lüzum yok. Bu kareler Türkiye'de kadınlar futboluna ne kadar önem verildiğini, pardon verilmediğini de açık bir şekilde gösteriyor, yazık.

25 Ağustos 2011

Ne Diyeceğini Bilememek

Ne desem, ne yazsam bilemiyorum. Bütün bir sezon boyunca ne zorluklarla, ne sıkıntılarla elde edilen başarılar, bir çırpıda gölgelenmeye çalışılıyor. İşte böyle ilginç bir ülkede yaşıyoruz, ne yazık ki.

23 Ağustos 2011

Türk Futbolunda Devrim (!) : Play-Off Statüsü

Bugün Mehmet Ali Aydınlar'ın yaptığı açıklamayla, önümüzdeki sezon Süper Ligde kesin olarak play-off statüsü uygulanacağı kesinleşti. 3 Temmuz'dan bu yana şike soruşturmasında yaşanan onca saçmalıktan sonra, alınan bu karar, olaya neresinden bakarsanız bakın, kabul edilir gibi değil.

Şunu da belirteyim, Mehmet Ali Aydınlar 29 Haziran tarihinde göreve geldiğinde, benim beklentilerim baya yüksekti. O zaman yaptığı açıklamalarla bazı şeyleri değiştireceğinin sinyallerini vermesini olumlu karşılamıştım lakin zaman geçtikte alınan kararların yanlışlığı ve bu en son ortaya çıkan play-off saçmalığı 'pes' dedirtti artık bir yerde. Ayrıca "Bu sistemi deneyeceğiz, sonra belki vazgeçebiliriz" açıklaması için de söyleyecek söz bulamıyorum, tek kelimeyle saçmalık. Kaldı ki benim en çok kafama takılan mesele, bu statü madem bu kadar 'şahane' bir statü, e o zaman neden Avrupa'nın önde gelen liglerinde bu statü kullanılmıyor diye sormazlar mı adama? Üstelik bu statüyü uygulayan ülkeler, baktığımızda futbol açısından hep geri kalmış ülkeler. Andorra, San Marino, Kıbrıs, İsrail gibi ülkelerde uygulanan sistemin Türk futboluna ne kadar katkısı olur, aklım almıyor açıkçası.

Bana sorarsanız bu statünün hayata geçirilmesinde yayıncı kuruluşunda etkisi büyük. Baktılar bu şike soruşturmasından baya zararlı çıktılar, hâl böyle olunca da bu sistemin devreye sokulmasını istediler. Zira bir sene içinde 140 Milyon Dolar zarara uğramış Digitürk. Tabii böyle olunca, bu sezon maç sayısını arttırmayı amaçladılar ve sonuç olarak, akıl almaz bir tablo çıktı karşımıza

24 Mart 2011

Kadınlar Futbolu & Türkiye

Blog'a uzun zamandır Kadınlar futbolu üzerine bir yazı yazmayı düşünüyordum ve bu yazıyı yazmak bugüne kısmet oldu en sonunda. Avrupa'da Kadınlar futbolunun ayrı bir yeri vardır. Yani en azından Kadınlar futbolu, bizim ülkemizde gördüğü ilgi ve destekten daha fazlası mevcut orada. İlk olarak Kadınlar Futbolu'nın bizim ülkemizdeki boyutuna göz atalım ilk önce. Türkiye Kadınlar Futbol Liginde toplam 12 takım yer alıyor. Üç büyük İstanbullu olarak tabir ettiğimiz Beşiktaş, Fenerbahçe ve Galatasaray'ın, Kadınlar Futbolunda şubeleri yok. Yalnızca Trabzonspor'un ve bunun dışında Bucaspor'un takımı var ve onlar da birinci lig'de mücadele ediyorlar. Yeri gelmişken belirtelim, Türkiye'deki Kadınlar Ligi profesyonel bir lig değil. Aslında Avrupa'da yahut Dünya'nın herhangi bir yerinde profesyonel liglerin sayısı oldukça az. Dünya genelinde yalnızca Amerika'da ve İsveç'te profesyonel lig mevcut. İngiltere ve Almanya'da ise yarı-profesyonel lig olduğunu söyleyelim.

Türkiye Liginde 12 takım mücadele ediyor dedik ve şu an Ataşehir Belediyespor'un liderliği söz konusu. Geçen sezon ise Gazi Üniversitesi i ligi birinci tamamlamıştı ve Türkiye'yi Şampiyonlar Ligi'nde temsil etmeye hak kazanmıştı. Hoş, Şampiyonlar Liginde pek fazla tutunamadılar ve kısa bir süre sonra oradan elendiler.
Bana sorarsanız, tamam Türkiye'deki lig profesyonel değil belki ama, Kadın Voleybol'a veya Basketbol'a yapılan yatırımların belki de yarısı Futbol'a yapılmıış olsa, işin rengi daha da farklı olurdu kesinlikle. Burada Türkiye Futbol Federasyonu'nun tutumu da çok önemli aslında. En basitinden, Kadınlar Futbolu ile ilgili bir araştırma yapmaya kalkıştığınız zaman, doğru düzgün bir bilgiye ulaşmanız pek mümkün olmuyor.

Avrupa'da özellikle İngiltere, İsveç veya Almanya gibi ülkelerin Kadınlar Futbolu'na verdiği değeri anlamak için en basitinden Şampiyonlar Liginde yarı final'e yükselen takımlara baktığınız zaman, Duisburg, Turbine Potsdam, Lyon ve Arsenal takımları yer alıyor. Zaten bu ülkelerde Kadınlar Futbolu'nda en çok sözü geçen ülkeler olduğunu söylemiştik.

Lafı bir şekilde yine Türkiye'ye getirmek gerekirse, puan tablosunda Bucaspor benim dikkatimi çekti. Şu an Kadınlar Futbol Liginde 9. sırada yer alıyorlar belki ama geçen sezon çok parlak bir tablo çizmişlerdi. Futbol'da olduğu gibi, Kadınlar Futbolunda da altyapı'ya oldukça önem verdiklerini söylemek mümkün. Takımların sarf ettiği bu emeğin ve çabaya karşılık biraz da Federasyon tarafından sağlanmış olsa, bizim ülkemizde de Kadınlar Futbolu çok farklı boyutlara gelecektir mutlaka ama biz o günleri görecek miyiz, hiç emin değilim açıkçası.

3 Mart 2011

Rusya'nın Yolunu Tutanlar : Misimovic & Sercan Yıldırım

Bu
Şu son üç gün, özellikle transfer açısından baya hareketli geçti desek yanlış olmaz sanırım. Önce Misimovic Dinamo Moskova'nın, sonra da Sercan Yıldırım Lokomotiv Moskova'nın yolunu tuttu. Rusya'nın yolunu ilk tutan isim olan Misimovic'ten başlayalım ilk olarak. Misimovic, Galatasaray'a geldiği ilk günden bu yana beklentilerin çok fazla olduğu bir isim olduğunu hepimiz biliyorduk aşağı yukarı. Ama ülkemize gelen çoğu "yıldız" futbolcu gibi Misimovic'in Türkiye kariyerinde aşina olduğumuz bir sona tanık olduk. Açıkça söylemek gerekirse, ben Misimovic'in Galatasaray'dan niçin-ne sebeple koparıldığını hâlâ anlayabilmiş değilim. Yani yapılan açıklamalara bakıldığı zaman tatmin edici bir neden yok ortada. Bunun yanında bir de Galatasaray için bu transferin maddi boyutu var aynı zamanda. Wolfsburg'a sezon başında ciddi bir bonservis bedeli ödenip transfer edilmişti ve takımdan ayrılırken de "Aman nasıl satılırsa satılsın da, yeter ki satılsın" mantığı ile takımla yolları ayrıldı.

Misimovic'in neden Rusya'yı tercih ettiği meselesine de gelecek olursakta ; Uefa'nın talimatlarına göre bir oyuncu bir sezon içerisinde ikiden fazla Avrupa kulübüne transfer olamaması gibi bir durum söz konusuydu. Durum böyle olunca, Misimovic'te muhtemelen yarım sezon gibi bir süre futboldan ayrı kalmamak için Dinamo Moskova'nın yolunu tuttu özetle.

Misimovic'in Galatasaray ile olan ilişkisinin sona ereceği herkes tarafından biliniyordu, ama bunun yanında belki de en azından benim çok büyük bir sürpriz olarak karşıladığım transferlerden birine de yine bir Rus kulübü olan Lokomotiv Moskova imza attı dün itibariyle ve Sercan Yıldırım'ı kadrolarına kattılar.

Bu transferi "çok büyük bir sürpriz" olarak karşılamamda iki neden var esasında. Birincisi ; aniden gelişen bir transfer oldu ve böyle bir ayrılık beklemiyordum ben gerek Bursaspor'dan gerekse de Sercan Yıldırım açısından. İkinci nokta ise ; Sercan'ın bundan en fazla bir veya iki sezon öncesine kadar özellikle Manchester United ve Barcelona gibi kulüplerin, onu izlemeye aldığı yönünde bir sürühaberler dolanıyordu ortalıkta ve bu yüzden Sercan'ın Rusya'ya transferi bende hayal kırıklığına yol açtı.

Hoş, gerçi yine de Lokomotiv Moskova'nın Bursaspor'a ödeyeceği 5.5 Milyon Avro bugünün şartlarında küçümsenmeyecek bir para belki ama yine iki sezon öncesine kadar gittiğimizde 10 Milyon Avro'ya satılması muhtemeln bir oyuncuyu bu fiyata satmakta ayrı bir konu tabii. Velhasıl, Sercan Yıldırım açısından her manada iyi bir transfer olur diyelim son olarak.

31 Ocak 2011

Jozy Altidore & Bursaspor

Transfer döneminin son gününde yoğun bir günü geride bıraktık ve önemli transferler gerçekleşti, gerek ülkemizde gerekse de Avrupa'da. Bu süreçte göze çarpan en önemli transferlerden birisini de Bursaspor gerçekleştirdi bugün. Bursaspor'un şampiyon tamamladığı sezonun ardından özellikle Şampiyonlar Ligi'nde mücadelesi açısından kadroya katılacak isimler çok önemliydi fakat yaz transfer dönemi gerek Ertuğrul Sağlam açısından, gerekse de Bursaspor açısından pek fazla verimli geçtiğini söyleyemeyiz. Çünkü kadroya katılan isimlerden ilk başta beklentiler çok fazlaydı ama takıma takviye edilen isimler ve eldeki mevcut kadro, Türkiye sınırları içerisinde bu yükü kaldırabilecek, lakin Avrupa açısından bakıldığı zamanda pek fazla yeterli bir kadro potansiyeline sahip bir görüntü içerisinde değildi. Bunun sonucunda Şampiyonlar Ligi'nde tecrübesizlikten de kaynaklanan ve beklentilerin çok aşağısında kalan ama Türkiye'de iyi işler yapabilen bir kadro vardı Ertuğrul Sağlamın elinde.

Başarısız geçen Avrupa macerasından sonra, Bursaspor'un şu an itibariyle ligdeki konumu göz önüne alınarak sezon sonunda bana göre ligde Avrupa Kupalarına gitmek için ligi uygun bir yerde bitirdikten sonra ertesi sezon için transferler şimdiden yapılmaya başlandı. İlk olarak Glasgow Rangers'lı Kenny Miller kadroya katıldı ve bu transferle birlikte baya bir ses getirmeyi başardılar. Bu transferin üzerinden çok geçmeden de bugün transferin son gününde Jozy Altidore ile anlaşmaya varıldığı duyuruldu. Jozy Altidore, Red Bull New York'ta başladığı futbol kariyerinde o sezon 37 maçta 15 gol atarak iyi bir hava yakaladıktan sonra Villareal ve Hull City kariyeri kendisi açısından tam bir hüsranla sonuçlandı. Zira bu iki kulüpte çıktığı toplam 37 maçta yalnıza 2 gole imza atabilen bir oyuncu JozyAltidore. Ama bu kulüplerde sergilediği performanslardan bağımsız olarak Altidore'un Bursaspor'da Keny Miller ile birlikte başarılı işler yapacağı kanısındayım...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...