14 Mayıs 2006, 16 Mayıs 2010, 12 Mayıs 2012... Altı sene içerisinde son haftada kaçan üç şampiyonluk. Kaçan bu üç şampiyonluğun ikisi taraftarı derinden üzdü elbette ama 12 Mayıs 2012'de kaçan şampiyonluk diğerlerinden epey farklıydı. Bu sefer maçın sonunda olması gerektiği gibi takım tribünlere çağrıldı ve bütün futbolcular ayakta alkışlandı, olması gerektiği gibi...
12 Mayıs 2012 günü kaçan şampiyonluktan sonra gerek televizyonları başında, gerekse de statta bulunan taraftarların gözünde 3 Temmuz tarihinden bu yana yaşanan onca şeye rağmen takımın verdiği onur mücadelesinin getirdiği bir gurur vardı insanların gözünde. Bazen o formanın maç sonunda sırılsıklam olması galibiyetlerden, şampiyonluklardan kat be kat önemlidir. Dün akşam, böyle bir ortam vardı Saracoğlu'nda.
Ancak taraftarın takımı alkışlaması, bağrına basması bir yana dursun, hem maçtan önce hem de maçtan sonra polisin taraftarlara gösterdiği muammele için söylenecek çok fazla şey var. Maçtan önce stada girmek için sıra beklerken insanların Maraton tribününün orada biber gazına maruz kalması ve sağa sola kaçışması gözümden gitmiyor hiç. Aynı tablo maçın sonunda da yaşanmıştı maalesef. Maçtan sonra da çok farklı bir tablo yoktu yani. Yine sağa sola kaçışan bir sürü insan vardı. Her şeyden önemlisi, bu kaçışan insanların arasında küçük küçük çocuklar vardı maalesef. O insanları görünce kendimi şanslı hissettim. Zira biraz daha stattan geç çıksam, belki ben de o biber gazına maruz kalabilirdim.
Öte yandan şunu da belirteyim. Muhtemelen bu olaylardan sonra Fenerbahçe kulübüne seyircisiz oynama cezası verilecek. Şayet verilirse; yönetimin derhal bu cezaya itiraz etmesi gerekir. Çünkü bu olayların tek sorumlusu güvenlik güçleridir. Yaşanan olaylarda Galatasaraylı oyunculara hiçbir şekilde zarar verme amacında değildi taraftar. Bu bağlamda yönetimin yapacağı açıklamayı da merak etmiyor değilim.
Fenerbahçe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fenerbahçe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
13 Mayıs 2012
30 Mart 2012
Şüphe...
Nasıl desem, nasıl başlasam bilemiyorum. Ama bir gerçek var ki; insanlar garip, çok garip hem de. Üstüne üstlük bazı insanlara hiç anlam veremiyorum. Hele bugün yaşananlardan sonra, Fenerbahçeliliğimden şüphe etmeye başladım ciddi ciddi.
Bugün bir yanda Kadın Basketbol takımın Euroleague maçı vardı, öte yanda da malum duruşma vardı Çağlayan'da. Her açıdan yoğun bir gündü yani biz Fenerbahçeliler adına. Dün elde edilen Galatasaray galibiyetinden sonra bugünkü Rivas maçı, Galatasaray maçından kat be kat daha önemliydi ancak taraftar beklenen ilgiyi göstermedi maça. Düne nazaran baya boştu yani salon. Sonuç olarak Fenerbahçe yenildi ve Euroleague'e veda etti.
Maçın sonucundan ziyade taraftarın o salona neden gitmediği ve takıma destek olmadığı konuşuluyordu. Ben dahil, bunu savunan birçok kişi doğu şeyi savunuyor esasında. "Neden gidilmedi o maça?" Beş bin kişi daha gitmiş olsaydı o maça bugün, belki de Fenerbahçe finalde olacaktı ama, olmadı işte. Neyse, taraftarın maça gidip gitmemesine değinmeyeceğim pek fazla.
Öte yandan da Çağlayan'da malum duruşma vardı. Doğal olarak Fenerbahçe taraftarı oradaki yerini de almıştı. En az basket maçındaki kadar -hatta daha fazla- bir kalabalık vardı orada da. Sonuç olarak beklenen tahliyeler olmadı ve herkes evinin yolunu tuttu. Meselem bu değil tabii ki de. Meselem; taraftarın özellikle bugün ikiye bölünmesi.
Bir kısım var ki; "Bugün Çağlayan'a gelmeyen Fenerbahçeli değildir" havasındaydı, bir kısım da "Basketbol maçına biraz daha taraftar gelseydi durum daha farklı olurdu" havasında. Aslında evet, yukarıda da dediğim gibi, basketbol maçına bugün biraz daha fazla taraftar gitseydi her şey daha farklı olabilirdi muhakkak.
Ama bırakın bu işleri... İsteyen istediğini yapar, fakat sen kalkıp da "Bilmem nereye gelmeyen Fenerbahçeli değildir" diye ortaya saldırırsan, işte o zaman olmaz. Ki, bunu diyen tayfa da belli. 3 Temmuz sonrası ortaya çıkan 'Gerçek' Fenerbahçeliler... Size söyleyecek laf bulamıyorum artık, gerçekten lafım yok sizlere!
18 Mart 2012
Fenerbahçe 2-2 Galatasaray
Bugün Canlı Gool programını izleyenler yorumlarıma şahit olmuştur. Bu maç yazısında programda söylediklerimden farklı bir şey yazmayacağım. Yıllardır Fenerbahçe'nin Galatasaray'a kurduğu ezici üstünlük ortada. Ama şu son iki senedir Galatasaray, Kadıköy'den beraberlikle sahadan ayrılıyor ve dürüst olmak gerekirse iki senedir galibiyeti kul payı kaçırıyor desek yanlış bir şey söylemiş olmayız. Ama işte futbol bu ya; olmayınca olmuyor. Ve şöyle de bir gerçek var ki; Galatasaray, Fenerbahçe'yi Kadıköy'de bu sene de yenemediyse, bir 10 sene daha yenemez.
Maçın ilk 15-20 dakikası Fenerbahçe için müthiş geçmişti. Hatta gelen iki golden sonra "Yine 5-6 tane atarız" hissiyatına kapılmıştı herkes. Ancak o 15-20 dakikalık müthiş oyundan sonra Fenerbahçe'ye bir hâller oldu. Sebepsizce savunmaya çekildi, skoru korumaya yönelik hamleler filan geldi Aykut Kocaman'dan. Tıpkı Daum döneminde olduğu gibi. Daum döneminde de aynı sorunu yaşıyordu takım ve Aykut Kocaman'da aynı geleneği sürdürdü bu maçta ve takımı savunmaya çekti. E sen takımı geri çekersen; Galatasaray'da ne var, ne yok saldırır.
İlk yarıyı Galatasaray bir gol atarak kapattı ve bu, onlar için çok önemliydi. İkinci yarıda takımın biraz olsun toparlanır diye düşündük ama, yok. Takım düzeleceğine daha kötü bir hâl aldı.
Sezon başından beri söylemediğimiz laf kalmayan Ziegler bu maçta, özellikle ilk yarıda müthiş bir performans ortaya koydu. Her ne kadar o da ikinci yarıda sahadan silinse de... Gerçi sırf Ziegler değil, ikinci yarıda bütün takım sahada yoktu neredeyse. Tabii bu esnada Galatasaray'ın akınları da devam ediyordu.
Aykut Kocaman'ın yaptığı değişikliklere, yapttığı hatalara da değinmezsem çatlarım. Bunu programda da söyledim; burada da söylüyorum. Tamam Aykut Kocaman iyi bir teknik direktör olabilir ama taktik bilgisi açısından zayıf bir teknik adam. Bunu söylemek elbette bana düşmez ama, benim fikrim bu yönde. Beğenilir beğenilmez, orası ayrı mesele.
Mesela en basitinden ilk maçta Alex en uçta başlamıştı maça ve o maçın geneli malum, Fenerbahçe tarihi bir farktan zar zor kurtulmuştu. Aynı şeyi bu maçta da yaptı mesela Aykut Kocaman. Alex, ikinci yarıda 10-15 dakika en uçta oynadı yine. Ve yine silik bir oyun sergiledi. Üzerine bu yetmezmiş gibi Alex'i oyundan çıkartmasına da ne desem, ne söylesem bilmiyorum yani.
Sonuç olarak Galatasaray, Kadıköy'den bir puanla ayrıldı ve play-off'lar öncesinde dokuz puanlık farkı korudu. Eğer lig böyle biterse, beş puanlık bir avantajı olacak Galatasaray'ın. Hadi bir şekilde Galatasaray.'ı Kadıköy'de yendin diyelim; ama deplasmanda kazanmak Fenerbahçe için gerçekten zor olacak. Ki bence şampiyon olmak istiyorsa bu takım, deplasmanda Galatasaray'ı kesinlikle yenmesi gerekiyor.
Maçın ilk 15-20 dakikası Fenerbahçe için müthiş geçmişti. Hatta gelen iki golden sonra "Yine 5-6 tane atarız" hissiyatına kapılmıştı herkes. Ancak o 15-20 dakikalık müthiş oyundan sonra Fenerbahçe'ye bir hâller oldu. Sebepsizce savunmaya çekildi, skoru korumaya yönelik hamleler filan geldi Aykut Kocaman'dan. Tıpkı Daum döneminde olduğu gibi. Daum döneminde de aynı sorunu yaşıyordu takım ve Aykut Kocaman'da aynı geleneği sürdürdü bu maçta ve takımı savunmaya çekti. E sen takımı geri çekersen; Galatasaray'da ne var, ne yok saldırır.
İlk yarıyı Galatasaray bir gol atarak kapattı ve bu, onlar için çok önemliydi. İkinci yarıda takımın biraz olsun toparlanır diye düşündük ama, yok. Takım düzeleceğine daha kötü bir hâl aldı.
Sezon başından beri söylemediğimiz laf kalmayan Ziegler bu maçta, özellikle ilk yarıda müthiş bir performans ortaya koydu. Her ne kadar o da ikinci yarıda sahadan silinse de... Gerçi sırf Ziegler değil, ikinci yarıda bütün takım sahada yoktu neredeyse. Tabii bu esnada Galatasaray'ın akınları da devam ediyordu.
Aykut Kocaman'ın yaptığı değişikliklere, yapttığı hatalara da değinmezsem çatlarım. Bunu programda da söyledim; burada da söylüyorum. Tamam Aykut Kocaman iyi bir teknik direktör olabilir ama taktik bilgisi açısından zayıf bir teknik adam. Bunu söylemek elbette bana düşmez ama, benim fikrim bu yönde. Beğenilir beğenilmez, orası ayrı mesele.
Mesela en basitinden ilk maçta Alex en uçta başlamıştı maça ve o maçın geneli malum, Fenerbahçe tarihi bir farktan zar zor kurtulmuştu. Aynı şeyi bu maçta da yaptı mesela Aykut Kocaman. Alex, ikinci yarıda 10-15 dakika en uçta oynadı yine. Ve yine silik bir oyun sergiledi. Üzerine bu yetmezmiş gibi Alex'i oyundan çıkartmasına da ne desem, ne söylesem bilmiyorum yani.
Sonuç olarak Galatasaray, Kadıköy'den bir puanla ayrıldı ve play-off'lar öncesinde dokuz puanlık farkı korudu. Eğer lig böyle biterse, beş puanlık bir avantajı olacak Galatasaray'ın. Hadi bir şekilde Galatasaray.'ı Kadıköy'de yendin diyelim; ama deplasmanda kazanmak Fenerbahçe için gerçekten zor olacak. Ki bence şampiyon olmak istiyorsa bu takım, deplasmanda Galatasaray'ı kesinlikle yenmesi gerekiyor.
15 Mart 2012
Samandıra Günlüğü
Zaman zaman Fenerbahçe yönetimini eleştiriyoruz ama öte yandan taraftarlar için ellerinden gelen her şeyi yapıyorlar. Özellikle bu sezon yaptıkları organizasyonları asla göz ardı edemem kendi adıma. Önce stat gezisi, şimdi de Samandıra Can Bartu Tesisleri'nde antrenman izleme fırsatı buldum. Tabii Ömer Temelli'ye de buradan teşekkürlerimizi sunalım yeri gelmişken.
Dün taraftar kart ve telefon numaramı mail yoluyla göndermiştim ve akşam gelen telefon ile Samandıra'ya davet edildik. İlk etapta futbolcularla ve Aykut Kocaman ile tanışmanın heyecanı sarmıştı beni tabii de, bugün Samandıra'ya gidince, biraz işin rengi değişti tabii. Mesela gitmeden önce otobüste bize oyuncularla fotoğraf çekilebileceğimiz söylenmişti ancak oraya gidince doğru dürüst sahaya girme şansımız bile olmadı. Halbuki 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nde kadınlara öyle bir jest yapılmıştı. Bu dediğim şeyi oradaki görevliye söyledim ama aldığım cevap da bir hayli komikti. "E ama onlar kadın" ne demektir yahu? Şaka gibi resmen.
Neyse, sonuç olarak bardağın dolu tarafına da bakmak lazım bir yerde.-Her ne kadar hem gidişte hem de dönüşte otobüslerde birer saat bekletilsekte- Stat gezisinden sonra Samandıra gezisine katılmak da benim için büyük şanstı tabii. Buradan Ömer Temelli'ye bir kez daha teşekkürler.
9 Mart 2012
Ankaragücü 0-2 Fenerbahçe
Bu maç için yazacak bir şey var mı? Kesinlikle yok. Hatta maç bittikten sonra bir süre düşündüm ciddi ciddi ama, yok yani.
Söylenecek şeyler çok kısıtlı.
Mesela Fenerbahçe bilmem kaç maç aradan sonra deplasmanlardaki kazanamama serisine son verdi.
Mesela Galatasaray maçı öncesinde deplasmanda kazanarak bir derece olsun moral kazanmış oldu.
Bu ikisinin dışında söylenecek ekstra bir şey de yok aslında.
Bir de; Ziegler bu takımda o formayı giymeyi hak etmiyor, Bilica'dan sonra. O beğenmediğimiz, burun kıvırdığımız Andre Santos'u gözler bir kez daha aradı bu maçta...
Söylenecek şeyler çok kısıtlı.
Mesela Fenerbahçe bilmem kaç maç aradan sonra deplasmanlardaki kazanamama serisine son verdi.
Mesela Galatasaray maçı öncesinde deplasmanda kazanarak bir derece olsun moral kazanmış oldu.
Bu ikisinin dışında söylenecek ekstra bir şey de yok aslında.
Bir de; Ziegler bu takımda o formayı giymeyi hak etmiyor, Bilica'dan sonra. O beğenmediğimiz, burun kıvırdığımız Andre Santos'u gözler bir kez daha aradı bu maçta...
4 Mart 2012
Özlediğim, İstediğim Fenerbahçe Bu!
Artık şunu kabullenelim. Bu sezon iki farklı Fenerbahçe izliyoruz. Şöyle ki; iç sahada döktüren, harikalar yaratan, hatta büyüleyen ama öte yandan deplasmanlarda da sanki küme düşmeye oynayan aciz bir takımdan pek farkı olmuyor Fenerbahçe'nin. Aynı şeyi geçen hafta da söylemiştim ve dediğim şey çıktı. Her şeyiyle müthiş bir Fenerbahçe izledik bugün. Hatta böyle bir futbol izlemeyeli nereden baksanız seneler oldu. Tıpkı Daum'un ilk Fenerbahçe macerasında yarattığı takım gibi. Ya da Zico dönemindeki Fenerbahçe vardı sanki bugün sahada.
Ben Eskişehirspor maçını, geçen seneki Yeni Malatyaspor maçına benzetiyorum aynen. Malum, ne olduysa o maçtan sonra olmuştu ve Fenerbahçe lig tarihine geçerek şampiyon olmuştu geçen sene. Aynı şeyin Eskişehir maçından sonra da yaşandığı hissiyatı var içimde. Şu an deplasmanlarda kötü bir grafik çiziyor belki takım ama, en azından Ankaragücü deplasmanı takımı -deplasmanlar için- bir derece olsun uyandıracaktır.
Artık Stoch için ne yazsak, ne konuşsak bilemiyorum. Gerçekten bilemiyorum hem de. Tek bir bildiğim var; o da çok büyük bir oyuncu olduğu. Bu akşam attığı ilk gol, jeneriklikten de öte bir goldü. Daha önce de söylemiştim, yine söylüyorum. Alex şunun şurasında Fenerbahçe'de en fazla iki ya da üç sene daha top oynar. Ondan sonra Fenerbahçe'nin 'lider' oyuncu eksikliğini gidermesi açısından Stoch tam ideal bir oyuncu. Bu yükü kaldırabilecek potansiyeli var çünkü.
Stoch dışında Moussa Sow'u da unutmayalım. Güiza ve Bienvenu gibi oyunculara bu takımda şahit olduktan sonra çölde bir vaha gibi geldi bu bünyelere. 5 maçta 3 gol atması ve o uyum sürecini kısa sürede atlatması kendi ve Fenerbahçe adına büyük şans. O da bu akşam yaptı yine yapacağını...
Son olarak; oynanan oyunun dışında bu maçta Fenerbahçeli oyuncuların gördüğü kartları eleştiren bir kesim de yok değil hani. Tabii o kesim, diğer takım taraftarları oluyor. Aykut Kocaman bu oyunculara "Bilerek kart görün" demiş sözümona. E madem öyleyse; Gökhan Gönül de kart sınırındaydı. Durum böyle olunca o da neden kartlarını sıfırlamadı ki? Gayet yapsa yapardı yani... Neyse, geçiniz bu işleri.
29 Şubat 2012
Kadınları Biraz Örnek Alın Beyler!
Ne derseniz diyin ama hayat gerçekten çok garip. Geçen hafta methiyeler düzdüğümüz takım, bu hafta tekrar özüne dönebiliyor mesela. O derece garip yani. Evet, bu takım tahmin ettiğiniz gibi Fenerbahçe Ülker. Ya, gerçekten kabullenemiyorum bu durumu. Bir takım bir haftada nasıl bu kadar değişebilir, nasıl her şey tersine döner bilemiyorum. Yine geçen hafta Unics maçından sonra "Bu galibiyet Spahija'nın değil, oyuncuların eseridir" demiştim ve Sphaija için zaten düşüncelerim sabitti ama birkaç oyuncu dışında şu oyun, bu takıma yakışmadı, yakışmıyor. Acaba gerekilen hamlelerin yapılması için daha ne kadar beklenecek, merak içerisindeyim doğrusu. Ayrıca Fenerbahçe yönetimine de saygılar. Taraftara "yolunacak kaz" gözüyle bakmaya devam edin siz!
Daha önce de yazmıştım ama yine tekrarlayayım. Fenerbahçe Ülker için yazdıklarımın bir kısmı, futbol takımı için de geçerli. Onların da artık ayağa kalkıp, mücadele etmesi gerekiyor. Ha, şöyle bir durum var ki; futbol takımına olan inancım, basketbol takımına olan inancımdan çok çok fazla.
Erkeklerde durum böyleyken, Fenerbahçe'nin kadınları hani hakikatten "Armanın gururu" olmaya devam ediyorlar. Özellikle Fenerbahçe Universal. Üst üste üçüncü kez Final Four'a kalmayı başardılar bu akşam. Onlar ile ne kadar övünsek, neler söylesek gerçekten azdır. Umarım bu sefer şeytanın bacağını kırarlar, kırmalılar!
Fenerbahçe Universal için ne dediysek, aynı şeyler kadın basket takımı için de geçerli. Euroleague'de bilmem kaç maçtır kazanan ve henüz mağlubiyeti olmayan bir takımdan söz ediyoruz burada. Velhasıl, erkeklerin artık oturup düşünmesi gerekiyor bu işi. Ya da şöyle bir başlarını kaldırıp kadınların gösterdiği mücadeleyi görseler bence her şey çok daha güzel olur.
28 Şubat 2012
Size Ne Desek Ki Şimdi?
Bugün maça gidip gitmemek konusunda epey kararsız kalmıştım, sonuç itibariyle gidememiştim. Bu akşam olan olayları gördükten sonra da "İyi ki gitmemişim!" diyorum kendi kendime. Sebebi ise takımın oynadığı basketbol filan değil. Kesinlikle taraftarlar yüzünden, evet bildiğiniz taraftarlar yüzünden. Sözde Fenerbahçe taraftarları onlar...
Gerçi onlara taraftar demek bile çok büyük ayıp olur. Bu akşam oraya giden bir güruh vardı ki, amaçları takıma destek olmak filan değil, köstek olmaktı. Zira taraftar dediğin takımına bu kadar zarar vermek için çabalamaz. Her ne olursa olsun, küfür eden adamı, hele kadınların maçında küfür eden adamı asla anlamam, anlayamam. O adam, taraftarlığı geçtim, insan bile değildir benim gözümde.
Kadınların maçında ana-avrat küfür etmek tek kelimeyle cahilliktir, acizliktir. Bu eylemi yapan üç-beş çapulcu oyunu durdurmayı başarıp, hakemleri en sonunda soyunma odasına göndermeyi başarınca "Fener'le kimse başa çıkamaz!" diye tezahürat yapmaz mı? İşte ondan sonra maçı izlemeyi bıraktım yani.
Size illâ birisinin çıkıp "Durun, küfür etmeyin beyler!" demesi mi gerekiyor? Bırakın allah aşkına bu işleri, siz taraftar filan olamazsınız. Bu sözde taraftarlar yarın voleybol maçında da boy gösterecek ve orada da aynı şeyi yapacaklar, en asıl ona yanıyorum...
Bir de "E kadınların maçında küfür edilmez miymiş canım???" diyenleri de, neyse...
26 Şubat 2012
Şampiyon Olmak Mümkün...
Bunu artık söyleye söyleye dilimizde tüy bitti ama net bir gerçek var şu an için. Fenerbahçe iyi oynamıyor. Fenerbahçe deplasmanlarda mücadele etmiyor ve puanlar kaybediyor.
Ligin bitimine, daha doğrusu play-off'lara yalnızca altı maç kaldı. Bu altı maçı kazanıp play-off'ları kendi lehine çevirme imkanı yok mu? Elbette var, fazlasıyla hem de. O kadar laf ediyoruz ama aslında Fenerbahçe'nin kötü bir kadrosu da yok. Geçen seneki Fenerbahçe ile bu seneki Fenerbahçe arasında yalnızca tek bir fark var; o da mücadele...
Tekrar söylüyorum, bu takım bu sezon deplasmanlarda, Kadıköy'de gösterdiği mücadelenin yarısını göstermiş olsaydı, şu an Galatasaray ile arasında dokuz puanlık fark olmazdı.
Bugünden itibaren artık futbolcuların ayağa kalkıp, mücadele etmesi gerek. Tabii burada biz taraftarlara da önemli bir iş düşüyor. Her zaman olduğu gibi, gösterilen mücadele ile takımın yanında olmak, onlara sahip çıkmak.
Uzun lafın kısası şu ki; son altı haftada alınacak altı galibiyet, Fenerbahçe için her şeyi değiştirecektir. Ve en nihayetinde şampiyonluğa ulaşan taraf olacaktır ligin sonunda.
Ligin bitimine, daha doğrusu play-off'lara yalnızca altı maç kaldı. Bu altı maçı kazanıp play-off'ları kendi lehine çevirme imkanı yok mu? Elbette var, fazlasıyla hem de. O kadar laf ediyoruz ama aslında Fenerbahçe'nin kötü bir kadrosu da yok. Geçen seneki Fenerbahçe ile bu seneki Fenerbahçe arasında yalnızca tek bir fark var; o da mücadele...
Tekrar söylüyorum, bu takım bu sezon deplasmanlarda, Kadıköy'de gösterdiği mücadelenin yarısını göstermiş olsaydı, şu an Galatasaray ile arasında dokuz puanlık fark olmazdı.
Bugünden itibaren artık futbolcuların ayağa kalkıp, mücadele etmesi gerek. Tabii burada biz taraftarlara da önemli bir iş düşüyor. Her zaman olduğu gibi, gösterilen mücadele ile takımın yanında olmak, onlara sahip çıkmak.
Uzun lafın kısası şu ki; son altı haftada alınacak altı galibiyet, Fenerbahçe için her şeyi değiştirecektir. Ve en nihayetinde şampiyonluğa ulaşan taraf olacaktır ligin sonunda.
25 Şubat 2012
Böyle Onur Mücadelesi Olmaz!
Belediye maçından sonra malum "onur mücadelesi" ile ilgili bir yazı yazmıştım ve doğal olarak bu takımı eleştiren kesime hitap etmişti o yazı. Ama o maçtan sonra işler değişti desek yeridir. Sezon başından beri biz taraftarlar olarak "onur mücadelesi" diye bir yerlerimizi yırtıyoruz ancak gelin görün ki futbolcular bu mücadelenin farkında bile değil. Yani şu an da onur mücadelesini yalnızca taraftarlar veriyor. Bunun en yakın örneği olarak dün akşam Çağlayan'a koşa koşa giden binlerce taraftarı gösterebiliriz. Ya da daha yakın bir örnek vermek gerekirse, bu sabah tüm şartlara rağmen kalkıp Eskişehir'e giden, hatta bir kısmı stada dahi alınmayıp, İstanbul'a geri gönderilen taraftarları gösterebiliriz.
Aslında biz taraftarlar olarak bu takımdan bu sezon çok fazla bir şey istemiyoruz. "Sadece mücadele edin, formanın hakkını verin, yeter" diyoruz ama ne yazık ki onu bile beceremiyorlar.
İşin bir diğer ilginç yanı ise ne biliyor musunuz? Bu hafta adeta tel tel dökülen, gösterdiği mücadele itibariyle herhangi bir amatör takımdan farkı olmayan takımın yerinde önümüzdeki hafta Gençlerbirliği maçında çok farklı bir takım görüntüsü içine girecekler lakin yine bir sonraki deplasman maçında aynı şeyleri yaşayacağız, aynı şeyleri yazacağız.
Normalde şu haftaya kadar yaşanan tüm puan kayıplarından sonra "Canınız sağolsun" derdim ama bu sefer demiyorum, demeyeceğim. Zira biz öyle dedikçe bu takım bunun arkasına sığınıyor ve ortaya böyle bir sonuç çıkıyor. Yeri gelmişken şunu da söyleyeyim, böyle giderse play-off'larda Fenerbahçe'nin şampiyonluk şansı olacağını asla düşünmüyorum.
19 Şubat 2012
Baba & Oğul
Allah'ım bu nasıl bir tatlılıktır böyle? Hani "hık demiş burnundan düşmüş" derler ya, bu tam öyle bir şey işte! Bilmeyenler için bu çocuğu tanıtalım. Adı Felipe ve kendisi Alex'in oğlu olur.
18 Şubat 2012
Fenerbahçe 4-2 Sivasspor | Alex Oynayınca
Bu maç, sıradan bir maç değildi. Bundan yalnızca birkaç ay önce Manisaspor maçında bir ilke imza atan Fenerbahçeli kadın taraftarlara, bu maçta da büyük iş düşüyordu. O üstlerine düşen görevi fazlasıyla yerine getirdiler de, soğuk havaya rağmen. İlk kez Manisa maçında geçilmişti bu uygulamaya ve sonrasında epey geyikler dönmüştü sağda solda. Ama o dönen geyiklerden sonra nereden bakarsanız bakın, toplam beş veya altı kez diğer takımlar bu cezaya maruz kalmıştı ve bu maçların hiçbirinde o atmosfer yakalanamadı. Üstelik bu sefer sadece statta maç izlemekle kalmayıp, koreografi işine de el attılar. Başarılı da oldular hatta. Onlarla ne kadar övünsek azdır, kim ne derse desin.
Zamanında o kadar dalgasına vurduk bu laf söylendiğinde ama, futbol gerçekten enteresan bir oyun. Bunu son bir hafta içinde net bir biçimde gördük, özellikle Karabükspor maçında. O maçın yazısını yazarken Alex'e biraz fazla değinmiştim. Amacım elbette kendisini eleştirmek değildi de, artık onun vadesinin dolduğundan söz etmiştim, ama yanılmışım. Bu maçtan sonra bir kez daha diyorum ki ; Alex gerçekten büyük oyuncu!
Ama her şey bir yana, şu durumu asla inkâr edemem. Fenerbahçe top oynamıyor, mücadele etmiyor. Bunu haftalardır söylüyoruz, yine tekrarlayalım. İlk yarıda Sivasspor, yakaladığı fırsatları değerlendirebilse maç kesinlikle çok farklı noktalara gelirdi, bu bir gerçek. Lakin derler ya "futbolun adaleti yok" diye, işte maçın ikinci yarısı tam da böyle olmuştu. Ha, yine tekrarlamak da fayda var. Bu ikinci yarıda oynanan oyun kimseyi aldatmasın, oynanan oyundan kimse memnun değildir yani. Skor her ne kadar farklı olsa da...
Son olarak, Dia artık sınırları zorluyor. Şu güne kadar kendisine o kadar şans tanındı ama yok, bir türlü istenen düzeye çıkamadı, çıkamıyor. Halbuki ben ondan Stoch gibi patlama yapmasını bekliyordum şu zamana kadar ama boş bir beklenti içerisindeymişim sanırım.
Zamanında o kadar dalgasına vurduk bu laf söylendiğinde ama, futbol gerçekten enteresan bir oyun. Bunu son bir hafta içinde net bir biçimde gördük, özellikle Karabükspor maçında. O maçın yazısını yazarken Alex'e biraz fazla değinmiştim. Amacım elbette kendisini eleştirmek değildi de, artık onun vadesinin dolduğundan söz etmiştim, ama yanılmışım. Bu maçtan sonra bir kez daha diyorum ki ; Alex gerçekten büyük oyuncu!
Ama her şey bir yana, şu durumu asla inkâr edemem. Fenerbahçe top oynamıyor, mücadele etmiyor. Bunu haftalardır söylüyoruz, yine tekrarlayalım. İlk yarıda Sivasspor, yakaladığı fırsatları değerlendirebilse maç kesinlikle çok farklı noktalara gelirdi, bu bir gerçek. Lakin derler ya "futbolun adaleti yok" diye, işte maçın ikinci yarısı tam da böyle olmuştu. Ha, yine tekrarlamak da fayda var. Bu ikinci yarıda oynanan oyun kimseyi aldatmasın, oynanan oyundan kimse memnun değildir yani. Skor her ne kadar farklı olsa da...
Son olarak, Dia artık sınırları zorluyor. Şu güne kadar kendisine o kadar şans tanındı ama yok, bir türlü istenen düzeye çıkamadı, çıkamıyor. Halbuki ben ondan Stoch gibi patlama yapmasını bekliyordum şu zamana kadar ama boş bir beklenti içerisindeymişim sanırım.
Şükrü Saracoğlu Stadı'nın Koltukları
Dergiye yazı yazacağım telaşıyla burayı birkaç gündür ihmal ettim, anca şimdi yazma fırsatım oldu işte. Esasında şu meseleyi ben uzun zamandır kafaya takıyordum, bu kafaya taktığım şeyleri yazıya dökmek istedim. Malum, Şükrü Saracoğlu Stadı'nı şu hale getirebilmek için Fenerbahçe yönetimi çok büyük çabalar harcadı, harcadığı bu çabanın karşılığını fazlasıyla aldı hatta. Stadın üstü tamamen kapatıldı, Maraton ve Fenerium alt tribünlerdeki koltuklar değişti ve bunların dışında bugüne kadar birçok şey yapıldı bu stada. Isıtıcı bile takıldı, onu da söyleyelim yeri gelmişken.
Ama yapılan bu kadar şeye rağmen benim bu stada kesinlikle yapılmasını istediğim bir şey var ; o da tüm koltukların değiştirilmesi. Tüm koltuklar derken, kale arkası ve üst tribünlerdeki koltukları kastediyorum. Bütün koltukların Maraton ve Fenerium alt tribünlerdeki gibi olması gerek. Hem konfor açısından, hem görüntü açısından böyle bir şeyin yapılması gerekiyor bence. Emirates, Old Trafford veya ne bileyim, en yakın örnek olarak Türk Telekom Arena'daki gibi olabilir yani tüm koltuklar. Ha böyle bir şey yapılırsa eğer, stadın kapasitesinde belli bir düşüş olacaktır ama bu işin sonunda daha modern bir görünüme sahip olacaktır Şükrü Saracoğlu. Bu konudan az evvel twitter'da Ömer Temelli'ye de söz ettim, sırf kale arkası tribünleri için ama kendisinden "Olmaz, kırılır" cevabı aldım.
Ama yapılan bu kadar şeye rağmen benim bu stada kesinlikle yapılmasını istediğim bir şey var ; o da tüm koltukların değiştirilmesi. Tüm koltuklar derken, kale arkası ve üst tribünlerdeki koltukları kastediyorum. Bütün koltukların Maraton ve Fenerium alt tribünlerdeki gibi olması gerek. Hem konfor açısından, hem görüntü açısından böyle bir şeyin yapılması gerekiyor bence. Emirates, Old Trafford veya ne bileyim, en yakın örnek olarak Türk Telekom Arena'daki gibi olabilir yani tüm koltuklar. Ha böyle bir şey yapılırsa eğer, stadın kapasitesinde belli bir düşüş olacaktır ama bu işin sonunda daha modern bir görünüme sahip olacaktır Şükrü Saracoğlu. Bu konudan az evvel twitter'da Ömer Temelli'ye de söz ettim, sırf kale arkası tribünleri için ama kendisinden "Olmaz, kırılır" cevabı aldım.
14 Şubat 2012
12 Şubat 2012
Karabükspor 2-1 Fenerbahçe
Fenerbahçe iyi oynamıyor. Sadece bu maç özelinde değil, haftalardır iyi oynamıyor. Bunu inkâr edemeyiz. Kötü oynadığı yetmezmiş gibi mücadele de etmiyor. Kadıköy'de oynanan maçları bir şekilde, kötü oynasa bile kazanıyor ama deplasmanlarda aynı şey olmuyor maalesef. Bunu hep söylüyoruz, deplasmanlarda takım kötü oynadığı zaman muhakkak puan kaybı yaşıyor.
Yanlış olmasın, galiba Samsun maçı yazısında "Alex durunca, Fenerbahçe de duruyor" demiştim. Bu da apayrı bir gerçek. Fenerbahçe'nin artık Alex'in eline bakmaması gerekiyor. Zira artık Alex eski gücünde değil, bunu kabul edelim. Bu maçta tamam, gol attı filan ama yok, Alex artık Fenerbahçe'yi taşıyamıyor. Bu, eleştiri olarak algılanmasın, neredeyse son 10 maçtır ortada olan bir gerçek. O yüzden Fenerbahçe'nin yavaş yavaş yeni sistemler geliştirmesi gerekiyor bence. Yani zaten çok çok öncesinden yeni bir sistem, ya da formül bulması gerekiyordu bu duruma ama şu andan itibaren kesinlikle bir çözüm bulması şart.
Herhangi bir mağlubiyetten sonra çıkıp bir oyuncuyu günah keçisi ilan etmeyi sevmem ama bir Ziegler gerçeği var bu takımda. Hoş, sırf bu maç için değil, yine son birkaç maçtır Ziegler inanılmaz sırıtıyor. Belki çok bariz hatalar yapmıyor evet ama bazı noktalarda çok yetersiz kalıyor işte. O yüzden ben hep söylemişimdir. Fenerbahçe, Niang'dan sonra en çok Andre Santos'u arıyor bana göre. Zamanında o adamı da o kadar eleştirdik ama kıymetini gittikten sonra anlayabildik tabii.
Fenerbahçe önümüzdeki hafta Sivasspor'u bir şekilde mağlup edecek belki ama sonrası yine malum. Ondan sonraki hafta deplasmanda yine karın ağrısı çekerek maçları izlemeye devam edeceğiz. Şu an ki görüntü bundan ibaret.
Yanlış olmasın, galiba Samsun maçı yazısında "Alex durunca, Fenerbahçe de duruyor" demiştim. Bu da apayrı bir gerçek. Fenerbahçe'nin artık Alex'in eline bakmaması gerekiyor. Zira artık Alex eski gücünde değil, bunu kabul edelim. Bu maçta tamam, gol attı filan ama yok, Alex artık Fenerbahçe'yi taşıyamıyor. Bu, eleştiri olarak algılanmasın, neredeyse son 10 maçtır ortada olan bir gerçek. O yüzden Fenerbahçe'nin yavaş yavaş yeni sistemler geliştirmesi gerekiyor bence. Yani zaten çok çok öncesinden yeni bir sistem, ya da formül bulması gerekiyordu bu duruma ama şu andan itibaren kesinlikle bir çözüm bulması şart.
Herhangi bir mağlubiyetten sonra çıkıp bir oyuncuyu günah keçisi ilan etmeyi sevmem ama bir Ziegler gerçeği var bu takımda. Hoş, sırf bu maç için değil, yine son birkaç maçtır Ziegler inanılmaz sırıtıyor. Belki çok bariz hatalar yapmıyor evet ama bazı noktalarda çok yetersiz kalıyor işte. O yüzden ben hep söylemişimdir. Fenerbahçe, Niang'dan sonra en çok Andre Santos'u arıyor bana göre. Zamanında o adamı da o kadar eleştirdik ama kıymetini gittikten sonra anlayabildik tabii.
Fenerbahçe önümüzdeki hafta Sivasspor'u bir şekilde mağlup edecek belki ama sonrası yine malum. Ondan sonraki hafta deplasmanda yine karın ağrısı çekerek maçları izlemeye devam edeceğiz. Şu an ki görüntü bundan ibaret.
9 Şubat 2012
Olan Fenerbahçe'ye Oldu
Derbi maçta yaşanan olayların faturası bu akşam itibariyle kesildi ve Fenerbahçe'ye bir maç seyircisiz oynama cezası verildi. Seyircisiz dediğime bakmayın, Sivasspor maçını yine kadın ve çocuk taraftarlar izleyecek. Fenerbahçe, bu sezon ikinci defa seyircisiz oynama cezasıyla karşı karşıya kaldı bu arada. Verilen ceza yerinde mi? Tabii ki yerinde, onu asla tartışmam. Maç boyunca o kadar küfür edildi çünkü, böyle bir ortamda ceza verilmemesi büyük sürpriz olurdu yani.
Fenerbahçe'ye verilen cezaya 'eyvallah' diyoruz ama benim kabullenemediğim nokta, Beşiktaş'a verilen -pardon verilmeyen- ceza oldu. Sen git statta meşale yak, o meşaleyi Fenerbahçe tribünlerine at, hatta onla kalmayıp stadı yakmaya kalkış, bununla yetinmeyip tuvaletlere, kısacası stadın her yerine zarar ver ancak gelin görün ki, sonuç olarak 75.000 TL'lik ufak bir ceza ile işin içinden sıyrıl. Hakikatten şaka gibi bir ülkede yaşıyoruz, söyleyecek pek fazla söz de yok aslında. Ayrıca "küfürlü tezahürat yapmayıp, sadece adam bıçaklama olayı yaşansaydı o statta, Fenerbahçe, Galatasaray gibi 60.000 TL'lik bir ceza ile kurtulabilir miydi acaba?" diye de düşünmeden edemiyorum.
5 Şubat 2012
Fenerbahçe 2-0 Beşiktaş | Daum Ruhu
Hani hep derler ya, "Derbilerin favorisi olmaz!" diye, işte bu maç, diğerlerinden biraz farklıydı. Bu derbinin bir favorisi vardı ve o'da Fenerbahçe'ydi. Kadrolar netleştikten sonra ibre Fenerbahçe'ye dönmüştü lakin sahada oynanan oyunu göz önüne alırsak, Fenerbahçe içino kadar da rahat bir maç olmadı. Sırf bu maç için değil, Fenerbahçe son iki-üç maçtır iyi oynamıyor, iyi oynaması yetmezmiş gibi mücadele de etmiyor.
Geçen, Samsun maçı yazısında "takım Daum döneminde olduğu gibi son birkaç maçtır skor avantajını elde ettikten sonra arkaya yaslanıyor" demiştim. Aynı durum bu maçta da devam etti. İlk yarı bir derece olsun mücadele etme gayreti içinde olan takım, ikinci yarı tamamen savunmaya yaslandı ve bu da doğal olarak Beşiktaş'ın işine geliyordu ama onlar da yararlanamadı bu şanslardan.
Yine Samsun maçı yazısında "Alex olmayınca, olmuyor"" demiştim. Bu maçta Alex vardı, ama o her zaman alışık olduğumuz Alex yoktu sahada. Bu aslında sadece bu maçta değil, yine son birkaç maçtır böyle. Alex durunca, Fenerbahçe'de duruyor.
Moussa Sow'un ilk maçında golle buluşmasına çok sevindim şahsen. Daha önce söylemiştim, yine söylüyorum. Sow, bu takımın ikinci Niang'ı olacak!
Tribünlere de değinelim biraz...
Aylardır Fenerbahçe taraftarı "Deplasman yasağı kalksın" diye o kadar mücadele verdi ve deplasman yasağı bu maçlık kalktı. Ama bu mücadelenin karşılığı bu olmamalı bence. Eğer böyle olacaksa, deplasman yasağı devam etsin. Ki devam edecektir kesinlikle bu maçtan sonra. Ayrıca edilen o kadar küfürden sonra Fenerbahçe'ye ceza gelmezse, gerçekten büyük sürpriz olur.
Geçen, Samsun maçı yazısında "takım Daum döneminde olduğu gibi son birkaç maçtır skor avantajını elde ettikten sonra arkaya yaslanıyor" demiştim. Aynı durum bu maçta da devam etti. İlk yarı bir derece olsun mücadele etme gayreti içinde olan takım, ikinci yarı tamamen savunmaya yaslandı ve bu da doğal olarak Beşiktaş'ın işine geliyordu ama onlar da yararlanamadı bu şanslardan.
Yine Samsun maçı yazısında "Alex olmayınca, olmuyor"" demiştim. Bu maçta Alex vardı, ama o her zaman alışık olduğumuz Alex yoktu sahada. Bu aslında sadece bu maçta değil, yine son birkaç maçtır böyle. Alex durunca, Fenerbahçe'de duruyor.
Moussa Sow'un ilk maçında golle buluşmasına çok sevindim şahsen. Daha önce söylemiştim, yine söylüyorum. Sow, bu takımın ikinci Niang'ı olacak!
Tribünlere de değinelim biraz...
Aylardır Fenerbahçe taraftarı "Deplasman yasağı kalksın" diye o kadar mücadele verdi ve deplasman yasağı bu maçlık kalktı. Ama bu mücadelenin karşılığı bu olmamalı bence. Eğer böyle olacaksa, deplasman yasağı devam etsin. Ki devam edecektir kesinlikle bu maçtan sonra. Ayrıca edilen o kadar küfürden sonra Fenerbahçe'ye ceza gelmezse, gerçekten büyük sürpriz olur.
2 Şubat 2012
Samsunspor 3-1 Fenerbahçe | Alex Olmayınca, Olmuyor
Fenerbahçe'de artık senelerdir bu durum çok açık bir biçimde ortada. Alex olmayınca, olmuyor. İç sahada bir şekilde takım kendi başının çaresine bakabiliyor ama, deplasmanlar için aynı şeyi söylemek neredeyse imkansız. Aykut Kocaman bu sezon Stoch'tan 'ikinci bir Alex' yaratmaya çalışıyor, hatta son birkaç maçtır bu denemeleri başarılı oldu gibi ancak henüz Alex'siz bir Fenerbahçe mümkün değil şu an için.
Cristian'a değinmeden de edemeyeceğim. Cristian çok ilginç bir oyuncu, artık bunu kabullenmek lazım. Hani bazı büyük oyuncular için "maç seçiyor" derler ya, işte Cristian'da da bu durum söz konusu. Adam maç seçiyor, Mesela Manisa deplasmanında şahane top oynayan bir Cristian izlemiştik, bu maçta aynı adam yerlerde sürünüyordu. Hatta takımın en kötülerinden birisiydi diyebilirim. Bir de Cristian büyük oyuncu mu? Değil, bunu da göz önüne almak lazım bence.
Söyleyecek pek fazla şey de yok aslında. Fenerbahçe, Galatasaray'ın puan kaybettiği haftada, geleneğini bozmadı ve o da modaya ayak uydurarak puan kaybı yaşadı. Puan farkını kapatma şansını da kaçırmış oldu hâliyle. Son olarak, hafta içi maçları Fenerbahçe'ye yaramıyor maalesef.
Cristian'a değinmeden de edemeyeceğim. Cristian çok ilginç bir oyuncu, artık bunu kabullenmek lazım. Hani bazı büyük oyuncular için "maç seçiyor" derler ya, işte Cristian'da da bu durum söz konusu. Adam maç seçiyor, Mesela Manisa deplasmanında şahane top oynayan bir Cristian izlemiştik, bu maçta aynı adam yerlerde sürünüyordu. Hatta takımın en kötülerinden birisiydi diyebilirim. Bir de Cristian büyük oyuncu mu? Değil, bunu da göz önüne almak lazım bence.
Söyleyecek pek fazla şey de yok aslında. Fenerbahçe, Galatasaray'ın puan kaybettiği haftada, geleneğini bozmadı ve o da modaya ayak uydurarak puan kaybı yaşadı. Puan farkını kapatma şansını da kaçırmış oldu hâliyle. Son olarak, hafta içi maçları Fenerbahçe'ye yaramıyor maalesef.
30 Ocak 2012
Fenerbahçe 2-1 Mersin İdman Yurdu | Sow Gelince...
Son üç hafta, daha doğrusu son üç maç bize gösterdi ki, Fenerbahçe çok dengesiz bir takım oldu çıktı bu sezon. Ya çok müthiş oynuyorlar, ya da tam tersi çok kötü oynuyorlar. Henüz ortası yok bunun. Belediye maçında oynanan kâbus gibi futboldan sonra Mersin maçının ilk yarısı ilaç gibi geldi açıkçası. İlk yarı genelinde takım olarak çok iyiydi Fenerbahçe. Herkes elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyordu, bu çok net ortadaydı yani. Şu haftaya kadar yaka silktiğimiz Bienvenu bile ilk yarı boyunca Mersin stoperlerine baskı yaptı, çabaladı en azından bir şekilde. Bu maçta oynadığı oyunu sezon genelinde oynasaydı, Fenerbahçe şu an çok farklı noktada olurdu, bunu her zaman söylüyoruz. Tabii Bienvenu'nün birden patlama yapmasının altında Sow'un transfer edilmesinin etkisi de var. Her halükârda kendisinden kat be kat daha iyi bir oyuncu transfer edildi çünkü o bölgeye.
Stoch için artık ekstra bir şey söyleyemeyeceğim. Adam her maçta şahane oynuyor, gol atıyor, asistler yapıyor. Ben artık ciddi ciddi ona 'ikinci Alex' gözüyle bakmaya başladım. Ayrıca, bu adam normal bir gol atamıyor efendim. Yine o klasik gollerinden birini attı dün akşam. Benim deyimimle ; "Stoch yine Stoch golü attı"
İlk yarı için neler söylesek, neler yazsak azdır. Ancak ikinci yarı için aynı şeyleri söylemek imkansız. İkinci yarı boyunca oynanan oyunu görünce aklıma Daum döneminde oynanan futbol geldi. Skorun üstüne yatmaya çalışan, hiçbir varlık gösteremeyen bir Fenerbahçe vardı sahada. E hâliyle bu şartlarda Mersin'in golü bulması da kaçınılmaz olmuştu. Soğuk havayla beraber yine rahat bir maç izleyemedik ama maçın sonunda kazanmak elbette güzeldi, ikinci yarıdaki kötü futbola rağmen... Bu arada, dün akşam hava hakikatten çok soğuktu. İki sene önce Denizlispor ile oynanan maçta bile bu kadar üşümemiştim, o kadar söyleyeyim.
Stoch için artık ekstra bir şey söyleyemeyeceğim. Adam her maçta şahane oynuyor, gol atıyor, asistler yapıyor. Ben artık ciddi ciddi ona 'ikinci Alex' gözüyle bakmaya başladım. Ayrıca, bu adam normal bir gol atamıyor efendim. Yine o klasik gollerinden birini attı dün akşam. Benim deyimimle ; "Stoch yine Stoch golü attı"
İlk yarı için neler söylesek, neler yazsak azdır. Ancak ikinci yarı için aynı şeyleri söylemek imkansız. İkinci yarı boyunca oynanan oyunu görünce aklıma Daum döneminde oynanan futbol geldi. Skorun üstüne yatmaya çalışan, hiçbir varlık gösteremeyen bir Fenerbahçe vardı sahada. E hâliyle bu şartlarda Mersin'in golü bulması da kaçınılmaz olmuştu. Soğuk havayla beraber yine rahat bir maç izleyemedik ama maçın sonunda kazanmak elbette güzeldi, ikinci yarıdaki kötü futbola rağmen... Bu arada, dün akşam hava hakikatten çok soğuktu. İki sene önce Denizlispor ile oynanan maçta bile bu kadar üşümemiştim, o kadar söyleyeyim.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

.jpg)
















