Kısa Pas etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kısa Pas etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Mart 2012

Canlı Gool Programındayız

Bugün, sunuculuğunu Tolga Becer'in yaptığı Canlı Gool programına konuk olacağım. Program saat 16:10'da başlayacak. İzleyin, izlettirin efendim. :)

13 Mart 2012

Ara Transfer Harekatları

Futbol Plus dergisinde yazacağımından geçen gün bahsetmiştim. İlk yazım Devre Arası Transferleri üzerine oldu ve bana sorarsanız gayet de güzel oldu yazı. :) Unutmadan ufak bir hatırlatma da yapalım; Futbol Plus dergisi Mart sayısına tüm bayiilerden ulaşabilirsiniz. Keyifli okumalar!


9 Şubat 2012

Kitaplar Kitaplar

Futbolla ilgili kitaplar sürekli benim ilgimi çekmiştir, yani bir tek bu tür kitapları zevkle okuyabiliyorum. Dün evde otururken aklıma geldi böyle bir liste yapmak. Aslına bakarsanız birkaç tane daha kitap vardı ama yaptığım listeyi kaybedince, sadece bunlar kaldı aklımda ve ben de buraya yazayım dedim. D&R'da filan bulabilirsem alacağım bu kitapları. Aslında internetten çok rahat bir şekilde alabilirim ama internetten almaya pek sıcak bakmıyorum nedense. Neyse, iyi okumalar efendim.
  • Gölgede ve Güneşte Futbol - Eduardo Galeano
  • Futbol Asla Sadece Futbol Değildir - Simon Kuper
  • El Diego - Diego Maradona
  • Takımdan Ayrı Düz Koşu -Tanıl Bora
  • Futbol Nedir Ki - Barış Tut
  • Ajax, Barcelona, Cruijff - Frits Barend

30 Ocak 2012

Futbol Plus!

Gerek dün, gerekse de bugün gerçekten peş peşe müthiş haberler aldığım günler olarak tarihe geçti, abartmıyorum resmen tarihe geçti yani. Bugün gelen bir mail üzerine, artık Futbol Plus dergisinde yazılarımı yazacağım. İlk yazım Mart sayısında yayınlanacak kısmetse. Büyük bir ihtimalle ilk yazıda kadınlar futboluna değineceğim. Benim için hayırlı, uğurlu olur inşallah!

Blogtivi

Blogun birinci yaş gününde tartışmasız en iyi hediyeyi Blogtivi programına katılarak almış olacağım sanırım. Bu Çarşamba (1 Şubat) saat 15:15'te Murat Türker ve Şeyda Baykal'ın konuğu olacağım. İzleyin, yorumlarınızı burada paylaşın! Unutmadan, Sportivi, Tivibu 77. kanalda!

1 Sene!

Evet, bugün tam bir sene oldu. Bir sene önce bugün, bu blogu açtım. İyi kötü, bir şekilde dilim döndüğünce içimden geçenleri buraya aktarmaya çalıştım. Olumlu veya olumsuz birçok tepki aldım ama yazmak, içini dökmek gerçekten güzel bir olay. Bu bir sene boyunca yazılarımı okuyan, fikirlerini paylaşan herkese teşekkür ediyorum.

6 Eylül 2011

Biraz Ara

Tam nedenini bilmiyorum ama, nedense şu sıralar buraya hiçbir şey yazmak gelmiyor içimden. Belki durumun böyle olmasında 3 Temmuz'dan bu yana yaşanan gelişmelerinde etkisi vardır herhalde, kesin bir şey söylemem zor açıkçası. Yazma hevesimin uçup gitmesinin bana daha çok katkısı olabilir aslında. Böylelikle burada zaman kaybetmek yerine, derslere daha çok yoğunlaşarak kendime bir iyilik etmiş olurum en azından. Yani demem o ki ; bloga yazmaya bir süreliğine ara veriyorum. Artık ne zaman dönerim, ne zaman tekrardan yazmaya başlarım, net bir şey söyleyemem. Herkese hayatta başarılar...

16 Ağustos 2011

Anket #1

Blogda yaptığım ilk ankette Tuncay Şanlı'nın İngiltere'de başarılı olup olmayacağını sormuştuk ve buradan çıkan sonuç, Tuncay'ın ikinci İngiltere serüveninde başarılı olacağı yönünde. Tuncay ile ilgili yazdığım yazıda da dediğim gibi, Bolton'da başarılı olmak zorunda. Kariyeri için bu çok önemli çünkü.

23 Temmuz 2011

Tasarım

Uzun zamandır blogun temasını değiştirmek istiyordum ancak kafama yatan bir tema bulamadığım için değiştiremiyordum bir türlü. Neyse ki bugün biraz uğraştıktan sonra bu temayı çıkarttım ortaya. Bana sorarsanız gayet güzel oldu. Bir önceki temadan bin kat daha iyi oldu hem de. Sağolsun http://rovessciata.blogspot.com'dan Bekir Öktem bana güzel bir banner da tasarladı ve ortaya böyle bir şey çıktı işte. 

29 Mayıs 2011

17 Mayıs 2011

Yazmak Ya Da Yazmamak

Aslına bakarsanız, şu son iki saate kadar, aklımın ucundan bile geçmiyordu böyle bir yazı yazmak. Bu yazıyı yazmamdaki en temel neden, formspring'de gelen bir mesajdan kaynaklı bir durum. Mesajın içeriğinde bugüne kadar buraya yazdığım yazıların tamamen zorlama yazılar olduğu ve benim yazdığım yazılarda masal anlattığım, hatta gerçekçi olmadığım yönünde bir sürü şey vardı. Her şeyi bir kenara bırakıp, bu yazıdan bağımsız olarak şunu söylemek lazım ki, biz millet olarak bir şeyi eleştirmeyi, en ufak bir hatayı insanların gözüne sokmaya bayılan bir toplumuz. Olumlu ya da olumsuz, bir şekilde eleştiri yapmayı çok seviyoruz yani. Bu paragraf için uzun lafın kısası, blog yazarları arasında eleştirilerden nasibini alanlar arasına ben de katıldım diyebilirim en azından kendi adıma.

Blog yazan herkes bilir. Blog tutmanın veya işte blog yazmanın özü şudur ; açtığın blogda dilediğin gibi sadece kendi fikirlerini, tamamen amatör olarak görüşlerini kaleme alırsın ve yayınlarsın. Sonra insanlar bu yazdığın şeyi okur ve gerektiği yerde fikir alışverişinde bulunursun karşılıklı olarak. Blog yazmanın temeli budur aslında. Ama bizim ülkemizde bu durum çok farklı bana göre. Şu açıdan farklı ; öncelikli olarak blog tutan/yazan kişilere çok farklı bir gözle bakıldığını düşünüyorum ben. Mesela sen bir yazıya emek vermişsin, o kadar yazmışsın, çabalamışsın ancak karşındaki insan, eleştirmek için bile olsa, çıkıp o yazıya demediğini bırakabiliyor.Yani bunun örneklerine birçok kez şahit olduk. Bazı insanlar, bu işin tamamen amatörce bir şey olduğunu unutuyor net bir biçimde ama neyse. En azından blogları düzenli olarak takip eden insanlar, ne demek istediğimi anlıyorlardır üç aşağı beş yukarı.

Ben blog yazma işini tamamen zevk için yapıyorum. Tamamen arşiv amaçlı. Aman herkes beni takip etsin, en çok benim yazılarım okunsun diye de bir amacım yok asla. Hâl böyle olunca, okuyucunun da yazıyı yazan kişiye en azından saygı göstermesi gerektiğini düşünüyorum. Yani bu olay sadece benim için değil, blog yazan herkes için geçerli bir durum.

Sonuç olarak, öyle uzun uzun paragraf paragraf lafı uzatıp, insanların canını sıkmak istemiyorum boş yere. Demem o ki, yapılan işe, en azından biraz saygı gösterelim. Bunu yapmak sanırım pek fazla zor bir şey olmasa gerek?

Şunu da söylemekte yarar var ayrıca. Ben bu yazıyı, gelen malum mesaja cevap olarak yazmadım, o işin bonus kısmı oldu biraz açıkçası. Bununda bilinmesini isterim. Sonra yanlış anlaşılma olmasın yani.

7 Mayıs 2011

İzledim : Rec & Rec 2

Çok fazla fırsatım olmasa da, yeri geldiği zaman film izlemeyi hatta daha çok korku filmi seyretmeyi seven birisiyimdir. Bloga ilk kez izlediğim bir filmi yazıyorum ve o açıdan baktığımız zaman da, bu yazının önemi oldukça fazla. Arkadaşımın tavsiyesi üzerine Rec, yani diğer bir adıyla 'Ölüm Çığlığı'nı izlemeye karar verdim. Rec 1, esasında 2007 yılında gösterime girmiş bir film. Yani ben filmi izlemek konusunda biraz geç kaldığımı fark ettim ve filmi izleyince uzun bir süre etkisinden kurtulamadım.

Pası filmin konusuna atacak olursak, konu açısından gayet başarılı bir film olduğunu söylemek mümkün. Angela -yani filmdeki ana karakterimiz- bir TV muhabiridir ve itfaiyecileri konu alan bir program hazırlamaktadır. hâliyle böyle bir program hazırlayınca, itfaiyecilerin çalışmalarını da canlı olarak seyircilere yansıtırlar doğal olarak. Gelen bir ihbar üzerine yaşlı bir kadının evine giderler ve bu dakikadan itibaren filmin tam anlamıyla start aldığını söyleyebiliriz. Bu dakikadan sonra şöyle bir durum vardır ki, bu yaşlıkadının saldırgan tavırlarının nedeni, bir virüstür. Zamanla bu virüs olay yerindeki yani o binadaki çoğu kişiye yayılmıştır ve bu virüs, insanları saldırgan bir hâle getirmektedir.

Filmin amatör bir kamerayla ve tek bir kamerayla çekilmiş olması, filmi daha bir izlenesi duruma getiriyor. Buna yakın olarak 'Son Ayin' filmini izlemiştim ve o da tek bir kamera ile çekilmiş başarılı bir filmdi. Neyse, tekrar filme dönecek olursak, bu virüsün asıl kaynağı küçük bir kızdır ve bu durum biraz geç anlaşılmıştır ve bu dakikadan itibaren artık iş işten geçmiştir. Virüs, insanlar arasında birbirine yayılınca bu kişilerin o binadan çıkmasına da izin verilmez ve aslına bakılırsa, ikinci filmde buna yakın bir görüntü içerisinde geçer.

Filmin Özeti : Genç bir TV muhabiri olan Angela ile haber kameramanı Pablo, itfaiyecileri konu edinen bir program hazırlamaktadırlar. Oldukça sıkıcı geçen program bir telefonun gelmesiyle hareketlilik kazanır. Yaşlı bir kadının geçirdiği ev kazası ile ilgili gelen bu ihbar üzerine Angela ve Pablo itfaiyecilerin peşine takılır. Kadının evine varan ekip, evin içinden korkunç çığlıklar duyarlar. Bundan sonrası hafızalardan çıkmayacak bir kabustur.
Serinin ikinci filmi ise, birinci filmin devamı niteliğinde. Birinci filmin bittiği yerden start alıyor yani film. İkinci filmin konusu ise ; ilk filmdeki karakterlerin durumu ortada olunca, bu insanları kurtarmak için bir kurtarma ekibi hazırlanır ve bu tim, binaya girer. Virüs artık binadaki tüm insanlara yayıldığı için çok dikkatli olmaları gerekmektedir. Tabii bu ekibin elinde silah ve gerekli malzemeler olamsına rağmen, kayıplar verirler ve bir papaz eşliğinde hastalığın önüne geçmek için -ilk filmde bahsettiğim- kızın kanına ulaşmaya çalışırlar ve bu dakikadan itibaren olaylar gelişir.

Tıpkı serinin ilk filminde olduğu gibi yine tek kamera eşliğinde film çekilir ve yine bol bol vahşet içeren, sürükleyici bir film olmayı başarmıştır Rec 2. Genel olarak bakarsak, iki filmi de ben gayet başarılı buldum. Yanılmıyorsam serinin üçüncü filmi de çekilmiş vaziyette ve en yakın zamanda onu da izlemek gerek mutlaka.

27 Mart 2011

20 Mart 2011

Yeni Banner

Blogu açtığım günden bu yana en çok canımı sıkan mesele, banner meselesiydi. Ancak bugün itibariyle o sıkıntıyı da aşmış bulunuyoruz görüldüğü üzere. http://rovesciata.blogspot.com'un yazarı Bekir Öktem sağ olsun bize güzel bi' banner tasarladı ve gayet hoş oldu bence. Tekrardan sağ olsun, var olsun.

8 Mart 2011

Fenerbahçeli Bloggerlar Buluşuyor #2

Fenerbahçeli bloggerlar buluşmaya devam ediyor. Sadece nette takılmakla, sadece nette arkadaşlık yapmakla, sadece nette muhabbet etmekle yetinmiyoruz ve gerçek hayatta da buluşuyoruz bu samimiyetimizi daha da sağlamlaştırıyoruz.

Pazar günü oynanacak Fenerbahçe-Konyaspor maçı öncesi yine buluşuyoruz. Yanımızda olmak isteyen herkesi bekleriz. Blogger, Galatasaraylı blogger, Beşiktaşlı blogger farketmez. Gelsinler muhabbet edelim. İçkimizi içelim.

Buluşma saati ; 14:30 - 15:00
Buluşma yeri ; Kadıköy Balıkcılar Çarşısının orada yer alan Ali Baba Restoran.

Ayrıca sadece yanımızda olmayıp maçı da bizimle beraber tribünde izlemek isteyenler biletlerini Türk Telekom tribününden alabilirler.

Sloganımız yine belli '' Fenerbahçe'yi yazmıyoruz, konuşuyoruz. ''

2 Mart 2011

Futbol Extra Mart Sayısındayız!

Bugün itibariyle Futbol Extra dergisinin Mart sayısında yer bulduk kendimize blog olarak. Blogumun Futbol Extra dergisinde yayınlanacağı hiç aklımın ucundan dahi geçmezdi fakat sonuç olarak derginin bu sayısında kendimize yer bulduk. Buradan Arzu Bıçakçı'ya da teşekkürü bir borç bilirim ayrıca. Sağolsun, varolsun.

2 Şubat 2011

Resim #1

Resmi az önce sağolsun ygtylmz.blogspot.com'un yazarı Yiğit Yılmaz gönderdi ve gerçekten şahane bir kare. Kendisine de teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim bu arada.

1 Şubat 2011

Unutamadım Seni

Benim gözümde diğer sanatçılarla kıyasladığım zaman Barış Manço'yu hep ayrı bir yerde tutmuşumdur ve bu her zaman böyle olmuştur. Bunu Barış Manço'nun ölüm yıl dönümü olduğu için söylemiyorum elbette, bıkmadan sıkılmadan şarkılarını dinleyebileceğim ender sanatçılardan birisidir. Sanatçılığının dışında çok iyi bir insandı bana göre. Bu sebeple "keşke ölmeseydi" diyorum her zaman kendi kendime. Ölüm haberini aldığımda o zamanlar daha küçüktüm, tam olarak ne olup bittiğini kavrayamamıştım tabii hâliyle. Ama seneler geçtikten sonra değerini ancak sonradan kavrayabildim.

Senin gibi insan bu dünya'ya çok az gelir bundan eminim. Huzur içinde uyu Barış abi...


30 Ocak 2011

Merhaba

Bu yazı blogun ilk yazısı olduğu için hâliyle bir açılış yazısı da yazmak gerekti tabii. Bu yazıya başlamadan önce daha farklı bir başlık atmak isterdim ama olmadı, bununla idare edin artık. Beni twitter'dan ve bloglardan az biraz tanıyorsunuzdur zaten -umarım-, o yüzden fazla detaya girmeyeceğim. Bundan önce bumacbizim.blogspot.com'da kendimce bir şeyler karalıyordum lakin o blogdan sıkıldığım için 'taze kan' olarak bu blogu açtım nihayetinde. Muhtemelen bir aksilik olmazsa ve ben sıkılmazsam, bundan böyle burada futbol ağırlıklı olmak üzere yazılarımı yazacağım efendim. Neyse çok konuştuk, hayırlısı olur inşallah!
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...