Hemen hemen futbolla ilgilenen her insanın Avrupa'da sempati duyduğu, desteklediği takımlar vardır. Mesela benim için bu takımlar İngiltere'de Arsenal, Almanya'da Schalke ve İspanya'da Real Madird'tir. Normal şartlarda ne olursa olsun bu takımları her daim desteklerim lakin dün olay biraz farklıydı benim için.
Öyle çok fazla iddaa oynayan, bahis yapan birisi değilimdir normalde ama son zamanlarda baya sardım bu bahis hadisesine.Tabii başıma ne geldiyse yine bu desteklediğim, sempati duyduğum takım yüzünden geldi ya, neyse. "İlk maçı zaten Milan 4-0 kazanmış, ikinci maçta da Milan şu meşhur italyan savunmasını yapar ve Çanakkale geçilmez diyerek ne var ne yok savunmaya çekilir" dedim ve alt oynadım o maça. Ama işte gelin görün ki, ben o maça alt oynadım diye Arsenal'ın maça asılacağı tuttu ve daha ilk yarıda üç gol birden buldular. Hayır, ikinci yarıda da bir gol atsalar, turu geçmek için bir şeyler yapsalar içim acımayacak da, yok yere bir gol yüzünden parayı bulamadım dün akşam.
Maça değinecek olursak; şaka bir yana Arsenal bu sezon iç sahada müthiş bir futbol oynuyor. O sezon başındaki bunalım sürecini atlattıktan sonra inanılmaz işlere imza atmaya başladılar. Son maçlarda müthiş bir gol ortalaması yakaladılar mesela iç sahada. Ama futbol bu ya; olmayınca olmuyor bazen. Sonuç itibariyle Avrupa defterini erken kapattılar bu sezon. Aslında sırf Arsenal değil, ingiliz takımlarının hemen hemen hepsi bu sezon Şampiyonlar Ligi'ne erken havlu attılar, Chelsea dışında tabii.
Şampiyonlar Ligi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şampiyonlar Ligi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
7 Mart 2012
6 Ağustos 2011
Arsenal'ın Şampiyonlar Ligi Yolu
Şampiyonlar Ligi'nde üçüncü ön eleme turu maçlarından sonra play-off turu kuraları da bugün itibariyle çekildi. Sıkı bir Arsenal taraftarı olduğum için bu kuradan çıkacak takımı da merakla bekliyordum ve benim şansıma mıdır nedir, gidip Udinese ile eşleşti maalesef. Maalesef diyorum çünkü Udinese'den inanılmaz bir biçimde çekiniyorum nedense. Bunun en büyük nedeni, Arsenal'ın oynadığı futbolun güven vermemesinden kaynaklanıyor olabilir esasında. Evet evet, kesinlikle bundan dolayı Udinese'den çekiniyorum.
Takımın güven vermemesinin tek nedeni bana göre Arsene Wenger'dir. Elinde o kadar imkan varken, hâlâ istenilen transferler ite kaka yapılıyorsa, hakikatten sıkıntı var demektir. Kadro iyi olmayınca, Şampiyonlar Ligi gibi bir turnuvada da başarılı olmak hayâl oluyor ister istemez. Aslında Arsenal için şöyle bir durum da söz konusu. Sen geçen sene ligin büyükbir bölümünde Manchester United ile şampiyonluk için çekiş, artık belli bir zaman sonra yarıştıktan koptuktan sonra takımda bir boşvermişlik havası oluştu ilginç bir şekilde. Bu boşvermişliğin bedeli, ligi dördüncü sırada bitirmek oldu sezon sonunda.
Neyse, bu kadar içimi döktükten sonra şunu da belirteyim yani, Arsenal'ın muhtemel rakipleri arasında Rubin Kazan, Twente, Zürih, Odense gibi takımlar varken, Udinese ile eşleşmek talihsizlik oldu diyebiliriz özetle. Zor da olsa takımın play-off turunu geçeceğini düşünüyorum. İlk maç 16 Ağustos'ta Emirates'de oynanacak ayrıca. Artık bu sene şeytanın bacağını kırmak ve Şampiyonlar Ligi'nde kupayı kaldırmak gerek mutlaka!
Takımın güven vermemesinin tek nedeni bana göre Arsene Wenger'dir. Elinde o kadar imkan varken, hâlâ istenilen transferler ite kaka yapılıyorsa, hakikatten sıkıntı var demektir. Kadro iyi olmayınca, Şampiyonlar Ligi gibi bir turnuvada da başarılı olmak hayâl oluyor ister istemez. Aslında Arsenal için şöyle bir durum da söz konusu. Sen geçen sene ligin büyükbir bölümünde Manchester United ile şampiyonluk için çekiş, artık belli bir zaman sonra yarıştıktan koptuktan sonra takımda bir boşvermişlik havası oluştu ilginç bir şekilde. Bu boşvermişliğin bedeli, ligi dördüncü sırada bitirmek oldu sezon sonunda.
Neyse, bu kadar içimi döktükten sonra şunu da belirteyim yani, Arsenal'ın muhtemel rakipleri arasında Rubin Kazan, Twente, Zürih, Odense gibi takımlar varken, Udinese ile eşleşmek talihsizlik oldu diyebiliriz özetle. Zor da olsa takımın play-off turunu geçeceğini düşünüyorum. İlk maç 16 Ağustos'ta Emirates'de oynanacak ayrıca. Artık bu sene şeytanın bacağını kırmak ve Şampiyonlar Ligi'nde kupayı kaldırmak gerek mutlaka!
29 Mayıs 2011
Barcelona 3-1 Manchester United | Kupa Barcelona'nın
Bu maçın benim gözümde Şampiyonlar Ligi finali olmasının dışında başka hiçbir önemi yoktu maç öncesinde. Zira iki takımı da sevmediğim için kim kazanırsa kazansın, pek umrumda olmayacaktı açıkçası. Ama bu iki takımdan mutlaka birisini seçecek olsaydım maç öncesi, Manchester United'ın kazanmasını isterdim. Ama benim istediğim olmadı ve Barcelona kupayı kazan taraf oldu.
Maçtan önce merak edilen en önemli husus, Barcelona'nın nasıl top oyanayacağından ziyade, Manchester United'ın Barcelona karşısında nasıl bir direnç göstereceği merak ediliyordu herkes tarafından. Barcelona'da zaten her şey belli bir düzen içerisinde. Kim nerede, nasıl oynayacağını biliyor. Yani bu açıdan Guardiola'nın ekstra bir çaba sarf etmesine gerek yok. Hâl böyle olunca rakip kim olursa olsun, hatta Şampiyonlar Ligi finali bile olmasına rağmen takımın pas yüzdesi bu maçta yine oldukça fazlaydı.
Biraz da maç özeline girecek olursak, ilk 10-15 dakikalık süreçteki Manchester United'ı görünce, daha zevkli bir maç izleyeceğimizi düşünüyordum ama sonrasında zaten bildiğimiz Barcelona kendini gösterdi ve Messi'nin bireysel çabalarının üzerine Pedro ile Xavi'nin katkıları eklenince, bol bol pozisyon üreten, ancak yalnızca maç sonunda iki gol atabilen bir Barcelona izledik bu akşam. Barcelona'nın bu oyunu üzerine Manchester'ın tek umudu uzun toplar oldu maç boyunca ama o uzun toplarla da ne kadar etkili oldukları tartışılır.
Bu paragrafı da Messi'ye ve Abidal'e ayırmak gerekir. Ayırmazsak ayıp olur çünkü. Messi'nin her ne kadar oyun stilini beğenmesem de, gerçekten çok büyük bir oyuncu. Bu kupanın Barcelona'ya gelmesinde en büyük pay ona ait bence. Ve ayrıca son olarak maçın en dramatik anı ise, kupa töreninde Abidal'in kaptan olarak bu akşam kupayı kaldırmasıydı. Yaşadığı bunca talihsizliklerden sonra bu kupayı kaldırması çok ama çok önemliydi, sizleri bilmem ama ben o an göz yaşlarına boğuldum.
Maçtan önce merak edilen en önemli husus, Barcelona'nın nasıl top oyanayacağından ziyade, Manchester United'ın Barcelona karşısında nasıl bir direnç göstereceği merak ediliyordu herkes tarafından. Barcelona'da zaten her şey belli bir düzen içerisinde. Kim nerede, nasıl oynayacağını biliyor. Yani bu açıdan Guardiola'nın ekstra bir çaba sarf etmesine gerek yok. Hâl böyle olunca rakip kim olursa olsun, hatta Şampiyonlar Ligi finali bile olmasına rağmen takımın pas yüzdesi bu maçta yine oldukça fazlaydı.
Biraz da maç özeline girecek olursak, ilk 10-15 dakikalık süreçteki Manchester United'ı görünce, daha zevkli bir maç izleyeceğimizi düşünüyordum ama sonrasında zaten bildiğimiz Barcelona kendini gösterdi ve Messi'nin bireysel çabalarının üzerine Pedro ile Xavi'nin katkıları eklenince, bol bol pozisyon üreten, ancak yalnızca maç sonunda iki gol atabilen bir Barcelona izledik bu akşam. Barcelona'nın bu oyunu üzerine Manchester'ın tek umudu uzun toplar oldu maç boyunca ama o uzun toplarla da ne kadar etkili oldukları tartışılır.
Bu paragrafı da Messi'ye ve Abidal'e ayırmak gerekir. Ayırmazsak ayıp olur çünkü. Messi'nin her ne kadar oyun stilini beğenmesem de, gerçekten çok büyük bir oyuncu. Bu kupanın Barcelona'ya gelmesinde en büyük pay ona ait bence. Ve ayrıca son olarak maçın en dramatik anı ise, kupa töreninde Abidal'in kaptan olarak bu akşam kupayı kaldırmasıydı. Yaşadığı bunca talihsizliklerden sonra bu kupayı kaldırması çok ama çok önemliydi, sizleri bilmem ama ben o an göz yaşlarına boğuldum.
28 Nisan 2011
Real Madrid 0-2 Barcelona
Dün akşamla beraber, şimdiye kadar üç tane El Clasico izledik ve bu üç maçta biz futbolseverlerin en çok yakındığı nokta, hani o meşhur bundan önceki El Clasico'larda yakalanan tempo ve insanları mest eden oyunun oynanaması en azından benim canımı sıktı biraz.
Dediğim gibi maç bariz bir şekilde sıkıcı bir tempoda başladı ve aslında bu tempo, kesinlikle Barcelona'nın işine geliyordu. İlk yarı boyunca ve hatta maç boyunca yani 70'e kadar olan zaman zarfından Messi ve Ronaldo'nun istenileni sahaya yansıtamamasında temponun ben denli düşmesinin katkısı olduğunu da söylemek lazım. Ama bu ikili 70. dakikaya adar istenileni veremedi belki ama sonuç itibariyle son sözü Messi söyledi.
Bu maçta -bundan önceki iki maçta olduğu gibi- değişmeyen tek bir şey vardı. O da saha içinde ve dışındaki gergin hava. Bu konuda yani gerginlik dendiği vakit, Barcelona'lı oyuncular bu konuda çok fazla çaba harcadılar oynanan maçlarda. Hep bir gerginlik ortamı yaratmaya çalıştılar ve o ortamı bu maçta da sürdürmeyi başardılar doğrusu. Maçın devre arasnda çıkan olaylar, çıkan kırmızı kartlar falan, ikinci yarının da "yüksek" tempoda geçeceğinin sinyallerini vermişti esasında bizlere.
İkinci yarıda Pepe'nin oyundan atılması maçın kırılma anıydı bana göre. Çünkü o dakikaya kadar oyunda var olan düşük temponun üzerine Pepe'nin atılması, Barcelona için büyük bir avantaj anlamına geliyordu ve bu avantajı da çok iyi kullandılar maçın sonunda. Madrid'te alınan 0-2'lik mağlubiyet, Real Madrid için işleri epey zorlaştırdı. Bu oyun şablonuyla Nou Camp'taki maçta Madrid'in işi elbette ki çok zor ama çıkmamış candan ümit kesilmez misali bir sürpriz gerçekleşmesini bekleyeceğiz artık. Bana sorarsanız ; Barcelona-Manchester United finali çok ama çok yakın ama yine de bekleyip görelim diyorum...
Dediğim gibi maç bariz bir şekilde sıkıcı bir tempoda başladı ve aslında bu tempo, kesinlikle Barcelona'nın işine geliyordu. İlk yarı boyunca ve hatta maç boyunca yani 70'e kadar olan zaman zarfından Messi ve Ronaldo'nun istenileni sahaya yansıtamamasında temponun ben denli düşmesinin katkısı olduğunu da söylemek lazım. Ama bu ikili 70. dakikaya adar istenileni veremedi belki ama sonuç itibariyle son sözü Messi söyledi.
Bu maçta -bundan önceki iki maçta olduğu gibi- değişmeyen tek bir şey vardı. O da saha içinde ve dışındaki gergin hava. Bu konuda yani gerginlik dendiği vakit, Barcelona'lı oyuncular bu konuda çok fazla çaba harcadılar oynanan maçlarda. Hep bir gerginlik ortamı yaratmaya çalıştılar ve o ortamı bu maçta da sürdürmeyi başardılar doğrusu. Maçın devre arasnda çıkan olaylar, çıkan kırmızı kartlar falan, ikinci yarının da "yüksek" tempoda geçeceğinin sinyallerini vermişti esasında bizlere.
İkinci yarıda Pepe'nin oyundan atılması maçın kırılma anıydı bana göre. Çünkü o dakikaya kadar oyunda var olan düşük temponun üzerine Pepe'nin atılması, Barcelona için büyük bir avantaj anlamına geliyordu ve bu avantajı da çok iyi kullandılar maçın sonunda. Madrid'te alınan 0-2'lik mağlubiyet, Real Madrid için işleri epey zorlaştırdı. Bu oyun şablonuyla Nou Camp'taki maçta Madrid'in işi elbette ki çok zor ama çıkmamış candan ümit kesilmez misali bir sürpriz gerçekleşmesini bekleyeceğiz artık. Bana sorarsanız ; Barcelona-Manchester United finali çok ama çok yakın ama yine de bekleyip görelim diyorum...
6 Nisan 2011
İki Farklı Schalke
Schalke'nin bu sezon ligdeki durumu ortada. Kadro açısından baktığımız vakit en azından benim kanaatimce kaliteli bir kadro yapısına sahip olmalarına rağmen Felix Magath'ın beceriksizliği mi desek, yoksa daha başka bir nedenden ötürü mü bilmiyorum ama bu sezon takım ligde istenileni veremedi açık bir şekilde. Takım ligdeki durumu baz alındığından dolayı artık bir müdahalenin yapılması gerekiyordu ve sonuç olarak en sonunda Magath'ın görevine son verildi geçtiğimiz günlerde. Magath'ın ardından takımın başına Michael Boris getirildi ve bu kan değişimi takıma ciddi bir pozitif yönde hava getirdi desek yeridir hani. Magath'ın vedasının ardından alınan galibiyetler ve bunun yanında zaten takımın Şampiyonlar Liginde gösterdiği form grafiğinin üzerine dün akşam eklenen muazzam İnter galibiyeti hakikatten anlatılmaz bir durum. Şampiyonlar Liginin son şampiyonu karşısında hele ki bir de deplasmanda beş gollü bir galibiyet ile Almanya'ya geri dönmek anlatılmaz bir şey yani. Gerçi yarı finaldeki rakiplere baktığımız zaman insanın gözü biraz korkuyor ama o aşamaya geldikten sonra rakibin kim olduğunun bir önemi yok. Ama Manchester United nı, Chelsea mi derseniz, ben Chelsea'yi tercih ederim yarı finalde.
Lig dedik, Şampiyonlar Ligi dedik ama bir de takımın son zamanlardaki yükselişinde Raul'ün katkısını da görmemezlikten gelmeyelim. Sezon başında Schalke'ye geldiğinde "Almanya'ya tatil'e geldi" benzeri açıklamalar yapılıyordu onun için ama dün akşam attığı gollerle bir kez daha ne derece büyük bir oyuncu olduğunu kanıtladı herkese. Söyleyecek pek fazla daha fazla da söz yok esasında Raul için. Şampiyonlar Liginde 130 maçta 66 gole imza atmış bir oyuncu için söylenebilecek daha başka söz var mıdır yani sizce de?
Lig dedik, Şampiyonlar Ligi dedik ama bir de takımın son zamanlardaki yükselişinde Raul'ün katkısını da görmemezlikten gelmeyelim. Sezon başında Schalke'ye geldiğinde "Almanya'ya tatil'e geldi" benzeri açıklamalar yapılıyordu onun için ama dün akşam attığı gollerle bir kez daha ne derece büyük bir oyuncu olduğunu kanıtladı herkese. Söyleyecek pek fazla daha fazla da söz yok esasında Raul için. Şampiyonlar Liginde 130 maçta 66 gole imza atmış bir oyuncu için söylenebilecek daha başka söz var mıdır yani sizce de?
20 Mart 2011
Doğu Rüzgârları
Shaktar'dan önce değinmek istediğim takım, tahmin edebileceğiniz gibi Dinamo Kiev. Manchester City ile oynadıkları maçtan önce Beşiktaş ile eşleşmiş olmalarından ötürü ülkemizde en çok konuşulan takımlardan biri oldular aniden son zamanlarda. İnsanların gözündeki genel kanı, Beşiktaş'ın Dinamo Kiev'i eleyip, Manchester City ile eşleşen takım olacağı yönündeydi ama oynanan iki maçta da Dinamo Kiev, Beşiktaş'a pek şans tanımadı diyelim ve turu geçen taraf oldular ve Manchester City ileeşleştiler. Beşitaş'ı elemeleri tamam belki beklenen bir şeydi ama Manchester City karşısında aldıkları sonuçları küçümsememek gerekir her ne olursa olsun. Kiev'in bana sorarsanız buralara kadar gelmesin de, kendi sahasında oynadığı maçlarda ve orada aldığı sonuçların büyüt etkisi var. Normalde o zemine, hava koşullarına alışık olmayan takımlar karşısında sürpriz sonuçlara imza attılar. Şimdi çeyrek final'deki rakipleri ise Braga... Manchester City ile kıyasladığımız zaman kağıt üzerinde daha zayıf bir rakip görülebilir belki ama Liverpool'u eleyip, buraya geldiklerini de göz ardı etmemek lazım.
Dinamo Kiev tamam, ama Uefa Avrupa Ligi'nde doğu blokunun bana göre Uefa Avrupa Ligi'nde buraya kadar sessiz sedasız gelen takımı Spartak Moskava'ydı tartışmasız. Genelde Spartak Moskova'yı buralarda görmeye pek alışkın değiliz ama bu sene Avrupa Ligi'nde cidden çok önemli işlere imza atıyorlar. Buralarda görmeye alışkın değiliz dememin sebebi ise, Rusya ligi için Avrupa Ligi'nde genelde Cska ve Zenith'in sözünün geçtiği bir lig olmasından kaynaklanıyor. Ama bu sene çok önemli işler yapıyorlar ve bir önceki turda Ajax'ı eleyerek Porto'ya rakip oldular. Ajax karşısında ikinci maçta aldıkları 3-0'lık galibiyetin de gözden kaçırılmaması gerekir bence. Tıpkı Dinamo Kiev örneğinde olduğu gibi o bölgenin takımları saha ve zemin şartlarından çok iyi yararlanıyorlar ve çok farklı sonuçlar alabiliyorlar. Şimdi Porto karşısında işleri biraz daha zor olacak belki ama her türlü sürprize açık olmak gerekir yine de.
Uefa Avrupa Ligi'nden pası Şampiyonlar Ligi'ne atacak olursak, orada da bir Shaktar Donetsk gerçeği var. Blogda Shaktar için herhangi bir yazı yazmış olmamama rağmen birkaç kez bahsetmiştim bu malum yükselişlerinden. Normalde şu an Shaktar'ın olduğu yerde Dinamo Kiev'i görmeye alışkındık lakin son senelerde bana sorarsanız Lucescu'nun da etkisiyle ciddi bir değişim içerisindeler. 2009'da gelen Uefa Kupası -o zamanki adı ile- ve şimdi de Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek final... Rakipleri her ne kadar Barcelona olsa da, buraya kadar gelebilmiş olmaları da büyük bir başarıdır netice de.
10 Mart 2011
Şampiyonlar Ligi'nin Yeni Yüzleri : Schalke 04 & Shaktar & Tottenham
Şampiyonlar Liginde ikinci tur rövanş maçlarının bir kısmı Salı günü ve dün oynan maçlara sahne oldu. Önümüzdeki hafta da geri kalan maçlar oynanacak ve çeyrek final'e yükselen takımlar net bir biçimde ortaya çıkacak. Eldeki maçları, yani bu hafta oynanan maçlardan yola çıkarsak, ikinci tur rövanş maçlarının ilk ayağı ciddi sürprizlere sahne oldu demek mümkün. İkinci tur maçlarında Barcelona - Arsenal eşleşmesini bir kenara koyup değerlendirdiğimiz de, diğer eşleşmelerde ortaya çıkacak sonuçların bazıları "sürpriz" niteliğini taşıyor net bir biçimde. Arsenal maçını ayrı tutmamın nedeni, orada ortaya çıkabilecek iki ihtimalinde sürpriz olmayacağından kaynaklanıyor yani.
Şüphesiz ki en önemli sürprizi başlıkta da yazdığım gibi, ; Schalke, Shaktar ve Tottenham gerçekleştirdi. Öncelikle Schalke'yi ele alalım. Şöyle bir şey var ; benim gözümde Arsenal neyse, Schalke'de o'dur. Biraz geriye gidecek olursak, esasında ben Schalke'nin düştüğü gruptan çıkabileceğini bile tahmin etmiyordum doğrusunu söylemek gerekirse. Nedeni ise ortada ; takımın bu sezon içinde bulunduğu vaziyet ortada ve bu durumda Şampiyonlar Liginde başarının gelmesi bayağı bir mucize olacaktı ve sürpriz bir şekilde Schalke bunu gerçekleştirdi ve çeyrek final'e kadar gelmeyi başardı Şampiyonlar Liginde. Takım gruptan çıkmayı garantiledikten sonra merak edilen konu, ikinci tur'da Schalke'nin kiminle eşleşeceğiydi. Açık söyleyeyim, ben kura çekimi esnasında Barcelona, İnter veya Milan'ın düşeceğini düşünüyordum ama Valencia çıktı kurada ve bu eşleşmeden sonra twitter'da "Lokum gibi kura" benzetmesini yapmıştım ve hakikatten de öyleydi. Sonrasını biliyorsunuz zaten, Schalke Valencia'yı ikinci maçtaki şahane oyunuyla eledi. Çeyrek finalde Schalke'nin ayarında bir takım düşerse yine eşleşmede, -Tottenham veya Shaktar gibi- yarı final sürpriz olmaz kesinlikle.
Shaktar ise Roma'yı leyerek çeyrek finale adını yazdırmayı başardı dün akşam. Shaktar için öncelikle şöyle bir durum var ki ; takımın bu noktaya kadar gelebilmesinde Lucescu'nun etkisi oldukça fazla. Zira Lucescu'nun hemen hemen bugüne kadar çalıştırdığı çoğu takımda ya Avrupa Kupalarında, ya da kendi liginde mutlaka başarıya ulaşabiliyor. 2009 yılında İstanbul'da oynan Uefa Kupası finalinde gelen kupanın ardından, şimdi de Şampiyonlar Liginde çeyrek final deneyimini tadacaklar.

İkinci tur rövanş maçlarının ilk ayağında sürprizi gerçekleştiren son takım ise Tottenham... Eşleşmeler sonrasında Tottenham'ın Milan ile eşleşmesi başlı başına bir talihsizlik olarak görülüyordu aslında. Zira her ne kadar Premier Lig'de iyimücadele eden bir ekip olsa da, Tottenham tarihinde ilk defa Şampiyonlar Liginde boy gösteriyordu. Bunun yanında Milan'ın bu sezonki mevcut konumunu ele aldığımızda Milan'ın rahat rahat turu geçeceğini düşünüyordum. Ama tabii her zaman umulan şey gerçekleşmiyor ve Tottenham ilk maçta San Siro'da attığı bir golle ve skor avantajı ile ikinci maçta kendi evinde 0-0'a yatınca onlar da çeyrek finalin yolunu tuttular.
İkinci tur rövanş maçlarının ikinci ayağında ise, ilk ayakta olduğu gibi pek fazla sürprizle karşı karşıya kalacağımızı da sanmıyorum açıkçası. Bunun en temel nedeni, takımların Şampiyonlar Liginin "demirbaş" diye tanımladığımız takımlardan oluşmasından kaynaklanıyor. Belki Marsilya'nın sürpriz gerçekleştirme olasılığı olabilir ama, o da çok zor görünüyor şu aşamada...
9 Mart 2011
Barcelona Maçı Sonrası & Talihsizlik?

Dün Star Tv sağolsun maçı yayınlamadı ve hâliyle maçı izleyemedim. Takım nasıl oynadı, ne oldu, ne bitti hiçbir fikrim yok ama şöyle bir gerçek var ki, Arsenal bu sezonda Şampiyonlar Ligi serüvenine erken son verdi. Maçı izleyemedim belki ama, maç içi istatistiklere baktığımız zaman, Barcelona'nın Arsenal'ı bariz bir biçimde ezdiği ortaya çıkıyor açık bir biçimde. Aslına bakılırsa, Arsenal için talihsizlik kuralar çekildikten sonra gerçekleştirdi bir bakıma. Zira rakip Barcelona'ydı ve bana göre Real Madrid ile birlikte bu kupanın en önemli favorilerinden birisi konumundalar.
İlk maçın Emirates'de oynanacak olması Arsenal için belli bir avantaj sağlamıştı belki aslında ama ikinci maç için ne olup biteceği çok öncesinden net bir biçimde belliydi hani. Gerçi ilk maçta da Barcelona Messi ve Villa ile yakaladığı pozisyonları değerlendirebilseydi o maçta bambaşka boyutlara gelebilirdi ama kaçan fırsatların yanında, Arsenal'ın ikinci yarıda oyunda dengeyi sağlayıp maçı 2-1 kazanması ile az da olsa bir avantaj sağlamıştı ikinci maç için.
Hoş, Nou Camp'ta her ne kadar Barcelona Arsenal'ı "ezdi" desekte, maçı izlememiş olmama rağmen Van Perise'nin oyundan atılması kilit noktalardan birisiydi şüphesiz. İki takımda sayı olarak maçı eşit tamamlayabilseydi, Arsenal'ın turu atlama ihtimali olabilirdi mutlaka ama olmadı ve Arsenal Şampiyonlar Ligi'ne ikinci turdan veda etti bu sezon.
Benim bu yazıyı yazmamdaki temel neden aslında Arsenal'ın 2006 yılında yine Barcelona ile final oynadıktan sonraki süreçten, bugüne kadar olan dönemde Şampiyonlar Ligi'ndeki form grafiğine değinmekti, başlıktaki "Talihsizlik?" kısmı da yazının bu bölümünü oluşturuyor kısacası.
Neyse, lafı fazla saptırmadan esas konumuza gelelim. Yukarıda da dediğim gibi, Arsenal'ın Barcelona ile final oynadıktan sonraki dönemini ele aldığımız da, ciddi bir talihsizlik durumu çıkıyor karşımıza. Zira ertesi sezon yalnızca ikinci tur'a kadar çıkabilmiş, bir sonraki sezon ise Çeyrek final'e kadar çıkabilme başarısı gösterebilen bir takım olabildi en fazla Arsenal. 2006 yılından, günümüze kadar olan noktada Arsenal Şampiyonlar Ligi'nde yalnızca Çeyrek final'e kadar gelebildi. Sonrasını ise henüz daha göremedik. Belki bu sezon lg şampiyonluğunun kazanılmasıyla birlikte, ertesi sezon yine olası bir final görme şansımız olur umarım...
18 Şubat 2011
Arsenal 2-1 Barcelona

Maçın üzerinden iki gün geçti fakat gecikmeli de olsa ben maç için bir şeyler söylemek istiyorum yine de. İkinci tur maçlarından evvel, kura aşamasında Arsenal'ın Barcelona ile eşleşmesi başlı başına bir talihsizlikti benim açımdan. Çünkü olaya neresinden bakarsanız bakın, şu an dünya üzerinde en iyi futbol oynayan takım Barcelona'dır ve bu açıdan bu eşleşmeye pek olumlu bakamıyordum ben.
Barcelona'nın sezon başından beri oynadığı oyun bellidir zaten üç aşağı beş yukarı. İlk 15-20 dakika boyunca rakibi inanılmaz bir baskıya boğan ve bu süreçte geliştirdikleri ataklarla erken golü bulup, maçı hemen kopartmak üzerine kuruludur Barcelona'nın oyun düzeni. La Liga'da oynadıkları maçlar da karşılarındaki rakipler genellikle maçın ilk dakikasından son dakikasına kadar oyunu kendi sahasında kabullenen bir görüntü içerisinde olduklarından Barcelona çoğu maçını rahat bir havada oynadı bu sezon. Ama Şampiyonlar Ligi farklı bir ortam olduğu için, hele bir de karşınızdaki rakip Arsenal ise, La Liga'da olduğu gibi bu kadar rahat oynamanız mümkün olmuyor burada. Zaten Arsenal'ın oyun yapısı "aman savunmaya çekileyim de, belki kontra ataktan bir gol bulursam kazanırım" üzerine kurulu bir takım değil.
Maça gelecek olursak, Barcelona beklendiği gibi maça hızlı başlayan taraftı. Orta saha hakimiyetini Arsenal'ın elinden aldıktan sonra ileriyle doğru atılan paslarla Messive Villa ile etkili olmaya çalışıyordu Barcelona lakin kaçan fırsatlar epey fazlaydı. Arsenal ise ileride Nasri ve Van Perise le etkili olmaya çabası içerisindeydi fakat özellikle ilk yarı bu ikili biraz boşa kürek çekmişti açıkçası.
İkinci yarı için ise söyleyecek pek fazla bir şeyim yok aslına bakarsanız. Çünkü 55. dakikadan sonra maçı izleyemedim ve asıl o dakikadan sonra goller gelmiş Arsenal adına ve sonuç olarak Barcelona'nın Emirates'den farklı galip ayrılmasını beklediğim bir maçı Arsenal 2-1 kazanmıştı.
Nou Camp'ta oynanacak olan ikinci maç için bu skorun elbette hiçbir artı yönü yok ama yine de ilk maçtaki mücadele sahaya yansıtılırsa turu geçen taraf Arsenal olacaktır kesinlikle...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







