Hiddink takımın başına geçtiği günden bu yana, Türkiye eli yüzü düzgün bir top oynayamadı bence bugüne kadar hiçbir maçta. Avusturya maçı da bu maçlardan birisiydi. Gerçi gelinen şu son noktada iyi futboldan çok, milli takımın ihtiyacı olan tek şey, üç puanı alsında, nasıl alırsa alsın mantığı üzerine kurulu bir düşünce var herkesin üzerinde. Bir maç eksiğimizin bulunmasına rağmen, şu an Belçika'nın bizim iki puan önümüzde bulunmasından dolayı, Türkiye bu süreçte tüm maçlarını kazanmak zorunda. Gerçi bir maçı eksik olması avantaj gibi görülebilir ama bence o maç oynanmadan bir şey söylemek zor. Nedeni ise ortada. Türkiye'nin rahat rahat kazanabileceği bir maçta, Azerbaycan'a yenilmiş olmasından dolayı biraz temkinli yaklaşıyor insan hâliyle böyle maçlara. Velhasıl, bizim kaybettiğimiz Azerbaycan'ı dün Belçika 4 gol ile uğurladı.
Dün akşam'a gelecek olursak, sahaya çıkan 11, gereğinden fazla defansifti. Almanya ve Azerbaycan maçlarından dolayı olsa gerek Hiddink kalabalık bir orta saha çıkartmıştı sahaya. Dün akşam bekler fazla hücuma katkı sağlamadı ama Hamit ve Arda'nın verdikleri katkıyı göz önüne alırsak, Hiddink kanatlara dayalı bir sistem kurmuştu dün akşam için.
Maça da iyi başladık aslına bakılırsa. Burak'ın çizgiden çıkartılan topunun dışında gelen golü saymazsak, pek fazla pozisyon üretemedi Türkiye. Gol gelene kadar baya sıkıntı yaşadık. Zira Avusturya maçın büyük bölümünde savunmaya gömüldü ve kontra ataklarla etkili olmaya çalıştılar. Rakip, savunmaya ağırlık verince kilidi açmakta zor oldu doğal olarak.
İkinci yarıya da Türkiye biraz iyi başlar gibi bir görüntü verse de, ikinci gol gelene kadar pek fazla rahat maç izletmediler bizlere. Gökhan Gönül'ün golüne de değinecek olursak, gerçekten çok şahane bir gol attı. Biraz abartacağım belki ama tipik bir Dani Alves golüydü. Golün ardından Avusturya'ya çalınan penaltı ise tartışılır türdendi. Fakat Volkan Fenerbahçe'de olduğu gibi, milli takım'da da penaltı kurtarmaya devam etti ve gole izin vermedi. Genel olarak takımın görüntüsü bu maçta pek tatmin etmedi izleyenleri ama alınan sonuç çok önemliydi.
30 Mart 2011
27 Mart 2011
26 Mart 2011
Kadınlar Dünya Kupasına Doğru
Kadınlar futbolu'na olan merakımın yanında son birkaç gündür buraya yazabileceğim malzemenin çıkması çok iyi oldu açıkçası. Şimdi de bu yaz Almanya'da düzenlenecek olan Dünya Kupası ile ilgili bir şeyler karalamak istedim buraya. Değinmek istediğim asıl konuya gelmeden önce neden Kadınlar futbolu'na bu kadar fazla ilgi duyduğumu belirteyim. Türkiye'deki Kadınlar futbolu potansiyeli pek iç açı olmadığından ancak Avrupa'daki maçları takip edebiliyorum ve oradaki maçlarda tıpkı erkeklerde olduğu gibi mücadele dozu yüksek maçlar oynanıyor. Kadınlar futbolunda ilgimi çeken bir diğer önemli nokta ise, erkekler de olduğu gibi sertlik pek fazla ön plana çıkmıyor ve hâl böyle olunca, seyir zevki daha fazla artıyor.
Neyse, bu kadar bilgiden sonra asıl konumuza geçelim. Bilmeyenler için tekrarlayalım, bu yaz Almanya'da 26 Haziran-17 Temmuz arasında bir Dünya Kupası organize edilecek. Dokuz şehirin ev sahipliği yapacağı turnuvada, ev sahibi konumunda olan son şampiyon Almanya, her zaman olduğu gibi mutlak favoriler arasında yer alıyor. Almanya'nın yanı sıra Brezilya, İngiltere ve İsveç'in de favoriler arasında yer alan diğer ülkeler olduğunu belirtelim. Turnuvanın genel özelliklerine göz atacak olursak da, Erkekler Dünya Kupasında olduğunun aksine Kadınlar'da da 16 takımın katılacağı ve dört gruplu bir organizasyon olacak.
Merak edilen en önemli konu, bu Dünya Kupası'nın izleyiciler tarafından ne kadar ilgi göreceğiydi elbette. Şu ana kadar satışa sunulan 1 Milyon biletten yaklaşık 500 bin tanesinin satıldığı yönünde haberler geziyor internet sitelerinde. Bu oldukça çılgın bir rakam bence. Hele bir de organizasyonun Kadınlar futbolu olduğunu göz önüne alırsak, hakikatten küçümsenmeyecek cinsten bir rakam bu.
Şu an Dünya Kupası için söyleyeceklerim bu kadar. Önümüzde daha üç ay gibi bir süre var ve bu zaman zarfı içinde buraya daha çok yazı yazarız.
24 Mart 2011
Cezalar Üzerine
Galatasaray : 1 Maç Seyircisiz Oynama
Milan Baros : 3 Maç
Fenerbahçe : 15 Bin TL Para Cezası
Derbi'nin alınan skordan veya oynanan oyundan ziyade, en çok merak edilen konu, maçın son dakikalarında sahaya atılan malum rakı şişesinin Galatasaray'a nasıl bir ceza olarak geri döneceğiydi. Normalde cezalar açıklandıktan sonra böyle bir yazı yazmak yoktu aklımda ama verilen cezanın garipliği mi diyeyim, yoksa komiklik mi desem bilemiyorum doğrusu. Şimdi kıyaslama yapmış olmayayım ama bundan iki sezon önce Kadıköy'de oynanan maçta çıkan olaylardan dolayı Fenerbahçe'ye iki maç seyircisiz oynama cezası verilmişti. Hemen hemen aynı şeyi Galatasaray yapınca bunun cezası bir maç oluyor ilginç bir şekilde. Hayır, bir de işin şu boyutu var. Hadi şişeyi attın, tamam ama o taraftarın attığı şişe, Volkan'ın başına isabet etseydi, Galatasaray ve Federasyon bunun için geçerli bir açıklama yapabilecekler miydi? Kesinlikle hayır. Zaten bu ülkede doğru düzgün adaleti sağlamak için, öncelikle mutlaka birilerinin canının yanması gerekiyor.
Seyircisiz oynama cezasının bir diğer acayip yönü ise, hadi bir maç verildi belki tamam ama bu cezasının Galatasaray'ın kendi evinde Trabzonspor ile oynayacağı maça denk gelmesi, benim kafamı kurcalıyor biraz. Sadri Şener çıkıp Fenerbahçe adına -haddini aşsa da- açıklamalar da bulunabiliyor. Acaba bu cezalardan sonra kendisi yine aynı şekilde açıklamalarda bulunabilecek mi bilemiyorum.
Şimdi bundan önceki iki paragrafı okuyanların kafasında muhakkak "Sen hep işe Fenerbahçe yönünden bakıyorsun" diyenler olacaktır elbet ama her şey ortada. Bunu görememek için insanın büyük bir çaba harcası gerekiyor bence. Baros'un cezasına diyecek pek sözüm yok ama Fenerbahçe Kulübüne verilen 15.000 TL'lik ceza da ayrı bir tartışma konusu. Maça giden taraftarlar "Stad'a zarar vermedik" deseler de, o ceza muhtemelen maç öncesinde taraftarlar stad'a girerken turnikeler yıkılmış ve baya bir kargaşa yaşanmış. O ceza o yüzden verilmiş olabilir ama genel olarak Federasyon'a söyleyecek daha fazla sözüm yok.
Kadınlar Futbolu & Türkiye
Blog'a uzun zamandır Kadınlar futbolu üzerine bir yazı yazmayı düşünüyordum ve bu yazıyı yazmak bugüne kısmet oldu en sonunda. Avrupa'da Kadınlar futbolunun ayrı bir yeri vardır. Yani en azından Kadınlar futbolu, bizim ülkemizde gördüğü ilgi ve destekten daha fazlası mevcut orada. İlk olarak Kadınlar Futbolu'nın bizim ülkemizdeki boyutuna göz atalım ilk önce. Türkiye Kadınlar Futbol Liginde toplam 12 takım yer alıyor. Üç büyük İstanbullu olarak tabir ettiğimiz Beşiktaş, Fenerbahçe ve Galatasaray'ın, Kadınlar Futbolunda şubeleri yok. Yalnızca Trabzonspor'un ve bunun dışında Bucaspor'un takımı var ve onlar da birinci lig'de mücadele ediyorlar. Yeri gelmişken belirtelim, Türkiye'deki Kadınlar Ligi profesyonel bir lig değil. Aslında Avrupa'da yahut Dünya'nın herhangi bir yerinde profesyonel liglerin sayısı oldukça az. Dünya genelinde yalnızca Amerika'da ve İsveç'te profesyonel lig mevcut. İngiltere ve Almanya'da ise yarı-profesyonel lig olduğunu söyleyelim.
Türkiye Liginde 12 takım mücadele ediyor dedik ve şu an Ataşehir Belediyespor'un liderliği söz konusu. Geçen sezon ise Gazi Üniversitesi i ligi birinci tamamlamıştı ve Türkiye'yi Şampiyonlar Ligi'nde temsil etmeye hak kazanmıştı. Hoş, Şampiyonlar Liginde pek fazla tutunamadılar ve kısa bir süre sonra oradan elendiler.
Bana sorarsanız, tamam Türkiye'deki lig profesyonel değil belki ama, Kadın Voleybol'a veya Basketbol'a yapılan yatırımların belki de yarısı Futbol'a yapılmıış olsa, işin rengi daha da farklı olurdu kesinlikle. Burada Türkiye Futbol Federasyonu'nun tutumu da çok önemli aslında. En basitinden, Kadınlar Futbolu ile ilgili bir araştırma yapmaya kalkıştığınız zaman, doğru düzgün bir bilgiye ulaşmanız pek mümkün olmuyor.
Avrupa'da özellikle İngiltere, İsveç veya Almanya gibi ülkelerin Kadınlar Futbolu'na verdiği değeri anlamak için en basitinden Şampiyonlar Liginde yarı final'e yükselen takımlara baktığınız zaman, Duisburg, Turbine Potsdam, Lyon ve Arsenal takımları yer alıyor. Zaten bu ülkelerde Kadınlar Futbolu'nda en çok sözü geçen ülkeler olduğunu söylemiştik.
Lafı bir şekilde yine Türkiye'ye getirmek gerekirse, puan tablosunda Bucaspor benim dikkatimi çekti. Şu an Kadınlar Futbol Liginde 9. sırada yer alıyorlar belki ama geçen sezon çok parlak bir tablo çizmişlerdi. Futbol'da olduğu gibi, Kadınlar Futbolunda da altyapı'ya oldukça önem verdiklerini söylemek mümkün. Takımların sarf ettiği bu emeğin ve çabaya karşılık biraz da Federasyon tarafından sağlanmış olsa, bizim ülkemizde de Kadınlar Futbolu çok farklı boyutlara gelecektir mutlaka ama biz o günleri görecek miyiz, hiç emin değilim açıkçası.
Türkiye Liginde 12 takım mücadele ediyor dedik ve şu an Ataşehir Belediyespor'un liderliği söz konusu. Geçen sezon ise Gazi Üniversitesi i ligi birinci tamamlamıştı ve Türkiye'yi Şampiyonlar Ligi'nde temsil etmeye hak kazanmıştı. Hoş, Şampiyonlar Liginde pek fazla tutunamadılar ve kısa bir süre sonra oradan elendiler.
Bana sorarsanız, tamam Türkiye'deki lig profesyonel değil belki ama, Kadın Voleybol'a veya Basketbol'a yapılan yatırımların belki de yarısı Futbol'a yapılmıış olsa, işin rengi daha da farklı olurdu kesinlikle. Burada Türkiye Futbol Federasyonu'nun tutumu da çok önemli aslında. En basitinden, Kadınlar Futbolu ile ilgili bir araştırma yapmaya kalkıştığınız zaman, doğru düzgün bir bilgiye ulaşmanız pek mümkün olmuyor.
Avrupa'da özellikle İngiltere, İsveç veya Almanya gibi ülkelerin Kadınlar Futbolu'na verdiği değeri anlamak için en basitinden Şampiyonlar Liginde yarı final'e yükselen takımlara baktığınız zaman, Duisburg, Turbine Potsdam, Lyon ve Arsenal takımları yer alıyor. Zaten bu ülkelerde Kadınlar Futbolu'nda en çok sözü geçen ülkeler olduğunu söylemiştik.
Lafı bir şekilde yine Türkiye'ye getirmek gerekirse, puan tablosunda Bucaspor benim dikkatimi çekti. Şu an Kadınlar Futbol Liginde 9. sırada yer alıyorlar belki ama geçen sezon çok parlak bir tablo çizmişlerdi. Futbol'da olduğu gibi, Kadınlar Futbolunda da altyapı'ya oldukça önem verdiklerini söylemek mümkün. Takımların sarf ettiği bu emeğin ve çabaya karşılık biraz da Federasyon tarafından sağlanmış olsa, bizim ülkemizde de Kadınlar Futbolu çok farklı boyutlara gelecektir mutlaka ama biz o günleri görecek miyiz, hiç emin değilim açıkçası.
23 Mart 2011
Yok Artık Fenerbahçe Yönetimi
Türkiye’de taraftar olmak başlı başına büyük bir zorluk iken bir de buna gönül verdiğiniz kulübün yönetim kurulunun aleyhte yaptığı uygulamalar dahil olunca iş iyice çığrından çıkıyor. Fenerbahçe yönetiminin bilet konusunda uyguladığı faiş fiyat politikası senelerdir sarı lacivert renklere gönül veren biz ve bizler gibi milyonları bıktırdı.Geçtiğimiz sezonun son maçında kendi evimizde Trabzonspor ile berabere kalarak şampiyonluğu kaybetmemize ve Avrupa kupalarına erken veda etmemize rağmen Fenerbahçe taraftarı olarak bizler, görevimizi fazlası ile yerine getirerek gerek futbol takımımıza gerekse de Erkek-Kadın Basketbol ve Voleybol takımlarımız başta olmak üzere Fenerbahçe armasının mücadele ettiği her branşta elimizden geldiği kadar kulübümüze maddi ve manevi destek vererek görevimizi yerine getirdik.
Ligin ilk yarısını 9 puan farkla ikinci sırada tamamlamamıza rağmen Fenerbahçe camiası olarak arzu edilen birlik ve beraberliği göstererek takımımıza her zamankinden daha çok güvendik ve daha çok destek verdik. Hem yönetim kurulumuzun, hem teknik ekibimizin, hem futbolcularımızın gösterdiği büyük özveri hem de taraftarların oluşturduğu ambiyans ile 9 puanlık farkı eriterek liderliği de ele geçirdik.
Her şey bu kadar güzel giderken Fenerbahçe Spor Kulübü Yönetim Kurulu’nun Bursaspor ile Şükrü Saraçoğlu Stadı’nda oynayacağımız karşılaşmada kale arkası bilet fiyatlarını tekrar 44 TL’ye yükseltmesine her sene olduğu gibi bu senede anlam veremiyoruz. Takım içindeki prim sistemi nasıl belliyse bilet fiyatları da sezon başında belirleniyor. (Geçen sene FBTV’de Sayın Ali Koç ve Sayın Şekip Mosturoğlu bu konuyu böyle ifade etmişti.) Bilet fiyatları sadece derbi maç olarak kabul edilen Beşiktaş, Galatasaray ve Trabzonspor maçlarında artıyor, bu da zaten Fenerbahçe taraftarı tarafından da kabul görüyordu.
Umuyoruz ki Fenerbahçe Spor Kulübü Yönetim Kurulu, Bursaspor maçını da derbi statüsüne aldık gibisinden mesnetsiz bir açıklama yapmaz. Kaldı ki tekrar edilemeyen bir başarıyı tesadüf olarak kabul eden zihniyet, Bursaspor’un sadece bir kez şampiyon olduğunu hatırlayacaktır.
Ligde liderliğe yükselip iyi bir form grafiği yakalar yakalamaz kale arkası bilet fiyatlarına getirilen zam ise maalesef yönetim kurulumuzun fırsatçılığını akıllara getiriyor. Kötü günde bu takıma destek veren taraftarın iyi günlerde ödülü bu mu olacaktı ? Madem bir zam oranı uygun gördünüz bu zam neden sadece kale arkası tribünlerine yapıldı ? Kötü gidişe son verilmesinin ardından uygulamaya konulan bu uygulama adaletsiz ve fırsatçı bir görünüm yarattığı gibi sadece kale arkası tribünleri hedef alınarak yapıldığı için ayrıca ‘’ayrımcı’’ bir uygulamayı da beraberinde getirmiştir.
Kadıköy Şükrü Saraçoğlu Stadı’nın baskılı ve etkili olmasındaki en büyük etken hiç kuşkusuz bu mabedi dolduran Fenerbahçe taraftarıdır. 90 dakika boyunca susmayan, sahaya görsellik katan ve tribün organizasyonlarının büyük bir kısmını başlatan tribünler de kale arkası tribünleridir. Bu tribünleri dolduranların çoğunluğunun öğrenci veya maddi bakımından orta ve alt gelirli taraftarlarımız olduğu da yıllardır bilinen bir gerçektir. Bugün bir öğrenci Fenerbahçe maçına gelmek istediği takdirde cebinden 70 – 80 TL civarında bir tutar vermek zorunda. Babasından veya annesinden aldığı harçlığı Fenerbahçe’ye harcayacak olan öğrencinin hafta içi okulda ne yiyeceği, arkadaşları ile neler yapabileceğini varın siz düşünün. Aynı şekilde asgari ücretle çalışan bir baba, eşini ve çocuğunu Fenerbahçe maçına götürmek istese sadece bilet fiyatı olarak cebinden 132 TL çıkartmak zorunda. Yani net maaşının neredeyse 1/4 ünü sadece bilet fiyatı olarak vermek zorunda. Ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik şartlar da göz önüne alındığında Yönetim Kurulumuzun sadece kale arkası bilet fiyatlarını yeniden 44 TL’ye yükseltmesini şiddetle kınadığımızın bilinmesini isteriz.
Eğer Galatasaray maçında rakibimizin yeni stadındaki hasarın giderilmesi için bir fatura çıkardıysanız biz bu faturayı son maçta kaçan 2 şampiyonluk ile fazlasıyla ödedik zaten … Bu travmaların ardından ayağa kalkabildiysek bunda hiç olmazsa %1 bile olsa bir payımız var ve bunun ödülü ayrımcı bir uygulama ile bilet fiyatlarına yapılan zam olmamalıydı.
22 Mart 2011
1 Yıl Ne De Çabuk Geçti
Ölüm haberini aldığımız günü dün gibi hatırlıyorum. Özhan Canaydın artık aramızdan ayrılmıştı artık ve çok üzülmüştük o gün. Galatasaray'ın başkanlığını yapmış bir isim olmasına rağmen o gün Beşiktaşlısı, Fenerbahçelisi, Trabzonlusu, kısacası herkes için acı dolu bir gündü 22 Mart. Özhan Canaydın gibi centilmen, saygılı, beyefendi birisi hem bu dünyaya hem de Türk futboluna çok az gelmiştir. Her ne olursa olsun çok erken ayrıldı buralardan. Esasında söylenecek pek fazla söz yok bbu saatten sonra. Allah rahmet eylesin ve mekanı cennet olsun demekten başka...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)








