20 Ocak 2012

Jose

Real Madrid-Barcelona maçından bir kare. Mourinho'nun surat ifadesine bakılırsa maç bittikten hemen sonra çekilmiş sanırım bu fotoğraf.

İnsaf

 Taraftar mağazaları neden vardır? Taraftarlar orada satılan ürünleri satın alsın ve kulübe maddi olarak destek çıksın diye vardır. Biz bunu böyle biliyoruz normalde fakat kulüpler, özellikle büyük kulüpler bu olayı biraz fazla abartıyor maalesef. Hani bir bakıma eşeğin kulağına suyu kaçırıyorlar. Ağır bir tabir olduğunun farkındayım ama maalesef durum bundan ibaret. Uzun zamandır da canımı sıkan konulardan biriydi Fenerium'un izlediği fiyat politikası. Diğer takımların mağazalarında durum nedir, ne değildir tam bilgi sahibi değilim fakat Fenerium bu açıdan sınırları zorluyor desek yeridir bence.

Şöyle ki ; mesela en son Lefter'in vefatından sonra efsane formaya talep oldukça fazlaydı. Taraftar ilgi gösterince kısa bir süreliğine %50 indirimle 40 TL'ye indirmişlerdi. İlk başta herkes gibi bende bu hareketi takdir ettim ama sonra o fiyatı tekrar yukarı çekmeleri hiç hoş olmadı.

Hadi bu bir yana, öbür ürünlerde de durum hakikatten içler acısı. En basitinden gidip bir sweat shirt almaya kalksanız, 60 liradan aşağı ürün yok. Ha tabii ki ben fiyatları çılgın derecede indirsinler demiyorum, en azından kabul edilebilir boyutta olabilir bu fiyatlar. Sonuçta Türkiye gibi bir ülkede yaşıyoruz, asgari ücretin 701 TL olduğu bir ortamda bu fiyatlar yakışmıyor Fenerbahçe yönetimine. Umarım bundan sonra taraftara 'yolunacak kaz' gözüyle bakmazlar da, fiyatları biraz aşağı çekerler...

19 Ocak 2012

Benzerliğin Bu Kadarı | Real Madrid & Galatasaray

 Maç için özel bir yazı hazırlayamadım ancak az önce istatistiklere bakarken dikkatimi çekti. Barcelona ile Real Madrid arasında yapılan son on maçta Barcelona'nın Madrid'i ezdiği kabak gibi ortada, bunu kabul etmek lazım yani. Kaldı ki Barcelona'nın bu son on maçta elde ettiği galibiyetler, hep farklı oldu. Peki bu durum neden böyle? Kadro kalitesinden mi? Hayır. E aralarında pek fazla güç farkı da yok. Ama işte olmayınca olmuyor, birtürlü kazanamıyor Real Madrid.

O son on maça göz atarken aklıma Galatasaray-Fenerbahçe rekabeti geldi. Bizde de durum bundan pek farklı değil, böyle diyorum diye birçok tepki alacağım büyük ihtimalle ama, böyle işte. Galatasaray'da Fenerbahçe'ye karşı Kadıköy'de on küsur maçtır kaybediyor. Ama Galatasaray'ın Real Madird'den farkı, onlar en azından kendi evlerinde galip gelebiliyorlar, Real Madrid ise onu bile yapamıyor.

Bana sorarsanız Galatasaray'ın da Real Madrid'den farkı yok. Kadro kalitesi, oyun sistemi filan çok iyi durumda olmuştur hep Galatasaray'ın fsakat, yukarıda da dediğim gibi, "olmayınca olmuyor" bazen.

Pepe n'aber?

Real Madrid iyi takımdır, hoş takımdır severiz kendisini fakat o formayı giymeyi hak etmeyen birileri var ne yazık ki. O isimlerden birisi de Pepe. Yaptığı şu hareketle açık ara maçın yıldızı olmayı başardı diyebiliriz herhalde. Bir yerde kendine yakışanı yaptı ya, neyse.

Manisaspor 1-2 Fenerbahçe

Blogdan üç ay ayrı kalınca, o üç ayın acısını çıkartmayı planlıyorum bugün. Maçın üzerinden üç gün geçti, bu maçı yazmanın pek bir anlamı yok esasında lakin arşivdeki yerini alsın diye karalayalım birkaç cümle. Kadıköy'deki maçlarda kötü oynasa bile maç Kadıköy'de olduğu için bir şekilde kazanmasını biliyor takım. Ama deplasmanlarda bu, böyle olmuyor maalesef. Deplasmanlarda 12 maçlık yenilmezlik serisinin ardından takıma bir hâller olduğu çok belliydi. Sivas deplasmanından sonra kazanamama durumu çıktı ortaya. Orduspor ve Antalyaspor maçlarında Alex'in yokluğunda takımın aciz görüntüsü aklıma geldikçe "aha bu maçta da puan kaybedeceğiz" havasına sokmuştum kendimi.

Şunu da kabul etmek gerekir ki, Fenerbahçe tamam eyvallah, çok güzel oynadı evet ama Manisaspor'da da hiçbir şey yoktu. O kadar iyi mücadeleye rağmen forvetsizliğin yol açtığı sorunları bu maçta da gördük net bir biçimde. Stoch ve Caner'in insanüstü performanslarının yanında becerikli bir forveti olsaydı takımın, çok rahat kazanacağı bir maç olurdu Fenerbahçe için, ama olmadı.

Stoch demişken, kendisi için ne söylesem, neler yazsam bilemiyorum. Yazacak çok fazla şey var zira kendisi için. Sezon başında kendisine sallayanların yüzünü kızarttığı için teşekkür etmek lazım. Yürüyedur Stoch!

Rahat Uyu Lefter

Lefter'in ölüm haberini ilk twitter'dan duydum. Herkes "Lefter öldü, başımız sağ olsun" içerikli tweetler atıyordu. İlk başta inanmak istemedim, şakadır dedim herkes gibi, ama aradan geçen kısa bir süre sonra acı gerçek ortaya çıkmıştı. Lefter Küçükandonyadis vefat etmişti. O an, ölüm haberini öğrendikten sonra ağlamamak için kendimi zor tuttum ama artık Lefter'i kaybetmiştik.

Ben Lefter Küçükandonyadis'i canlı canlı izleyemedim belki ancak, her Fenerbahçeli gibi inanılmaz bir sevgi vardı  içimde ona karşı. İnsan hiç canlı gözlerle izleyemediği birine nasıl bu kadar sevgi duyabiliyor bilmiyorum. Ertesi gün Şükrü Saraçoğlu Stadı'nda Lefter için tören yapılacağı duyurulmuştu, biz de son görevimizi yapmak için Pazar günü stattaki yerimizi almıştık. Pazar günü sabah alktığımda "kesin izdiham olur" beklentisiyle yola koyulmuştum ki, stadın önüne vardığımda tam bir hayal kırıklığına uğramıştım. Cenaze törenine pek fazla ilgi yoktu ne yazık ki.

Hayır anlamıyorum, böyle bir günde Lefter için o stadı doldurmayacaksan başka ne zaman, kimin için dolduracaksın? O soğukta sıcacık yatağından poposunu kaldıramayanlara da buradan selamlarımızı iletelim! Gerek yapılan tezahüratlar, gerekse de yapılan konuşmalar beni derinden etkiledi. Hele Lefter'in torunlarının yaptığı konuşma çok etkileyiciydi.

Statta yapılan törenin ardından tam evin yolunu tutuyordum ki, arkadaşım aradı, "Gel Lefter için Büyükada'ya gielim" dedi. Gitmeyi planlamıyordum ama o an ne olduysa artık "tamam geliyorum" diye cevap verdim ve Lefter için Büyükada'nın yolunu tutmuştuk.O soğuğa rağmen "iyi ki gitmişim" diyorum kendi kendime. Hayattayken Lefter için Büyükada'ya, evine ziyarete gitmek kısmet olmadı ancak son yolculuğunda yanında olduğum için kendimi şanslı hissediyorum.

Rahat uyu Lefter...

Sow Bitmiş!

Okul ve sınavlardan dolayı blogla ilişkimi kesmiştim bir süre. En son post'u 24 Ekim tarihinde atmışım hatta. Aradan geçen bu üç aylık aranın ardından artık 'bir yerden başlamak lazım' diyerek tekrardan sıvadım kolları ve yenidenyazmaya başladım efendim. Neyse, işin o kısmını bırakalım da, asıl meselemize dönelim biz. Fenerbahçe'nin forvet transferine ihtiyacı olduğu aylardır kabak gibi ortadaydı, herkes biliyor zaten bunu. E bu ligin Semih-Bienvenu ikilisiysle bitmeyeceği anlaşılınca takıma takviye yapmak farz olmuştu bir yerde.

Ancak gelgelelim şu transfer meselesi de can sıkmaya başladı son birkaç gündür . Şu an transferi gerçekleşmesi en muhtemel isim tabii ki de Moussa Sow."Ha geldi, ha geliyor, imzalaması an meselesi" gibi bir sürü asparagas haberlerden bıkkınlık geldiğini de belirteyim. Açık konuşmak gerekirse o kadar söylentiden sonra ben bu transfere sıcak bakmamaya başladım. Hani gelse bile, en azından bu sezon takıma ne kadar fayda sağlayacağı tartışma konusu. Transferin yarın ya da öbür gün bitse bile, en aşağı altı ya da yedi maç forma giyemeyecek. E zaten ondan sonra da lig bitecek. Play-off'larda da ne kadar katkı sağlayacağı da meçhul.

Son olarak, Sow'a ödenmesi muhtemel paranın da çok çılgın boyutta olduğu da bir gerçek. Bütün bunları üst üste koyduğumuzda Sow'dan en azından şimdilik vazgeçilmesi gerektiği fikrindeyim. Ha Sow'dan vazgeçsen, yerine kimi alacaksın şu ortamda, o da ayrı bir sıkıntı tabii...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...