Kombine kart almanın sürekli bir avantajı vardır. Bütün bir sezon boyunca iç sahadaki maçları yerinde izlersin. Ve her şeyden önemlisi, kombinesi olmayan bir kişi sürekli bilet kovalamak derdindeyken, sen elini kolunu sallaya sallaya rahatça maça gidersin. Aslında kombine almanın en önemli artısı da bu bana göre.
Ben ilk kez iki sezon önce (2009/2010) Türk Telekom tribününden almıştım kombinemi ve ilk zamanları daha ilk kez kombine almış olmanın verdiği heyecanla maçları takip ediyordum. Ancak belli bir zaman geçtikten sonra kale arkasında maç izliyor olmak can sıkmaya başlamıştı. Şimdi ; "ulan peki daha önce maçları nereden izliyordun?" diye soracaksınız belki, evet daha önce de kale arkasında izledim maçları fakat ne bileyim, sezon sonuna doğru pek memnun kalmamıştım Türk Telekom tribününden. Geçen sezon belli sebeplerden ötürü alamamıştım kombine ve bir senelik aranın ardından yine Türk Telekom tribünündeki yerimi alacağım önümüzdeki sezon.
Gelelim işin maddi boyutuna ve satılan toplam bilet sayısına. Bu işi takip edenler, yani bu sezon kombine almayı hedefleyenler az çok biliyordur fiyatları. Geçen sezon kombine kart alanlara yine geçen sezonun fiyatlarından satış yapılmıştı ancak genel satış zamanı fiyatlara %5 zam yapıldı. Yani aldığım kombine bana 750 liraya gelmiş oldu. Esasında ben kale arkasından değil de, Fenerium Üst tribününden alacaktım ancak o tribünde yerler çabuk tükendiği için mecbur buradan aldık yine.
Fenerium Üst tribünündeki kombineler tükendi dedik ve aynı durum, Maraton tribünü içinde geçerli tabii. Bu sezon inanılmaz bir ilgisi var taraftarın. Şu an resmi bir açıklama yapılmamakla beraber toplam satılan kombine sayısının 32 bin civarında olduğu söyleniyor. E bunda gelen şampiyonluğun etkisi oldukça fazla. Gerçi bu takım, bu sene şampiyon olmasaydı bile yine satışlar inanılmaz düzeyde olacaktı büyük ihtimalle. Bunun en basit örneği olarak ise geçtiğimiz dört sezonu örnek gösterebiliriz. 2007 yılından bu güne kadar olan süreçte sezon başına ortalama 25-26 bin dolaylarında kombine satıldı. Ki bu da ciddi bir başarıdır yani. O açıdan hem taraftarı, hem de yönetimi kutlamak gerekir diye düşünüyorum.
10 Haziran 2011
125. Yıla Özel Forma
Yukarıdaki forma satışa çıkalı yaklaşık bir ay gibi bir süre oldu lakin ben daha yeni gördüm bu formayı. Arsenal'ın kuruluşunun 125. yılına özel olarak tasarlanmış. Genel olarak klasik Arsenal formasından farklı olarak bu formanın esprisi, amblemin çevresinde yapılan düzenlemeler. Onun dışında bildiğimiz Arsenal forması yani. Ama çok güzel olmuş doğrusunu söylemek gerekirse.
9 Haziran 2011
Yeni Koltuklar
Resmi siteden daha önce stattaki koltukların bir bölümünün değiştirileceği duyurulmuştu ve bunun için de sezon sonunu beklediler doğal olarak. İşte o koltukların takılma işlemine başlanmış birkaç gün önce. Hatta bir kısmı tamamlanmış. Bu yeni koltuk olayı yalnızca Fenerium Alt ve Maraton Alt tribünleri için geçerli olacakmış yalnızca. Diğer tribünlerin koltuklarında da bakım-onarım yapılacakmış. Aslında el atılmışken stattaki tüm koltukların değiştirilmesi daha doğru olurdu gibime geliyor. Son olarak ; işin konfor yönünü bilmem ama bana sorarsanız eski koltuklar daha göze hoş duruyordu. Ama yine de fena görünmüyorlar sanki.
8 Haziran 2011
İzledim #2 : Özgürlük Yolları
Film izlemeye ve özellikle de beğendiğim filmleri bloga yazmaya devam ediyorum. Geçenlerde Ölüm Çığlığı serisini yazmıştım buraya ve şimdi de sıradaki filmimiz ; Özgürlük Yolları... Hani bazı filmler vardır ya, izlemeye başladığın zaman seni aşırı derecede etkiler ve hiç bitmesin istersin, işte Özgürlük Yolları da tam o türde bir film. Filmin içine girmeden, şöyle genel olarak özetlemek gerekirse, 2010 yapımı bir film olarak karşımıza çıkıyor. Olay ise 1940 yılında Sibirya'da geçiyor bir esir kampındaki mahkumların o kamptan kaçış öykülerini ele alıyor.
Kamptaki şartlardan dolayı kaçmakta bir o kadar zor olduğu için kimse kaçmaya cesaret edemez. Ancak belli bir süre sonra planlar yapılır, diğer hazırlıklar tamamlanır ve kaçış operasyonu başlar. Film, mahkumlar kamptan kaçtıktan sonra bitmiyor tabii. Asıl bu noktadan sonra başlıyor. Hava şartlarından tutun da, yiyecek-içecek sıkıntısına kadar bir sürü sorunla karşı karşıya kalıyor kahramanlarımız. Yani hani bazı filmlerde insanlar sürekli birbirleriyle savaşır ve bu durum belli bir süre sonra can sıkar ve o filmden zevk almazsınız ya, işte bu filmde tamam doğa ile insanlar arasında bir savaş yaşanıyor. O açıdan çok ama çok beğendim bu filmi.
Kamptan kaçtıktan sonra Sibirya'dan Tibet'e kadar uzanan macera ele alınıyor. Tabii bu yolculuk oldukça uzun sürüyor ve özgürlük için yaklaşık 6500 kilometre yol katediyorlar film boyunca. O yüzden de film 2 saat 13 dakika gibi uzun bir sürede konular izleyiciye aktarılıyor. Doğa ile mücadelenin sonunda ise kahramanlarımız Tibet'e ulaşıyor ve bu olaydan sonra da film son buluyor. Yalnız şunu da belirtmeliyim ki, 6500 kilometre yol katediyorlar dedik ama hâl böyle olunca filmin büyük bir kısmı yürüme sahneleri ile geçiyor ve bu da benim filmden zevk almamı engelledi biraz ama genel olarak güzel bir film olduğunu söyleyebilirim. O açıdan herkesin izlemesini de tavsiye edelim son olarak.
Kamptaki şartlardan dolayı kaçmakta bir o kadar zor olduğu için kimse kaçmaya cesaret edemez. Ancak belli bir süre sonra planlar yapılır, diğer hazırlıklar tamamlanır ve kaçış operasyonu başlar. Film, mahkumlar kamptan kaçtıktan sonra bitmiyor tabii. Asıl bu noktadan sonra başlıyor. Hava şartlarından tutun da, yiyecek-içecek sıkıntısına kadar bir sürü sorunla karşı karşıya kalıyor kahramanlarımız. Yani hani bazı filmlerde insanlar sürekli birbirleriyle savaşır ve bu durum belli bir süre sonra can sıkar ve o filmden zevk almazsınız ya, işte bu filmde tamam doğa ile insanlar arasında bir savaş yaşanıyor. O açıdan çok ama çok beğendim bu filmi.
Kamptan kaçtıktan sonra Sibirya'dan Tibet'e kadar uzanan macera ele alınıyor. Tabii bu yolculuk oldukça uzun sürüyor ve özgürlük için yaklaşık 6500 kilometre yol katediyorlar film boyunca. O yüzden de film 2 saat 13 dakika gibi uzun bir sürede konular izleyiciye aktarılıyor. Doğa ile mücadelenin sonunda ise kahramanlarımız Tibet'e ulaşıyor ve bu olaydan sonra da film son buluyor. Yalnız şunu da belirtmeliyim ki, 6500 kilometre yol katediyorlar dedik ama hâl böyle olunca filmin büyük bir kısmı yürüme sahneleri ile geçiyor ve bu da benim filmden zevk almamı engelledi biraz ama genel olarak güzel bir film olduğunu söyleyebilirim. O açıdan herkesin izlemesini de tavsiye edelim son olarak.
7 Haziran 2011
Fenerbahçe'nin Gol Raporu
Acısıyla tatlısıyla bir sezon daha geride kaldı efendim Süper Lig'de. Tabii bir sürü olay yaşandı falan derken, ligi Fenerbahçe şampiyon tamamladı bildiğiniz üzere. Durum böyle olunca, ben de Fenerbahçe'nin bu sezon gol raporunu ele almak istedim. Bu sezon, yani daha doğrusu geçtiğimiz sezon Fenerbahçe için çok bereketli bir sezondu. Zira kadroda bulunan 25 oyuncudan tam 15'i skora katkı da bulundular. Bu da gerçekten çok ciddi bir rakam.
Alex De Souza : Gol krallığına göre değerlendirmeye başlamak istedim ve gol krallığının bu sezon en tepesinde Alex vardı tabii ki de. Dile kolay, 34 maçta tam 28gole imza attı ve şampiyonluğu getiren adamın Alex olduğunu her Fenerbahçeli gibi ben de çok rahat söyleyebilirim. Fenerbahçe'ye geldiği günden bu yana en verimli sezonu, bu sezondu tartışmasız.
Mamadou Niang : Fenerbahçe'ye transfer olduğu gün, sevinçten havalara uçmuştum. Çünkü bilmem kaç yıl aradan sonra ilk kez adam akıllı bir santrfor transferi yapılmıştı takıma. Malum Kezman ve Güiza fiyaskolarından sonra böyle bir transfere ihtiyacı vardı takımın ve sezon içinde bazı bölümlerde zaman zaman iniş çıkışlar gösterse de, sezonu 15 golle tamamladı ve onunda bu şampiyonlukta etkisi oldukça fazla.
Semih Şentürk : Ben kendimi bildim bileli, Semih Şentürk Fenerbahçe'de hep "Nöbetçi golcü" olarak anıldı ve hâlâ da anılıyor. Geçtiğimiz sezonlarda olduğu gibi, bu sezonda yedek kulübesinin vazgeçilmez isimlerinden birisi oldu ancak sezonun yarısını yedek kulübesinde geçirmesine rağmen 10 golle sezonu tamamladı. Her ne olursa olsun, azımsanmayacak bir rakam bana göre.
Diego Lugano : Sezon içerisinde bir savunma oyuncusundan 7 gol atmasını beklemek hayalcilik olur esasında di mi? Ancak Lugano bu duruma aldırmadan Fenerbahçe'ye geldiği ilk günden bu yana yaptığı en iyi ikinci şeyi yapmaya devam etti ve gollerini atmaya devam etti bu sezonda. 2-3 gol atsa neyse de, bir stoperin, bir sezonda 7 gol atması hakikatten normal bir istatistik değil kesinlikle.
Andre Santos : Daum döneminde Fenerbahçe'ye transfer edilen ve hâliyle o dönem beklentilerin yüksek olduğu isimlerden birisiydi Andre Santos. Daum onu ilk zamanlarında sol açık olarak görevlendiriyordu ve skora da katkısı belli bir etkisi oluyordu. Ancak bir zaman sonra asıl yerinin sol bek olduğu yönünde açıklamaları olmuştu Santos'un o zamandan sonra asıl yeri sol bek olmuştu. Buna rağmen bu sezona baktığımız vakit, 5 gol attı bütün bir sezon boyunca.
Emre Belözoğlu : Hani her takımın olmaz olmaz sayılı oyuncuları vardır ya, Alex'den sonra Fenerbahçe'de en azından benim vazgeçemeyeceğim oyunculardan birisi Emre Belözoğlu'dur. Bir orta saha oyuncusundan sürekli skora katkı yapmasını bekleyemezsiniz ancak yine de bir katkı sağlaması gerekir iyi bir orta saha oyuncusunun. Emre Belözoğlu'da Fenerbahçe'ye geldiği günden bu yana en verimli sezonunu geçirdi ve 34 haftada 4 gole imza attı.
Gökhan Gönül : Gökhan Gönül için hep şunu savunmuşumdur ; bu adam sağ bek değil de, sürekli sağ açık oynasa hem takımı için hem de kendisi açısından çok daha verimli bir oyuncu olacaktır. Ancak yine de tabii bu teknik direktörün tercihidir bu ve sağ bekte de elinden geldiğince skora katkı da bulunmaya çalıştı bu sezon ve 3 golle sezonu tamamladı.
İssiar Dia : Fenerbahçe'nin bu sezon boyunca kanatlarda etkili olmasında en önemli pay sahiplerinden birisi de İssiar Dia'dır herhalde. Çok iyi slalom çalımlar atabiliyor ve bu vesileyle Fenerbahçe'nin bu sezon attığı gollerin çoğunda kanatların etkisi oldukça fazlaydı ve Dia'nın hakkını da yememek lazım o açıdan. Dia için "çok güzel slalom çalımlar atabiliyor" dedik ancak bitiricilik konusunda sıkıntı yaşadığı bir gerçek. Bütün bir sezon boyunca yalnızca iki gol atabilmiş olması da bu durumu doğruluyor aslında. O yüzden bitiricilik konusunda biraz daha yetenekli bir oyuncu olabilse, Dia şu an daha büyük kulüplerde oynuyor olabilirdi bence.
Miroslav Stoch : Tıpkı Dia örneğinde olduğu gibi Stoch'da da aynı sorun, yani bitiricilik sorunu olduğunu düşünüyorum. Gerçi Stoch bu sezon Dia'ya oranla daha az forma forsatı buldu ama skora az katkı sağladı. Ancak iki gol atmış olmasına rağmen, bu attığı iki gol kritik haftalarda geldi ve bu goller belki de Fenerbahçe'nin şampiyon olmasını sağladı diyebiliriz.
Caner Erkin : Fenerbahçe'de oyununu beğenmediğim isimlerden birisi açık ara Caner Erkin'di bu sezon. Ona rağmen, o da 1 golle sezonu tamamladı.
Daniel Güiza : Fenerbahçe'ye geldiği ilk günden bu yana hep eleştirildi, sürekli eleştirildi ancak, o kadar eleştirilmesine rağmen bu sezon öyle bir gole imza attı ki Buca deplasmanında, bu gol takımı resmen ipten aldı diyebiliriz. Belki de o golü atmasaydı, ligi Trabzonspor şampiyon tamamlayacaktı. O açıdan her ne olursa olsun, hakkını teslim etmek gerekir Güiza'nın.
Selçuk Şahin : Güiza örneğinde olduğu gibi, yıllardır sürekli eleştirilen isimlerden bir diğeri de Selçuk Şahin'di elbette. Ancak Selçuk'un şöyle bir durumu var ki ; kritik maçlarda ve özellikle de derbi maçlarda attığı gollerle kendini kurtarmayı bildi bir şekilde. Bu sezonda 1 gole imzasını attı nihayetinde.
Joseph Yobo : Lugano'dan sonra stoperin vazgeçilmezlerinden birisi de Yobo'dur tabii ki de. O da bu sezon 1 golle tamamladı sezonu.
Bekir İrtegün : Bu sezon boyunca pek fazla forma şansı bulamasa da, skora katkı açısından en azından 1 gol atan isimlerden biri de Bekir'di. O golü de Ankaragücü karşısında atmıştı.
Mehmet Topuz : Sürekli savaşan, mücadele eden ancak işin skor yönüne geldiğimiz vakit, pek fazla katkı sağlayamayan isimlerden birisi de Mehmet Topuz'dur. O da yalnızca 1 gol atabildi bütün bir sezon boyunca.
Miroslav Stoch : Tıpkı Dia örneğinde olduğu gibi Stoch'da da aynı sorun, yani bitiricilik sorunu olduğunu düşünüyorum. Gerçi Stoch bu sezon Dia'ya oranla daha az forma forsatı buldu ama skora az katkı sağladı. Ancak iki gol atmış olmasına rağmen, bu attığı iki gol kritik haftalarda geldi ve bu goller belki de Fenerbahçe'nin şampiyon olmasını sağladı diyebiliriz.
Caner Erkin : Fenerbahçe'de oyununu beğenmediğim isimlerden birisi açık ara Caner Erkin'di bu sezon. Ona rağmen, o da 1 golle sezonu tamamladı.
Daniel Güiza : Fenerbahçe'ye geldiği ilk günden bu yana hep eleştirildi, sürekli eleştirildi ancak, o kadar eleştirilmesine rağmen bu sezon öyle bir gole imza attı ki Buca deplasmanında, bu gol takımı resmen ipten aldı diyebiliriz. Belki de o golü atmasaydı, ligi Trabzonspor şampiyon tamamlayacaktı. O açıdan her ne olursa olsun, hakkını teslim etmek gerekir Güiza'nın.
Selçuk Şahin : Güiza örneğinde olduğu gibi, yıllardır sürekli eleştirilen isimlerden bir diğeri de Selçuk Şahin'di elbette. Ancak Selçuk'un şöyle bir durumu var ki ; kritik maçlarda ve özellikle de derbi maçlarda attığı gollerle kendini kurtarmayı bildi bir şekilde. Bu sezonda 1 gole imzasını attı nihayetinde.
Joseph Yobo : Lugano'dan sonra stoperin vazgeçilmezlerinden birisi de Yobo'dur tabii ki de. O da bu sezon 1 golle tamamladı sezonu.
Bekir İrtegün : Bu sezon boyunca pek fazla forma şansı bulamasa da, skora katkı açısından en azından 1 gol atan isimlerden biri de Bekir'di. O golü de Ankaragücü karşısında atmıştı.
Mehmet Topuz : Sürekli savaşan, mücadele eden ancak işin skor yönüne geldiğimiz vakit, pek fazla katkı sağlayamayan isimlerden birisi de Mehmet Topuz'dur. O da yalnızca 1 gol atabildi bütün bir sezon boyunca.
6 Haziran 2011
Real Madrid 2011/2012 Sezonu Formaları
Real Madrid'in 2011-2012 sezonunda giyeceği formalar belli olmuş ve ben de blogda yer vermek istedim bu formalara. Siyah forma değil de, özellikle beyaz forma çok hoşuma gitti benim. Hele omuz çizgileri falan baya bi' hoş olmuş. Fırsat bulursam o formadan alacağım mutlaka. Ve tabii ayrıca Hamit, Mesut ve Nuri üçlüsüne bu sezon çok yakışacaktır bu formalar.
4 Haziran 2011
Basketbol Derbisi (?) : Fenerbahçe Ülker 81-59 Galatasaray CC
Futbol'da maçlar bitince insanın üzerinde ister istemez bir boşluk oluyor. Neyse ki o boşluğu doldurmak için Basketbol maçları imdadına yetişiyor insanın. Hele bir de oynanan maç, final serisi maçı olunca ve karşınızdaki rakip Galatasaray olunca heyecan da bir o kadar fazla oluyor. Karşınızdaki rakibin Galatasaray olması ve bilmem kaç sene aradan sonra bu iki takımın final serisinde karşılaşacak olması gibi bir sürü nedenden ötürü insanların ilgisi de oldukça fazla oluyor maça. Biletlerin iki gün öncesinden bittiğine ben bugüne kadar şahit olmadım hiç.-Euroleague'deki Olympiakos maçını saymazsak tabii- Hadi futbol maçı olsa neyse de, basketbol maçında bu kadar yoğun ilginin olması gerçekten çok güzel.
Herkes gibi ben de maçın stresli ve gergin bir tempoda geçeceğini düşünüyordum ki, öyle de oldu nitekim. Maçın gergin bir havada geçtiğini anlamak için istatistiklere bakmanız da yeterli olacaktır ayrıca. Mesela en basitinden, ilk çeyrekte ilk 4 dakika boyunca iki takımın yaptığı toplam faul sayısı 8'di. Maçta o kadar faul olunca ve özellikle ilk çeyrek sonu itibariyle Kaya ile Oğuz ikilisinin 3 faul'e ulaşması, Fenerbahçe için bariz bir sorun anlamına geliyordu.
Maçın geneli Fenerbahçe için her ne kadar rahat geçtiyse de, ilk çeyrek ile ikinci çeyreğin belli bölümlerinde başa baş bir maç görüntüsü vardı. Yeri gelmişken şunu da belirtmeliyim ki, finale gelene kadar Galatasaray'ın iki veya üç maçını izleyebildim ancak play-off'lar boyunca ve takımın genel görüntüsü daha derli topluydu o maçlarda ancak final serisine gelince, karşılarındaki rakibin Fenerbahçe olmasından dolayı olsa gerek ki, en azından bu maçta sıradan bir takım gibi oynadılar maç boyunca.
İlk yarı sonunda belli bir farkın oluşmasından sonra Galatasaray'ın o direnci de kırılmıştı artıkbir zaman sonra. Bana sorarsanız üçüncü çeyreğin bitimine iki-üç dakika kala maç bitmişti Fenerbahçe Ülker için. Zaten son çeyrekse malum, fazla üzerinde durmaya gerek yok. Fenerbahçe'nin oyunun disiplininden kopmadan, aradaki farkı korumaya çalıştığı, Galatasaray'ın da iyice maçtan koptuğu bir çeyrek izledik son bölümde. Şimdi ilk maç sona erdi ve Fenerbahçe 1-0 öne geçti. Serinin ikinci maçı Pazartesi günü yine Sinan Erdem'de oynanacak. Bakalım o maç bizlere neyi gösterecek. Son olaraksa, şayet Fenerbahçe Pazartesi günü ikinci maçı kazanırsa, büyük bir olasılıkla şampiyonluk ipini göğüsler bu sezon.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)











