30 Ocak 2012

1 Sene!

Evet, bugün tam bir sene oldu. Bir sene önce bugün, bu blogu açtım. İyi kötü, bir şekilde dilim döndüğünce içimden geçenleri buraya aktarmaya çalıştım. Olumlu veya olumsuz birçok tepki aldım ama yazmak, içini dökmek gerçekten güzel bir olay. Bu bir sene boyunca yazılarımı okuyan, fikirlerini paylaşan herkese teşekkür ediyorum.

28 Ocak 2012

Kadınların Ceza Olarak Görüldüğü Bir Ülke Düşünün...

Mehmet Ali Aydınlar yönetiminin göreve geldiği ilk günden bu yana Türk futbolunda bazı şeyleri değiştirmek istediği aşikâr. Her ne kadar bu değişikliklerin birçoğunu yüzüne gözüne bulaştırsa da, bir çaba içerisinde olduğu kesin. Bu değişiklikler içerisinde benim en hazmedemediğim, daha doğrusu saçma bulduğum şey, seyircisiz maçlara yalnızca kadın ve çocuk taraftarların alınmasıydı. İlk etapta bu karar alındığında çoğu kişi "aa ne güzel bir uygulamaymış canım" gözüyle bakıyordu ama asla öyle bir durum söz konusu değildi. Bu düpedüz pozitif ayrımcılıktır en başta. Hem kadınların 'ceza' olarak görüldüğü başka bir ülke var mıdır yeryüzünde? Bence yoktur, bu kesinlikle cahillikten öte bir şey değildir.  Bu uygulamanın tek artı yönü, bu güne kadar hiç maça gitmemiş kadınlar, maça gitmiş oldu. Onun dışında hiçbir esprisi yok yani.

Aklıma gelmişken, aynı şey geçtiğimiz günlerde Hollanda'da Ajax-Alkmaar maçında uygulanmaya çalışıldı ama yok, orada da olmadı. Zaten orada olmuyorsa, bizim ülkemizde olmasını beklemek hâyâlcilikten başka bir şey olmaz. Ben en başından beri hep şunu savunmuşumdur ; Federasyon herhangi bir olayından sonra kulüplere ceza vermektense, şahıslara ceza vermelidir. Türkiye'de böyle bir olayın olması tabii ki imkansız ama, normal şartlarda olması gereken budur.

27 Ocak 2012

Bienvenu Aslında O Kadar Kötü Bir Forvet Değil

Bunu artık yazmaktan gına geldi ama şu meşhur 3 Temmuz'dan sonra takımdan ayrılan oyuncuların arasında Niang'ın da olması, bir forvet transferini zorunlu hâle getirmişti Fenerbahçe için. O kaos ortamında transfer yapmak, yönetimin aklına gelecek en şeydi, o kadar sıkıntının içinde forvet transferi de unutulmuştu bir bakıma. Hatta bu transfer bile, transfer döneminin son gününde gerçekleşmişti.

Bienvenu'ye ilk etapta 'kapalı kutu' gözüyle bakılıyordu. Doğrusu ben bile adını daha önce hiç duymamıştım. Bir tek Young Boys ile yapılan maçta Fenerbahçe'ye attığı golle tanımıştı onu herkes. Velhasıl biraz beklentilerde büyüktü kendisinden. Beklentilerin büyük olmasının tek nedeni, tabii ki Niang'ın sergilediği performanstı. Hani bir laf vardır ya, "gelen gideni aratır diye" işte Bienvenu tam böyle bir oyuncuydu, hâlâ da öyle gerçi.

Şu güne kadar bekleneni verememesi, Sow transferinin gerçekleşmesine neden oldu. Ama şu güne kadar bekleneni verememiş olmasına rağmen ben Bienvenu'nün kötü bir oyuncu olduğunu düşünmüyorum asla. Tamam, gol kaçırıyor, saç baş yolduruyor bizlere ama takımdan gönderilmesi şu ortamda yanlış olur. Benim şahsi fikrim, bonservisiyle gönderilmesinden ziyade, en azından kiralık yollanması. Yaşı daha çok genç çünkü, biraz sabır etmek gerek özetle.

Beraberliğimiz Bilet Fiyatlarıyla Gölgelenmesin!

Geçen gün Emporio Armani maçının bilet fiyatlarıyla ilgili bir yazı yazmıştım. Açıkçası o yazıdan sonra Panathinaikos ve Unics Kazan maçlarında fiyatların en azından bir nebze olsun düşürüleceğini umuyorduk ama Fenerbahçe yönetimi sağ olsun yeni ayağına taraftarlara "yolunacak kaz" gözüyle bakmaya devam ediyor.

"Kandırmayın Fenerbahçelileri..."

Bu laf size bir yerden tanıdık geldi mi? Gelmiştir elbette, gelmemesi mümkün değil zira. Alex'in Fenerbahçe'ye transferi gerçekleşmeden önce böyle bir yazısı vardı Fatih Altaylı'nın.Tıpkı Alex transferinde olduğu gibi, Sow gelmeden önce buna benzer laflar eden birçok insan vardı ortalıkta. Ama artık Sow resmen Fenerbahçe forması giyecek, dört yıl boyunca.

Böyle bir transferin gerçekleşmesi ta en başından beri bekleniyordu. Bienvenu ve Semih'in oynadıkları futbol, "bir yere kadar" dedirtmişti artık. Bundan yaklaşık bir hafta önce Sow ile ilgili bir yazı yazmıştım. Orada "gelmesin, ben bu transfere karşıyım" gbi laflar etmiştim lakin bu tamamen Sow'un Afrika Uluslar Kupası'nda forma giyecek olmasından dolayıydı. Sağ olsun Senegal sürpriz bir şekilde turnuvaya veda etti de, Fenerbahçe'nin Sow'a çabucak kavuşmasını sağladılar.

Sow eğer takıma çabuk uyum sağlayabilirse kesinlikle ikinci bir Niang olabilir, olmaması için hiçbir neden yok ortada. Ha gönül isterdi ki Sow ile Niang'ı yan yana izleyelim ama malum olaylar buna izin vermedi, neyse kısmet değilmiş diyip işimize bakalım biz.

Sow'a ödenen bonservis bedeline laf edenleri de anlamıyorum. Sezon başında Emenike transfer edildiğinde yine buna yakın bir meblağ ödenmişti Emenike'ye. Karabükspor çıkışlı bir oyuncuya bu kadar para veriliyorsa, Lille'de forma giymiş, Şampiyonlar Ligi görmüş bir oyuncuya bu kadar para verilmesi, gayet normal bence. Ayrıca bu transferin gerçekleşmesi bazı şeylerin sinyallerini verdi bizlere, bu da gözlerden kaçmasın yani.

26 Ocak 2012

Yine Aynı Film

Gary Lineker'in bir sözü vardır ; "Futbol 90 dakika süren ve sonunda Almanların kazandığı bir oyundur" diye. Bence şu an "Futbol 90 dakika süren ve sonunda Barcelona'nın kazandığı bir oyundur" demek kesinlikle daha doğru olur. Real Madrid son bilmem kaç senedir Barcelona'ya karşı deplasmandaki en iyi futbolunu oynadı ama olmayınca olmuyor bazen. Ömer Üründül'ün de dediği gibi ; "Futbol gerçekten çok enteresan bir oyun"

25 Ocak 2012

Bi' 'Onur Mücadelesi' Vardı, Sahi Ne Oldu O'na?

Belediye ile deplasmanlarda yapılan maçlar Fenerbahçe için hep sıkıntılı geçmiştir. Artık bunu söylemekten bıkkınlık geldi ama durum aynen böyle. Geçen sene yine burada Belediye'ye karşı elde edilen galibiyetten sonra bu sene de beklentiler yine büyüktü Fenerbahçe'den.  Ama yine evdeki hesap çarşıya uymadı ve Fenerbahçe sahadan mağlubiyetle ayrıldı. Kötü oynayarak ayrıldı hem de. İyi oynamış veya kötü oynamış, bu sezon işin o kısmı benim pek umrumda değil, çoğu taraftar gibi.

3 Temmuz'dan bu yana yaşanan gelişmelerden sonra, herkes bu sezonu gözden çıkartmıştı ve takım sahaya 'onur mücadelesi' vermek için çıkıyordu. Bu haftaya kadar alınan iyi sonuçlardan sonra o 'onur mücadelesi' fikri herkesin aklının bir köşesindeyken, kötü sonuçlar alındıktan sonra da, yaşanan her şeyi unutup sağa sola saldırmaya başlayan bir kesim vardı maalesef, hâlâ da var gerçi. Aslına bakarsanız, kötü oyun ve mağlubiyete rağmen ben normal maç yazımı yazıp önüme bakacaktım bugün lakin twitter'da gördüğüm birkaç tweet üzerine fikrimi değiştirdim ve maç yazısı yerine böyle genel bir yazı çıktı ortaya.

Ne diyordum? Heh, hadi takımı eleştirirsin, olumsuz yorumlar yaparsın eyvallah, ona kimse ses etmez de, sen çıkıp Aykut Kocaman'a böyle bir ortamda ana avrat küfür edersen, işte o zaman olay farklı boyutlara taşınır. Bu takımda küfür edilecek en en en son isim Aykut Kocaman'dır, artık bazı insanlar şunun farkına varsa, her şey daha güzel olur bence. Bunu sürekli söylemişimdir. Fenerbahçe iki maç kazandıktan sonra "Sen bizim Kocaman gururumuzsun" diye tezahürat yapan adamlar, takım kötü oynayınca, kötü sonuç alınca da böyle küfür edebiliyorlar işte. O yüzden sizlere söyleyecek pek fazla sözüm de yok, bari bırakın da, mümkünse bu sezona 'onur mücadelesi' gözüyle bakan kişilere ayıp etmeyin, yazıktır.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...