13 Nisan 2011

El Clasico'ya Doğru #1 : Giriş

Beklediğimiz hafta geldi çattı ve her anlamda El Clasico'ya doyacağımız bir haftaya girmiş bulunmaktayız şu dakika itibariyle. Bu senenin geçen senelere nazaran en önemli ve dikkat çekici yanı ise, bu iki takımın önümüzdeki 18 gün boyunca toplam 4 kere karşılaşacak olması ben dahil, futbol'a ilgisi olan herkesi heyecanlandırdığını tahmin edebiliyorum. Zaten böyle bir şeyi tahmin etmek için futboldan çok iyi anlamaya da gerek yok. Başlı başına 18 gün boyunca futbol'a doyacağımız bir sürecin içine gireceğiz. 18 gün dedik, dört karşılaşma dedik ve işte o malum 18 gün içerisindeki maç fikstürü de aynen şu şekilde.
16 Nisan Cumartesi 

La Liga 32. Hafta Karşılaşması

20 Nisan Çarşamba 


İspanya Kral Kupası Final Maçı

26-27 Nisan 

UEFA Şampiyonlar Ligi Yarı Final 1. maçı


3-4 Mayıs 
UEFA Şampiyonlar Ligi Yarı Final 2. maçı
Maç tarihleri bu şekildeyken bir de iki takımın genel durumuna bakalım bir de. Real Madrid için bu maçın öneminden zaten bahsetmemize gerek yok. Çünkü ligde Barcelona ile arasındaki 8 puan farkın yanında, ligin ilk yarısında Nou Camp'taki deyim yerindeyse 'tarihi hezimet'in rövanşını almak olacaktır öncelikle Real Madrid'in hedefi. O maçta farkın bu kadar abartılı olmasının temel nedeni bence, Mourinho'nun daha o haftalarda takımı tanıma aşamasında olmasından dolayı kaynaklandığını düşünüyorum şahsen. Barcelona'daki sistem zaten sürekli  aynı işlediği için karşılarındaki rakibin Real Madrid olduklarına aldırmadılar pek ve ortaya bambaşka bir sonuç çıktı özetle. Tabii bu söylediklerim işin biraz 'bahane' boyutu ve artık bu hafta oynanacak olan maça bakmak lazım artık.

Real Madrid'de bu maç için kilit oyuncuların Adebayor, Ronaldo ve Mesut olacağı kanısındayım. "Neden Mesut?" sorusuna da hemen cevap vereyim yeri gelmişken. Real Madrid'e geldiği bundan bu yana kötü oynadığı maçların sayısı, bir elin parmağını geçmez. O açıdan Barcelona maçının kilit oyuncularından birisi de Mesut olacaktır.

Barcelona'ya pası atmak gerekirse de, savunmalarını bir kenara koyup, müthiş bir orta saha-forvet uyumuna sahip bir takım olduklarını herkes biliyordur zaten. Bu yüzden Real Madrid orta sahasında Barcelona'nın hızını kesebilmek açıısndan Xabi Alonso'nun performansının belirleyici olacağını da söyleyelim şimdiden.


Orta saha dedik, forvet dedik ama bir de Messi faktörü var tabii. Bu yazıyı okuyanların özellikle bu paragrafta hayretler içinde kalacağını düşünerek söylüyorum ki, Messi'yi her ne kadar sevmesem de, bana antipatik gelmesine rağmen de, Madrid'li oyuncuların oynanacak dört maçta da Messi'yi durdurabileceklerini sanmıyorum. Çünkü bugüne kadar Barcelona ile karşılaşan hiçbir takım böyle bir şeyi gerçekleştiremedi ve muhtemelen Real Madrid'de bunu gerçekleştiremeyecektir. El Clasico'ya daha üç gün gibi bir süre var daha ve maç gününe kadar, konuyla ilgili bir kaç yazı daha yazarım belki duruma göre...

10 Nisan 2011

Eskişehirspor 1-3 Fenerbahçe | Günü Kurtarmak Adına...

Bursaspor karşısında yaşanan 'sürpriz' puan kaybından sonra Eskişehir deplasmanı için kafamda "acaba burada da puan kaybeder miyiz?" hissiyatına kapılmıştım ister-istemez ancak Fenerbahçe bu duruma mahal vermeden galip gelmesini bildi. Ancak kazandı dedik ama maç Fenerbahçe için -özellikle ilk 10 dakikası- baya bir sıkıntılı başladığını söylemememiz gerekir. Batuhan'ın adeta göstere göstere attığı gol, takımda bir bocalama etkisi yarattı ilk başta ama sonra Eskişehirspor stoperlerinin Caner'i film seyreder gibi seyretmesi sonucu Fenerbahçe eşitliği yakaladı. Hemen sonrasından gelen Niang'ın golüyle sıkıntılı başlayan maç, tekrar Fenerbahçe tarafına dönmüştü 7 dakika içerisinde...

Maçın ilk 15 dakikalık bölümünde yakalanan çılgın temponun ardından ilk yarının sonuna kadar maçta bir duraklama dönemi yaşandı pozisyonlar açısından. Bu durumun böyle olmasında Eskişehirspor'un isteksizliğinin etkisi çok büyüktü. Çünkü Fenerbahçe maç geneli boyunca Eskişehir'in temposuna ayak uydurarak mücadele etti.

Maç öncesinde Dia'nın eksikliğinin Fenerbahçe için büyük bir handikap olduğunu söylemiştim. Ki, Dia'nın eksikliğini ilk yarı boyunca hisseden bir takım vardı sahada. Eskişehir'in gelişen tüm ataklarına bakın, çoğu o bölgeden gelişen ataklardı genellikle. Caner golü atmasına rağmen, defansif açıdan o bölgede net bir biçimde aksadı dün akşam. Maç içerisinde Andre Santos ile dönüşümlü oynadılar ancak o da bir çözüm olmadı hani maç boyunca.

Maçın ilk yarısının Eskişehir'in temposuna ayak uydurarak oyununu oynayan bir Fenerbahçe olduğunu söylemiştik ancak ikinci yarıda Bülent Uygun'un biraz risk alarak Ümit Karan'ı da oyuna sürmesiyle, takımın ligin ilk yarısındaki en önemli sorunlarından birisi hâline gelen, ikinci yarının belli bölümlerinden sonra skoru koruyamama durumu tekrar ortaya çıkma belirtileri gösterdi ama 90 dakika sonunda korkulan şeyle karşılaşılmadı neyse ki. 60'dan sonra orta sahanın oyundan  düşmesinde Emreperformansının etkisi oldukça fazlaydı bence. Hatta Aykut Kocaman'ın Emre-Gökay değişikliğinden sonra takımın genel direncinin arttığını görünce bu net bir biçimde kendini belli etti yani.

Velhasıl-ı kelam, mutlak kazanılması bir maçı Fenerbahçe kazasız-belasız atlattı ve şimdi Trabzonspor'un bu akşam puan kaybetmesini bekleyecek liderlik için...

8 Nisan 2011

Maça Doğru | Eskişehirspor - Fenerbahçe

Geçen hafta Kadıköy'de Bursaspor karşısında bırakılan iki puan, Fenerbahçe açısından tüm dengeleri bozduğunu söylemek mümkün. Kaybedilen bu iki puan, sonuç olarak Trabzonspor'un iki puan farkla liderliğe yükselmesi demek oluyordu özetle. Eskişehirspor'da Rıza Çalımbay'ın yerine Bülent Uygun'un takımın başına getirilmesi ilk başta tedirginlik havası yaratsa da, zamanla alınan galibiyetlerle güven ortamının sağlandığını söyleyebiliriz. Bülent Uygun'a karşı oluşan güvensizliğin en temel nedeni, Sivasspor'da ilk aşamada yaşadığı mükemmel çıkış tamam, ama sonrasında takımın dibe vurmasıyla gelen istifanın yanında Bucaspor'daki kısa maceranın sonrasında taraftarların böyle bir tutumla yaklaşması gayet normaldi yani. Bülent Uygun ile birlikte tam bir ortalama takım havasını yakaladılar ve şu an puan tablosundaki yerlerine baktığımız zaman, Bülent Uygun'un Sivasspor'daki meşhur yılları geliyor aklıma.

Pası Fenerbahçe'ye atmak gerekirse, yazının başında Bursaspor karşısında kaybedilen iki puanın tüm dengeleri şu an için bozduğunu söylemiştik. Esasında Fenerbahçe'nin geçen hafta puan kaybetmesine pek fazla sesimi çıkartmazdım ama Kadıköy'de iki puan bırakmak iyi olmadı her açıdan. Bırakılan iki puandan sonra ertesi maçın Eskişehirspor ile olması da ayrı bir sıkıntı bence. Çünkü Eskişehir ile Fenerbahçe'nin aralarındaki son maçlarını incelemeye kalktığımda, Eskişehir'in kendi evinde Fenerbahçe'ye karşı kolay kolay maç kaybetmeyen görüntüsü can sıktı hâliyle biraz.

Fenerbahçe açısından maçın kadro boyutuna gelecek olursak, orta sahada Emre'nin tekrar oynayacak duruma gelmesi büyük avantaj. Zira geçen hafta Emre ve Selçuk'un yokluğunda Fenerbahçe'nin Bursaspor karşısında topu özellikle ileriye taşıma konusunda ciddi sorunlar yaşadığını gördük açık bir şekilde. Bu açıdan Emre'nin oynaması çok önemli. Geçen hafta yabancı sınırlamasının Aykut Kocaman'ın elini kolunu bağlayan unsurlardan birisi olduğunu söylemiştik ancak bu hafta Dia'nın oynayamayacak durumda olması dezavantaj gibi görünse de, yabancı sınırlaması için bir avantaj olduğunu söyleyebiliriz. Benim merak ettiğim bir diğer konu ise, Niang'ın bu maçta da Bursaspor maçında olduğu gibi, sağ açık pozisyonuna yakın bir yerde oynayıp, oynayamayacağı meselesi aklımı kurcalamayıyor değil hani. Şayet yine Niang o bölgeye yakın oynarsa böylesine bir maçta Fenerbahçei için sorun oluşturabilir.
football formations

Son olarak, bu maç için çıkmasını beklediğim 11 ise yukarıdaki gibi. Bursaspor maçından sonra şampiyonluk yolunda en kritik maçlardan birisine çıkacak Fenerbahçe. Bu maçı kazanması hâlinde büyük bir engeli daha aşmış olacak...

6 Nisan 2011

İki Farklı Schalke

Schalke'nin bu sezon ligdeki durumu ortada. Kadro açısından baktığımız vakit en azından benim kanaatimce kaliteli bir kadro yapısına sahip olmalarına rağmen Felix Magath'ın beceriksizliği mi desek, yoksa daha başka bir nedenden ötürü mü bilmiyorum ama bu sezon takım ligde istenileni veremedi açık bir şekilde. Takım ligdeki durumu baz alındığından dolayı artık bir müdahalenin yapılması gerekiyordu ve sonuç olarak en sonunda Magath'ın görevine son verildi geçtiğimiz günlerde. Magath'ın ardından takımın başına Michael Boris getirildi ve bu kan değişimi takıma ciddi bir pozitif yönde hava getirdi desek yeridir hani. Magath'ın vedasının ardından alınan galibiyetler ve bunun yanında zaten takımın Şampiyonlar Liginde gösterdiği form grafiğinin üzerine dün akşam eklenen muazzam İnter galibiyeti hakikatten anlatılmaz bir durum. Şampiyonlar Liginin son şampiyonu karşısında hele ki bir de deplasmanda beş gollü bir galibiyet ile Almanya'ya geri dönmek anlatılmaz bir şey yani. Gerçi yarı finaldeki rakiplere baktığımız zaman insanın gözü biraz korkuyor ama o aşamaya geldikten sonra rakibin kim olduğunun bir önemi yok. Ama Manchester United nı, Chelsea mi derseniz, ben Chelsea'yi tercih ederim yarı finalde.

Lig dedik, Şampiyonlar Ligi dedik ama bir de takımın son zamanlardaki yükselişinde Raul'ün katkısını da görmemezlikten gelmeyelim. Sezon başında Schalke'ye geldiğinde "Almanya'ya tatil'e geldi" benzeri açıklamalar yapılıyordu onun için ama dün akşam attığı gollerle bir kez daha ne derece büyük bir oyuncu olduğunu kanıtladı herkese. Söyleyecek pek fazla daha fazla da söz yok esasında Raul için. Şampiyonlar Liginde 130 maçta 66 gole imza atmış bir oyuncu için söylenebilecek daha başka söz var mıdır yani sizce de?

4 Nisan 2011

Resim #6

Fenerbahçe-Bursaspor maçından...

Fenerbahçe 0-0 Bursaspor | Kararlar...

Fenerbahçe, ligin ikinci yarısının başlamasından itibaren yani 10 maç aradan sonra ilk kez dün akşam Bursaspor karşısında puan kaybetti. Milli maç aralarından sonraki hafta Fenerbahçe için hep sıkıntılı ve puan kayıplarıyla geçmiştir genellikle.Yani en azından ben kendimi bildim bileli küçük istisnalar dışında bu durum hep böyle olmuştur. Maçtan önce kadroları öğrendikten sonra Emre ve Selçuk'un yokluğundan dolayı sahaya çıkabilecek en iyi kadroyu sahaya sürmüştü bence Aykut Kocaman.

Yabancı kısıtlaması sezon başından beri Fenerbahçe'nin elini kolunu bağlayan sorunlardan sadece birisi. Bu maçta da bu sıkıntıdan dolayı Dia ve Stoch maça yedek başladı doğal olarak. Durum böyle olunca kanatlarda Niang ve Özer'i monte etmek zorunda kaldı Aykut Kocaman ve Naing asıl yerinde oynamadığı için o bölgede biraz sırıttı desek yeridir hani. Özer ise, Fenerbahçe'ye geldiği günden bu yana kendisinden bekleneni veremeyen isimlerin en başında geliyor bana göre. Dün akşam 11'de başlaması beni biraz umutlandırmıştı ama yani çok çabalamasına rağmen, vasatın üzerine çıkamadı genel olarak. Dün akşam esasında kanatların rolü de çok önemliydi. Çünkü Bursaspor'un oyunu orta alanda sıkıştırması sonucu en son çare oyunu kanatlardan şekillendirmek gerekiyordu ama istenilen verimin sağlandığını söylememiz zor.

İlk yarı boyunca skora gitmek için çok hevesli bir Fenerbahçe olmasına rağmen, Bursaspor'un oyun yapısı gereği ve savunmada iyi organize olmalarından dolayı Fenerbahçe pek fazla pozisyon üretemedi.İkinci yarıda da Aykut Kocaman'ın yaptığı değişiklerle Fenerbahçe her zamanki asıl taktiğine geri dönüş yaptı ve bana sorarsanız bu değişiklikler oyun da baya bir hareketlenmeye sebep oldu. Bu dakikadan itibaren Alex'in çabaları ve yakaladığı pozisyonlardan bir tanesi hol olsaydı hani çok güzel olurdu ama futbolun doğasında olan bir şey bu sonuçta,olmayınca olmuyor. Tabii 70'den sonra Fenerbahçe baskı kurdu dedik ama burada Bursaspor'un kontra ataklarla yakaladığı pozisyonları da es geçmemek gerekir.

Velhasıl, işin analiz boyutunu ele aldığımız da Fenerbahçe 10 maç aradan sonra ilk kez puan kaybetti ve bu yazı da asıl değinmek istediğim konuya gelmek istiyorum bir şekilde. Ülkemizde hakemlerin kararları hep konuşulur, eleştirilir ama dün akşam tartışmasız Kuddusi Müftüoğlu gerçeği vardı sahada. Toplumun gözünde hep "Hakemler Fenerbahçe'ye çalışıyor" diye bir düşünce söz konusu. Ama bence böyle değil bu durum. Asla değil hatta. Hep Fenerbahçe'nin lehine çalınan düdükler ve kararlar göze batıyor ama bir de işin öbür boyutuna  baksalar o zaman gerçeği göreceklerdir ama bu biraz zor görünüyor. Şimdi Kuddusi Müftüoğlu'nu yerden yere vurmak isterdim normalde ama neye yarar bu? Hiçbir şeye. Sonuçta Fenerbahçe dün puan kaybetti ve tabii liderliği de...

2 Nisan 2011

Süper Ligin Golcü Sorunu & Bu Sezon


Üç sezon önce Semih Şentürk'ün gol kralı olmasından sonra, yerli oyuncuların ligde gol krallığı yarışında pek bir varlık gösteremedikleri dikkatimi çekti. Bundan dört sezon öncesine kadar, sürekli yerlilerin hegemonyası altında geçen gol krallığı yarışına tanık olurduk ama son birkaç yıldır gol krallığından ziyade, milli takım'ın son birkaç yıldır yaşadığı meşhur "golcü" sorununa buradan pay çıkartmak mümkün aslında. Son dört sezonda Türkiye'ye gelen ve gol kralı olmayı başaran oyuncuların, kalitesinin bunda önemli bir rol oynadığı kanısındayım ayrıca lakin sonuçta bizim yerli oyuncularımızda beceriksiz değil ya, bu yarışta neden bu kadar geri kaldıklarını anlamak çok güç.


Bu sezona baktığımız zaman ise, az önce bahsettiğimiz genel durumun özeti bu sezona da yansımış vaziyette esasında. Emenike'nin sakatlanmasından sonra Alex'in arayı açmasıyla büyük olasılıkla sezon sonunda gol krallığını Alex De Souza elde edecek. Bu sezonki gol krallığında dikkat çekici bir diğer husus ise, üç büyük İstanbullu'nun içerisinden yalnızca Fenerbahçe'li oyuncularının yarışın içinde bulunması ve Galatasaray ile Beşiktaş'ın ise bu sezon ligde genel olarak yaşadıkları sıkıntının gol krallığına yansımış olması da ayrı bir konu. Şu tabloyu gördükten sonra insanın aklına şöyle bir soru da gelmiyor değil hani. "Elin yabancıları çatır çatır goller atarken, bizimkiler ne işe yarıyor acaba?" işte bence sorgulanması gereken asıl nokta bu...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...