16 Şubat 2011

İbrahim Üzülmez'in Sonu

Aslında bu haber ortaya çıktıktan sonra hemen sıcağı sıcağına konuyla ilgili bir şeyler karalamak niyetindeyim ama okul nedeniyle biraz gecikmeli değinme fırsatı bulabildim bu mevzuya. Efendim olayı biliyorsunuz zaten. Söylenenlere göre ve yapılan açıklamalar doğrultusunda Ankaragücü maçının devre arasında İbrahim Üzülmez ile İbrahim Toraman gerekçesi belli olmayan bir nedenden ötürü devre arasında kavga etmişler ve İbrahim Üzülmez, yumruk atmış İbrahim Toraman'a.

Bu ikilinin ilk kavgası değil hatırlayacağınız üzere. Bundan önce de sezon öncesi Avusturya kampı esnasında 'terlik' yüzünden yine bir yumruklaşma gerçekleşmişti aralarında. Aynı olay ikinci defa gerçekleşince Beşiktaş yönetimi de artık takım içinde disiplini sağlamak adına İbrahim Üzülmez'i kadro dışı bıraktı sonuç olarak. Burada alınan karar bana göre çok yerinde bir karar. Zira takım içinde dengeyi bozan oyuncuların her ne olursa olsun kadro dışı bırakılması veya bir şekilde ceza verilmesi gerekir. Bu olay sadece Beşiktaş için geçerli değil tabii. Her kulübün böyle kararlar alması gerekir mutlaka.

Tabii biz millet olarak bu tür olaylar karşısında işin hep duygusal yönünü ön plana çıkartıyoruz. Tamam, 37 yaşında Beşiktaş'ın en emektar oyuncularındandı belki İbrahim Üzülmez ama her şey de bir yere kadar artık. Burada alınan karar çok doğru kesinlikle. Ha, bir de işin İbrahim Toraman kısmına da gelecek olursakta ; yine kesin bir bilgi olmamakla birlikte söylenenler, İbrahim Toraman'ın kavga esnasında hiçbir tepki vermediği yönünde ve bu yüzden ceza almadığı söyleniyor. İkinci kez aynı olaydan sıyrılmış olması bana tuhaf geliyor biraz doğrusunu söylemek gerekirse...

15 Şubat 2011

Fenerbahçe 2-0 Kayserispor

Sevgililer gününde Fenerbahçe'nin oynadığı maçlar hep bambaşka bir havada geçmiştir genelde. Geçmiş yıllara baktığımızda bu tarihte alınan farklı galibiyetler, taraftarın gözünde farklı bir gün olarak akılda kaldı. Yakın zamanda Aragones döneminde alınan 7-0'lık Hacettepe galibiyeti benim unutamadığım maçlardan birisidir mesela. Bu maçında farklı bir atmosferde oynanacağı kanısındaydım ve beklediğim gerçekleşti ve Fenerbahçe iki farklı galibiyet ile Kayserispor'u yendi.

Maç özeline girmek gerekirse de ; maç öncesinde Emre'nin sakatlığı orta saha için büyük bir handikaptı ve rakipte Kayserispor olduğu için o bölgede büyük sıkıntılar yaşayacağımızı düşünüyordum ama Aykut Kocaman'ın kadro tercihinde Mehmet Topuz'u Selçuk ile birlikte o bölgede görevlendirmesi ve Mehmet Topuz'un oynadığı şahane oyun, o yokluğu hissettirmedi pek fazla. Maça baskılı başladı Fenerbahçe ve ilk dakika itibariyle iyi alan daraltan, orta sahada rakibe üstünlüğünü kabul ettirmiş bir takım vardı. Golün erken gelmesiyle orta sahadaki baskılı oyun Kayserispor'un direncini de kırmıştı ve ilk yarı boyunca oyun Fenerbahçe'nin kontrolü altında geçti.

Bu maç için alınacak skordan sonra en önemli ikinci şey ise Lugano'nun bu maçtaki oyunuydu elbette. Zira önümüzdeki hafta Beşiktaş maçı var ve Lugano'nun kart görmesi demek, cezalı duruma düşmesi anlamına geliyordu. Kayserispor'un bunu fırsat bilerek Zalayeta ve Ambrat ile Lugano'nun üzerinden hücum etmeye kalkıştılar ama burada Yobo'nun performansı çok önemliydi ve o da görevini çok iyi yaptı bu maç için.

İkinci yarıya gelecek olursakta ; ikinci yarıda tempo biraz daha artmıştı. Lugano ile gelen ikinci gol, maçı Fenerbahçe için bir nevi maçın sonu noktasına getirmişti. Daha sonrasında Kayserispor'un oyundan düşmesiyle, bunun ardından Aykut Kocaman'ın takım direncini arttırmak amacıyla yaptığı Cristian hamlesi çok yerindeydi ayrıca. Direnç demişken, Fenerbahçe'de ikinci yarı itibariyle takımın genel fizik gücü olarak bir yükseliş içerisinde olduğunu söylememiz mümkün. İlk yarı boyunca 70-75. dakikalardan sonra belli bir düşüş meydana geliyordu fakat ikinci yarı boyunca bu sorun ortadan kalkmış gibi görünüyor.

Son olarak bir de Özer Hurmacı'ya değinmek lazım. zun bir aradan sonra ilk 11'de maça başladı ve fizik olarak takımdan çok geride olmasına rağmen iyi oynadı, elbette maçta bu fiziksel yetersizliğin ön plana çıktığı anlar oldu lakin iyi bir başlangıç yaptı diyebiliriz.

12 Şubat 2011

Wayne Rooney

İnsan değilsin Wayne Rooney. Kesinlikle yılın golü olmaya aday.

Büyük Fırsat : Mehmet Ekici

Son bir seneyi ele aldığımızda Milli Takım için gurbetçi oyuncuların yaptığı tercihler, hep bizim aleyhimize sonuçlandı ve bunun en bilindik örneklerden birini vermek gerekirse, Mesut Özil tercihini Türkiye'den değil de,Almanya'dan kullanmıştı. Bu kararı çok eleştirildi, gerçi hâlâ da eleştiriliyor ama bu futbolcunun tercihidir sonuç olarak, kimsenin laf söylemeye hakkı yok bence bu saatten sonra o konu hakkında. Mesut örneğinin dışında Almanya'da top koşturan gurbetçi futbolculardan, tercihini yine Mesut gibi Almanya'dan yana kullanan futbolcularımız var. Bunların yanında bir de nadir de olsa Türk Milli takımını seçen isimlerde var tabii. Bu isimlerden birisi Mehmet Ekici...

Âdet yerini bulsun diye öncelikle biraz Mehmet'den bahsedelim. 1990 yılında Münih'te doğdu ve futbola Bayern Münih'in altyapısında yani Bayern'in ikinci takımında başladı. Bayern'in altyapısında yetiştikten sonra A takıma yükseldi fakat Bayern Münih'te A takıma yükseldiği dönemden, ayrıldığı döneme kadar sadece bir resmi maçta forma giyebildi. Bu yüzden Mehmet için Batern Münih'in tam bir hayal kırıklığı olduğunu söylememiz mümkün.

Ardından çok geçmeden Nürnberg'e kiralandı ve burası Mehmet'in kendini gösterebilmesi açısından çok büyük bir şans niteliğindeydi mutlaka. Nürnberg'de oynadığı futbol ile kendisine Milli takım'ın yolları ilk kez Güney Kore maçıyla birlikte açıldı ve Türkiye adına ilk kez forma giymesine rağmen, süre aldığı dakikalar içerisinde olumlu görüntü çizdi Mehmet. Yazının başlığında da dediğim gibi, gerek milli takım açısından, gerekse de ileride transfer piyasasının önemli oyuncularından birisi olmaya aday şimdiden.

9 Şubat 2011

Alex & Fenerbahçe

Alex'in bu sezon sonunda Fenerbahçe ile olan sözleşmesi sona erecekti ve sezon başından beri en çok merak edilen konu, Alex'in Fenerbahçe'de kalıp kalmayacağıydı. Bir sürü senaryo üretildi, kalacak-kalmayacak ha gitti ha gidecek derken ; geçen hafta Manisaspor maçından sonra Alex tarafından bizzat duyurulmuştu Fenerbahçe ile sözleşme uzatacağı. Velhasıl, bugün itibariyle Fenerbahçe, Alex ile iki yıllık yeni bir sözleşmeye imza attı ve taraftarına derin bir "oh" çektirdi en sonunda.

Alex'in sözleşme imzalaması güzel, olumlu bir hamle oldu lakin bu duruma farklı gözle bakan, Alex'in Fenerbahçe'den ayrılmasını isteyen bir güruhta mevcuttu. O insanları da anlamak pek mümkün değil açıkçası ama önemli olan bir şey var ki, Alex iki yıl daha Fenerbahçe'de forma giyecek ve taraftarın sevgilisi olmaya devam edecek. Ayrıca bu iki yıllık sözleşmenin sonunda eğer ki futbolu burada bırakırsa, mutlaka bu kulüpte antrenörlük yapması gerektiği kanısındayım.

8 Şubat 2011

Ali Ece Twitter'a Dönsün Kampanyası

Ali Ece'siz bir twitter bunlardan herhangi biri; Johan Cruijff'suz Hollanda / Maradona'sız Messi'siz Arjantin / George Best'siz Kuzey İrlanda / Bill Shankly'siz, Gerarrd'sız Liverpool / Tito'suz Yugoslavya / Knut Hamsun'suz Norveç / Kenny Dalglish'siz İskoçya / Moda'sız Kadıköy / Cantona'sız Manchester United / Clint Eastwood'suz Sergio Leone'siz Western / MAF'sız Gordon Milne / Philip K. Dick'siz Bilimkurgu / Joe Strummer'sız The Clash / Kemal Sunal'sız Türk Sineması gibi bir şey. Biri olmasaydı diğeri olurdu ama tam olmazdı. Tam olmuyor da.

Ali Ece çıktan sonra twitter bunlardan herhangi biri; Cantona uçan tekme atıp ceza yedikten sonraki zevksiz Manchester United ya da ağzı burnu dağılan Simmons / başrol kahramanı yeni sözleşmeyi reddince devamı başka bir aktörle çekilen uyduruk devam filmi / Zeki Demirkubuz'un romantik komedi çekmesi / Lost'un dandik Finali (!) / Yaşar Duran'ın İngiltere'den yediği bir araba dolusu gol / Ömer Üründül, Erman Toroğlu ve hatta Reha Muhtar! / The Stone Roses'ın dağılması!

Abarttık mı, belki çok az. Twitter O olmadan da var, ama hep biraz eksik, hep daha suskun. Şu an twitter'a dönmesini istediğim tek bir insan var; o da Ali Ece. Muhabbetinden, sohbetinden bizi mahrum bırakmasın. Dönsün - seksolog Erman'a, "Çok, çok" Ömer'e, Gargamel ve çetesine, onları sevenlere inat; kaliteli spor insanlarına küfredenlere inat. Döner mi dönmez mi, o küfreden aşağılıklarla yine uğraşmak ister mi bilemiyorum. Empati kuruyorum, belki ben de onun yapacağı şeyi yapardım orası kesin. Ama bize ve bizim gibi düşünenlere düşen, çürük elmaların yanında sepette parlak elmaların da olduğu hatırlatmak. Onu bildiğine de eminim, o zaman ona olan sevgimizi bir daha göstermek bu gönlü geniş insana. Kendisini çok iyi anlamakla beraber, dönerse de seviniriz.

Not: İsteyen herkes, bu postu gerek twitter'da, gerekse kendi blogunda paylaşabilir. Hatta benim ricam paylaşmanız yönündedir. İsim falan vermenize gerek yok.

Bu yazı Klasik Futbol, Lappapa, Basit Oyna, 17 Mayıs 2000 bloglarında yayınlanmıştır. Twitter'dan #aliecetwitteradonsun yazarak ve yazıyı paylaşarak destek olabilirsiniz.

7 Şubat 2011

İslam Çupi

"Fenerbahçe büyüklüğü ne şampiyonluk büyüklüğü, ne kupa büyüklüğüdür. Onun büyüklüğü başka bir büyüklüktür işte, adı konamaz."

Ölümünün 10. yılında İslam Çupi'yi saygıyla anıyoruz. Onun söylediği sözlerle ve kitaplarıyla yaşamak gerçekten büyük bir keyif. Bu yüzden kendimi çok şanslı hissediyorum.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...