19 Ocak 2012

Pepe n'aber?

Real Madrid iyi takımdır, hoş takımdır severiz kendisini fakat o formayı giymeyi hak etmeyen birileri var ne yazık ki. O isimlerden birisi de Pepe. Yaptığı şu hareketle açık ara maçın yıldızı olmayı başardı diyebiliriz herhalde. Bir yerde kendine yakışanı yaptı ya, neyse.

Manisaspor 1-2 Fenerbahçe

Blogdan üç ay ayrı kalınca, o üç ayın acısını çıkartmayı planlıyorum bugün. Maçın üzerinden üç gün geçti, bu maçı yazmanın pek bir anlamı yok esasında lakin arşivdeki yerini alsın diye karalayalım birkaç cümle. Kadıköy'deki maçlarda kötü oynasa bile maç Kadıköy'de olduğu için bir şekilde kazanmasını biliyor takım. Ama deplasmanlarda bu, böyle olmuyor maalesef. Deplasmanlarda 12 maçlık yenilmezlik serisinin ardından takıma bir hâller olduğu çok belliydi. Sivas deplasmanından sonra kazanamama durumu çıktı ortaya. Orduspor ve Antalyaspor maçlarında Alex'in yokluğunda takımın aciz görüntüsü aklıma geldikçe "aha bu maçta da puan kaybedeceğiz" havasına sokmuştum kendimi.

Şunu da kabul etmek gerekir ki, Fenerbahçe tamam eyvallah, çok güzel oynadı evet ama Manisaspor'da da hiçbir şey yoktu. O kadar iyi mücadeleye rağmen forvetsizliğin yol açtığı sorunları bu maçta da gördük net bir biçimde. Stoch ve Caner'in insanüstü performanslarının yanında becerikli bir forveti olsaydı takımın, çok rahat kazanacağı bir maç olurdu Fenerbahçe için, ama olmadı.

Stoch demişken, kendisi için ne söylesem, neler yazsam bilemiyorum. Yazacak çok fazla şey var zira kendisi için. Sezon başında kendisine sallayanların yüzünü kızarttığı için teşekkür etmek lazım. Yürüyedur Stoch!

Rahat Uyu Lefter

Lefter'in ölüm haberini ilk twitter'dan duydum. Herkes "Lefter öldü, başımız sağ olsun" içerikli tweetler atıyordu. İlk başta inanmak istemedim, şakadır dedim herkes gibi, ama aradan geçen kısa bir süre sonra acı gerçek ortaya çıkmıştı. Lefter Küçükandonyadis vefat etmişti. O an, ölüm haberini öğrendikten sonra ağlamamak için kendimi zor tuttum ama artık Lefter'i kaybetmiştik.

Ben Lefter Küçükandonyadis'i canlı canlı izleyemedim belki ancak, her Fenerbahçeli gibi inanılmaz bir sevgi vardı  içimde ona karşı. İnsan hiç canlı gözlerle izleyemediği birine nasıl bu kadar sevgi duyabiliyor bilmiyorum. Ertesi gün Şükrü Saraçoğlu Stadı'nda Lefter için tören yapılacağı duyurulmuştu, biz de son görevimizi yapmak için Pazar günü stattaki yerimizi almıştık. Pazar günü sabah alktığımda "kesin izdiham olur" beklentisiyle yola koyulmuştum ki, stadın önüne vardığımda tam bir hayal kırıklığına uğramıştım. Cenaze törenine pek fazla ilgi yoktu ne yazık ki.

Hayır anlamıyorum, böyle bir günde Lefter için o stadı doldurmayacaksan başka ne zaman, kimin için dolduracaksın? O soğukta sıcacık yatağından poposunu kaldıramayanlara da buradan selamlarımızı iletelim! Gerek yapılan tezahüratlar, gerekse de yapılan konuşmalar beni derinden etkiledi. Hele Lefter'in torunlarının yaptığı konuşma çok etkileyiciydi.

Statta yapılan törenin ardından tam evin yolunu tutuyordum ki, arkadaşım aradı, "Gel Lefter için Büyükada'ya gielim" dedi. Gitmeyi planlamıyordum ama o an ne olduysa artık "tamam geliyorum" diye cevap verdim ve Lefter için Büyükada'nın yolunu tutmuştuk.O soğuğa rağmen "iyi ki gitmişim" diyorum kendi kendime. Hayattayken Lefter için Büyükada'ya, evine ziyarete gitmek kısmet olmadı ancak son yolculuğunda yanında olduğum için kendimi şanslı hissediyorum.

Rahat uyu Lefter...

Sow Bitmiş!

Okul ve sınavlardan dolayı blogla ilişkimi kesmiştim bir süre. En son post'u 24 Ekim tarihinde atmışım hatta. Aradan geçen bu üç aylık aranın ardından artık 'bir yerden başlamak lazım' diyerek tekrardan sıvadım kolları ve yenidenyazmaya başladım efendim. Neyse, işin o kısmını bırakalım da, asıl meselemize dönelim biz. Fenerbahçe'nin forvet transferine ihtiyacı olduğu aylardır kabak gibi ortadaydı, herkes biliyor zaten bunu. E bu ligin Semih-Bienvenu ikilisiysle bitmeyeceği anlaşılınca takıma takviye yapmak farz olmuştu bir yerde.

Ancak gelgelelim şu transfer meselesi de can sıkmaya başladı son birkaç gündür . Şu an transferi gerçekleşmesi en muhtemel isim tabii ki de Moussa Sow."Ha geldi, ha geliyor, imzalaması an meselesi" gibi bir sürü asparagas haberlerden bıkkınlık geldiğini de belirteyim. Açık konuşmak gerekirse o kadar söylentiden sonra ben bu transfere sıcak bakmamaya başladım. Hani gelse bile, en azından bu sezon takıma ne kadar fayda sağlayacağı tartışma konusu. Transferin yarın ya da öbür gün bitse bile, en aşağı altı ya da yedi maç forma giyemeyecek. E zaten ondan sonra da lig bitecek. Play-off'larda da ne kadar katkı sağlayacağı da meçhul.

Son olarak, Sow'a ödenmesi muhtemel paranın da çok çılgın boyutta olduğu da bir gerçek. Bütün bunları üst üste koyduğumuzda Sow'dan en azından şimdilik vazgeçilmesi gerektiği fikrindeyim. Ha Sow'dan vazgeçsen, yerine kimi alacaksın şu ortamda, o da ayrı bir sıkıntı tabii...

24 Ekim 2011

Fenerbahçe 0-0 Samsunspor | Saygı Duruşunda Bile Sessiz Duramamak

Yazı için attığım başlıktan daha farklı bir yazı daha çıkabilirdi belki ortaya ancak ben iki konuya aynı anda değinmek istedim bu seferlik. Evet bütün hafta boyunca yaşanan olaylar, ilk önce verilen 24 şehit ve millet olarak bu olayın şokunu üzerimizden atamamışken dün Van'dan gelen deprem haberi epey sarstı herkesi. Tabii bütün olaylar üst üste gelince, dünkü maç pek bir anlam ifade etmiyordu bizler için. Yine hafta boyunca taraftar grupları tarafından yapılan duyurularla, bu maçın çok farklı bir havada geçeceği belliydi.

Bana sorarsanız maçın en unutulmaz yanı, şehitlerimizin adlarının statta anons edilirken taraftarların "Burada!" diye karşılık vermesi ve o anda dökülen göz yaşları, her şeyin önüne geçti. Onun dışında maçtan önce dağıtılan Türk bayrakları ve yine maçtan önce tribünlerde açılan dev Türk bayrakları, milli maç havası yarattı doğal olarak.

Yapılan saygı duruşuna da değinmek gerekirse de, sırf bu maç için konuşmak elbette yanlış olur. Bizim millet olarak belli bir saygı duruşu kültürümüz yok ne yazık ki. Yani o bir dakikalık süreçte bile çenemizi kapatmayı bilmiyoruz. Dünkü maçta da çok farklı bir durum yaşanmadı ve tekbir getirenlerinden tutun da, "Şehitler Ölmez Vatan Bölünmez" diye slogan atanlarına kadar çok farklı tepkilerle karşı karşıya kaldık. Benim anlayamadığım nokta, bir dakika sessiz durmak bu kadar zor mu? Şayet zorsa, statlarda veya salonlarda saygı duruşu uygulaması kaldırılsın o zaman. Veya insanlara bununla ilgili eğitim verilsin. Bu kadar net.

Neyse, o konuyu fazla uzatmadan biraz da maça değinelim. Şöyle bir durum var ki, Fenerbahçe, rakiplerinin puan kaybettiği haftalarda kazanmasını bilmiyor. Bu senelerdir böyle olmuştur. Böyle de cömert bir takım olma özelliğine sahibiz işte. Sahada oynan futbol ise, pek memnun etmedi açıkçası beni. Geçen hafta Mersin deplasmanında kazanmamıza rağmen orada sallanan bir görüntü içerisindeydi takım. Bu haftada o sallantı devam etti ve sonuç olarak yine Şükrü Saraçoğlu'nda puan kaybı yaşadı Fenerbahçe. Manisaspor maçından sonra, iç sahada yaşadığımız ikinci puan kaybı oldu böylelikle. Deplasmanlarda ise durum bunun tam tersi, takım sürekli kazanıyor.

Bir sonraki maç Beşiktaş ile. Aslına bakarsanız, derbi öncesi puan kaybetmek, takım üzerinde ekstra bir motivasyon yaratabilir diye düşünüyorum. Zira birçok kez bu böyle olmuştur. Umarım bu maçta da aynısı olur ve Fenerbahçe, İnönü deplasmanından galip döner...

Burada!



Söyleyecek pek fazla söz yok. Sadece susup dinleyelim. Ha, bir de saygı duruşunda sessiz durmayı bile beceremeyen bir milletiz, ne yazık ki.

8 Ekim 2011

Türkiye 1-3 Almanya

Yaklaşık bir aydır buraya tek kelime yazmadım. Bunun sebebini bir önceki yazı da açıklamıştım ama en fazla bir ay dayanabildim görüldüğü üzere. Yine çok sık olmamakla beraber, buraya elimden geldiğince içimden geçenleri yazacağımı da belirteyim ayrıca. Neyse, onu bir kenara bırakıp asıl konumuza gelelim. Dün bildiğiniz üzere Almanya maçı vardı ve aslına bakarsanız rakip Almanya olmasına rağmen, içimde gram heyecan yoktu bu maç için. Bunun tek bir nedeni var, 3 Temmuz'da yaşanan olaylar ve sonrası... O olaylardan sonra bu ülkede futbol adına yaşanan hiçbir gelişme umrumda değil artık. Zaten milli takımın oynadığı futbol da ortada. Değişen hiçbir şey yok yani.

Almanya'nın gruptan çıkmayı garantilemesi ve maçı kendi sahamızda oynayacak olmamız ilk başta ibreyi bize çeviriyordu ama maç başlayınca işler tamamen tersine döndü. Oynanan futbol için gerçekten söyleyecek söz yok. Hani böyle oynamaya devam edeceksek, bizim yerimize Belçika çıksın gruptan. Evet evet, Belçika çıksın. Kaldı ki ikinci olmamız durumunda Rusya, İsveç, Hırvatistan, Danimarka gibi takımlardan birinin rakibimiz olacağını düşününce, hakikatten Euro 2012'ye gitmeyelim diyorum kendi kendime. Bu oyunla, bu oyuncularla işimiz zor.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...