Kişisel nedenlerden dolayı son birkaç gündür blogla olan ilişkim baya bir kesilmişti. Aslında sırf blogla değil, internette de fazla zaman geçiremiyorum ne yazık ki bu aralar. Benim blogla ilgilenemediğim zaman zarfında elbette bir ton gelişme yaşanadı ve bana sorarsanız bu gelişmelerden en önemlisi, Fenerbahçe'nin şampiyon olmasıydı.
Ankaragücü maçından sonra şampiyonluğun geleceğine inancım bir kat daha artmıştı ve şampiyon olacağımızdan hiç şüphem yoktu benim. Ama yine de aklımın ucunda her Fenerbahçe taraftarında olduğu gibi "Acaba bu sene de mi kaybedeceğiz?" düşüncesi hakimdi. Bu konuda dürüst olmak lazım. Ancak Aykut Kocaman ve futbolcular bunları bir kenara koyup, Sivas'tan şampiyon olarak döndüler ve 2007 yılında gelen şampiyonluktan sonra tam 4 yıl aradan sonra Fenerbahçe ligi şampiyon tamamladı.
Sezon başında Aykut Kocaman'ın takımın başına gelmesine ve bu doğrultuda yapılan transferlere sallayan bir güruh vardı. Ancak şimdi görüyorum ki, o dönem ve sezon içerisinde Aykut Kocaman'a sallayanlar, şimdi şampiyonluğa daha çok seviniyorlar. Bu çok garip bir şey açıkçası.
Ben Aykut Kocaman'ın takımın başına geldiği ilk gün, her ne olursa olsun, takım nasıl sonuçlar alırsa alsın, Aykut Kocaman'ın arkasında durulması gerektiğini savunmuştum ve takım yapılan transferler ile bir değişim sürecine girmişti o ara. Ancak birkaç maç sonra çatlak sesleri duyulmaya başlanmıştı ve "Aykut Kocaman bu işi bilmiyor"cuların sayısı aniden artmıştı. Takım için öyle bir maç vardı ki, o maçın ardından futbolcuların da dediği gibi, o maçın ardından Fenerbahçe ayağa kalkmıştı artık ve şampiyonluğa yürümeye başlamıştı yavaş yavaş. O maç, Yeni Malatyaspor maçıydı herkesin tahmin ettiği gibi.
İkinci yarıda takımın yakaladığı çılgın form grafiğine rağmen sezon sonu ikili averaj sayesinde şampiyonluğun gelmesi de biraz ilginç. Ama bu takımın 9 puan geriden gelip şampiyon olduğunu unutmayalım. Özetle ; Tebrikler Aykut Kocaman, Tebrikler Fenerbahçe!
Ve O Gün
O kadar yazmışken, şampiyonluk kutlamalarının yapıldığı günü yazmazsam olmaz. Şampiyonluğun dört yıl aradan sonra gelmesiyle artık tüm Fenerbahçeliler sokaklara dökülmüştü. Ve tabii ben de hem Sivasspor maçından sonra hem de ertesi günü Bağdat Caddesinde ki ve stattaki kutlamalarda yerimi almıştım.
Bu açıdan kendimi çok şanslı hissediyorum doğrusu. Özellikle stattaki kutlamalar gerçekten görülmeye değerdi. O gün stad'a gelemeyen taraftarlar cidden çok şey kaçırdı çok. Tabii bu kutlamaların bir bedeli vardı benim için. Bu iki günlük kutlamanın faturası bana iki ayağımın da ertesi gün su toplamasıyla beraber geri dönmüş oldu. Ama olsun, ona rağmen mutluyum.
26 Mayıs 2011
17 Mayıs 2011
Yazmak Ya Da Yazmamak
Aslına bakarsanız, şu son iki saate kadar, aklımın ucundan bile geçmiyordu böyle bir yazı yazmak. Bu yazıyı yazmamdaki en temel neden, formspring'de gelen bir mesajdan kaynaklı bir durum. Mesajın içeriğinde bugüne kadar buraya yazdığım yazıların tamamen zorlama yazılar olduğu ve benim yazdığım yazılarda masal anlattığım, hatta gerçekçi olmadığım yönünde bir sürü şey vardı. Her şeyi bir kenara bırakıp, bu yazıdan bağımsız olarak şunu söylemek lazım ki, biz millet olarak bir şeyi eleştirmeyi, en ufak bir hatayı insanların gözüne sokmaya bayılan bir toplumuz. Olumlu ya da olumsuz, bir şekilde eleştiri yapmayı çok seviyoruz yani. Bu paragraf için uzun lafın kısası, blog yazarları arasında eleştirilerden nasibini alanlar arasına ben de katıldım diyebilirim en azından kendi adıma.
Blog yazan herkes bilir. Blog tutmanın veya işte blog yazmanın özü şudur ; açtığın blogda dilediğin gibi sadece kendi fikirlerini, tamamen amatör olarak görüşlerini kaleme alırsın ve yayınlarsın. Sonra insanlar bu yazdığın şeyi okur ve gerektiği yerde fikir alışverişinde bulunursun karşılıklı olarak. Blog yazmanın temeli budur aslında. Ama bizim ülkemizde bu durum çok farklı bana göre. Şu açıdan farklı ; öncelikli olarak blog tutan/yazan kişilere çok farklı bir gözle bakıldığını düşünüyorum ben. Mesela sen bir yazıya emek vermişsin, o kadar yazmışsın, çabalamışsın ancak karşındaki insan, eleştirmek için bile olsa, çıkıp o yazıya demediğini bırakabiliyor.Yani bunun örneklerine birçok kez şahit olduk. Bazı insanlar, bu işin tamamen amatörce bir şey olduğunu unutuyor net bir biçimde ama neyse. En azından blogları düzenli olarak takip eden insanlar, ne demek istediğimi anlıyorlardır üç aşağı beş yukarı.
Ben blog yazma işini tamamen zevk için yapıyorum. Tamamen arşiv amaçlı. Aman herkes beni takip etsin, en çok benim yazılarım okunsun diye de bir amacım yok asla. Hâl böyle olunca, okuyucunun da yazıyı yazan kişiye en azından saygı göstermesi gerektiğini düşünüyorum. Yani bu olay sadece benim için değil, blog yazan herkes için geçerli bir durum.
Sonuç olarak, öyle uzun uzun paragraf paragraf lafı uzatıp, insanların canını sıkmak istemiyorum boş yere. Demem o ki, yapılan işe, en azından biraz saygı gösterelim. Bunu yapmak sanırım pek fazla zor bir şey olmasa gerek?
Şunu da söylemekte yarar var ayrıca. Ben bu yazıyı, gelen malum mesaja cevap olarak yazmadım, o işin bonus kısmı oldu biraz açıkçası. Bununda bilinmesini isterim. Sonra yanlış anlaşılma olmasın yani.
Blog yazan herkes bilir. Blog tutmanın veya işte blog yazmanın özü şudur ; açtığın blogda dilediğin gibi sadece kendi fikirlerini, tamamen amatör olarak görüşlerini kaleme alırsın ve yayınlarsın. Sonra insanlar bu yazdığın şeyi okur ve gerektiği yerde fikir alışverişinde bulunursun karşılıklı olarak. Blog yazmanın temeli budur aslında. Ama bizim ülkemizde bu durum çok farklı bana göre. Şu açıdan farklı ; öncelikli olarak blog tutan/yazan kişilere çok farklı bir gözle bakıldığını düşünüyorum ben. Mesela sen bir yazıya emek vermişsin, o kadar yazmışsın, çabalamışsın ancak karşındaki insan, eleştirmek için bile olsa, çıkıp o yazıya demediğini bırakabiliyor.Yani bunun örneklerine birçok kez şahit olduk. Bazı insanlar, bu işin tamamen amatörce bir şey olduğunu unutuyor net bir biçimde ama neyse. En azından blogları düzenli olarak takip eden insanlar, ne demek istediğimi anlıyorlardır üç aşağı beş yukarı.
Ben blog yazma işini tamamen zevk için yapıyorum. Tamamen arşiv amaçlı. Aman herkes beni takip etsin, en çok benim yazılarım okunsun diye de bir amacım yok asla. Hâl böyle olunca, okuyucunun da yazıyı yazan kişiye en azından saygı göstermesi gerektiğini düşünüyorum. Yani bu olay sadece benim için değil, blog yazan herkes için geçerli bir durum.
Sonuç olarak, öyle uzun uzun paragraf paragraf lafı uzatıp, insanların canını sıkmak istemiyorum boş yere. Demem o ki, yapılan işe, en azından biraz saygı gösterelim. Bunu yapmak sanırım pek fazla zor bir şey olmasa gerek?
Şunu da söylemekte yarar var ayrıca. Ben bu yazıyı, gelen malum mesaja cevap olarak yazmadım, o işin bonus kısmı oldu biraz açıkçası. Bununda bilinmesini isterim. Sonra yanlış anlaşılma olmasın yani.
16 Mayıs 2011
Fenerbahçe 6-0 Ankaragücü
Öyle uzun uzun maçı değerlendirmeyeceğim. Zira her şey ortada. Şunun şurasında yalnızca bir hafta kaldı ve bir hafta sonra bir aksilik olmazsa şayet, bu takım sezonu şampiyon tamamlayacak. Yani uzun lafın kısası şu ki ; şampiyonluğa yalnızca bir maç kaldı!
13 Mayıs 2011
Diana Taurasi Transferi : Galatasaray & Fenerbahçe Rekabeti
Blogger'ın kendi içindeki sorunlardan dolayı herkes gibi ben de bloga erişemiyordum dünden beri. Hâl böyle olunca buraya yazacağım şeylerde kaynadı kısa bir süreliğine tabii. Bu zaman zarfı içinde en önemli gelişme, Diana Taurasi'nin Galatasaray'a transferinin gerçekleşmesi oldu şüphesiz. Aslına bakılırsa bloga bugüne kadar basketbol üzerine hiç yazı yazmamıştım lakin, transfer beklenenden fazla ses getirince bir şeyler karalamak istedim buraya.
Diana Taurasi'nin Galatasaray'a transferini değil de, ilk olarak bu işin evveliyatına inmek gerekir öncelikle. Taurasi Fenerbahçe'ye geldiğinde en az şu an ki aşamada olduğu gibi baya bir ses getiren bir transfer olmayı başarmıştı. Zira Fenerbahçe belki de WNBA'in en önemli oyuncularından birisini transfer etmişti ne olursa olsun. Hani normalde böyle çok ses getiren transferler genellikle hayal kırıklıkları ile sonuçlanır ya, bu transfer Fenerbahçe için yalnızca saha dışında ses getirmek için yapılmış bir transfer değildi ve Taurasi forma giydiği süreçte de cidden çok önemli işler yaptı kısa zaman içerisinde.
Sahada yaptıklarının yanında, saha dışında da bundan birkaç ay öncede malum bir doping skandalı yaşandı bilindiği üzere. Bana sorarsanız, Taurasi'nin Fenerbahçe kariyerini bitiren nokta bu doping meselesiydi. Dopingli olmadığını yeri geldiğinde birçok kez belirtmesine rağmen, alınan kararlar doğrultusunda bir şekilde Taurasi Fenerbahçe'den kopartıldı ve aradan belli bir süre geçtikten sonra aslında Taurasi'nin doping yapmadığı gerçeği çıktı ortaya. Ortaya çıktı çıkmasına ama bir yerde artık Fenerbahçe için Taurasi defteri hepten kapanmıştı bir yerde. İşte şimdi de Galatasaray'a transferi gerçekleşti sonuç olarak.
Fenerbahçe'de oynadığı dönem içinde dopingli çıkmasının ardından ortalığı yangın yerine çevirenler ve fırsattan istifade demediğini bırakmayanlar, şimdi çıkmış bu oyuncuya kucak açıyorlar. Bundan birkaç ay önce olan olayları ne çabuk unutmaları da gerçekten garip bir mesele. Ama bu saatten sonra söyleyecek pek söz yok yani. Taurasi Galatasaray'a hayırlı olsun demekten başka...
Diana Taurasi'nin Galatasaray'a transferini değil de, ilk olarak bu işin evveliyatına inmek gerekir öncelikle. Taurasi Fenerbahçe'ye geldiğinde en az şu an ki aşamada olduğu gibi baya bir ses getiren bir transfer olmayı başarmıştı. Zira Fenerbahçe belki de WNBA'in en önemli oyuncularından birisini transfer etmişti ne olursa olsun. Hani normalde böyle çok ses getiren transferler genellikle hayal kırıklıkları ile sonuçlanır ya, bu transfer Fenerbahçe için yalnızca saha dışında ses getirmek için yapılmış bir transfer değildi ve Taurasi forma giydiği süreçte de cidden çok önemli işler yaptı kısa zaman içerisinde.
Sahada yaptıklarının yanında, saha dışında da bundan birkaç ay öncede malum bir doping skandalı yaşandı bilindiği üzere. Bana sorarsanız, Taurasi'nin Fenerbahçe kariyerini bitiren nokta bu doping meselesiydi. Dopingli olmadığını yeri geldiğinde birçok kez belirtmesine rağmen, alınan kararlar doğrultusunda bir şekilde Taurasi Fenerbahçe'den kopartıldı ve aradan belli bir süre geçtikten sonra aslında Taurasi'nin doping yapmadığı gerçeği çıktı ortaya. Ortaya çıktı çıkmasına ama bir yerde artık Fenerbahçe için Taurasi defteri hepten kapanmıştı bir yerde. İşte şimdi de Galatasaray'a transferi gerçekleşti sonuç olarak.
Fenerbahçe'de oynadığı dönem içinde dopingli çıkmasının ardından ortalığı yangın yerine çevirenler ve fırsattan istifade demediğini bırakmayanlar, şimdi çıkmış bu oyuncuya kucak açıyorlar. Bundan birkaç ay önce olan olayları ne çabuk unutmaları da gerçekten garip bir mesele. Ama bu saatten sonra söyleyecek pek söz yok yani. Taurasi Galatasaray'a hayırlı olsun demekten başka...
12 Mayıs 2011
Şampiyon!
Fenerbahçe'de Voleybol branşında son birkaç sezonda yapılanlar ortada. Takımın bu noktaya kadar gelmesinde Mehmet Ali Aydınlar'ın katkısını es geçmemek gerekir. Çünkü takımın bu seviye'ye gelmesinde emeği tartışılamaz ve sonuç itibariyle Fenerbahçe Acıbadem hak ettiği bir şampiyonluğu kazandı.
Biraz da dün akşamki maça değinmek gerekirse de, maç hakikatten müthiş bir havada başladı ve taraftarlarında gazıyla takım iyi bir hava yakaladı. Müthiş geçen iki setin ardından 2-0'lık skor takımı belli ki rehavete sokmuştu ve ardından Vakıfbank'ın üstünlüğü ile geçen iki set izledik. Yani belki de Fenerbahçe'nin güle oynaya kazanacağı bir maçı riske atması ebette biraz moral bozdu. Tam "Eyvah maç gidiyor" moduna girmişken, Vakıfbank'ın yaptığı üst üste hatalarla şampiyonluk Fenerbahçe'ye geldi. Bu şampiyonluğun bana göre en önemli yönü ise, Fenerbahçe, hatırlanacağı üzere Şampiyonlar Liginde yine Vakıfbank'a çok dramatik bir şekilde kaybetmişti ve belki de yine bir şampiyonluktan olmuştu. Ancak şimdi onun rövanşını aldılar ve gerçekten önemli bir işe imza attılar.
Teşekkürler Sarı Melekler...
Biraz da dün akşamki maça değinmek gerekirse de, maç hakikatten müthiş bir havada başladı ve taraftarlarında gazıyla takım iyi bir hava yakaladı. Müthiş geçen iki setin ardından 2-0'lık skor takımı belli ki rehavete sokmuştu ve ardından Vakıfbank'ın üstünlüğü ile geçen iki set izledik. Yani belki de Fenerbahçe'nin güle oynaya kazanacağı bir maçı riske atması ebette biraz moral bozdu. Tam "Eyvah maç gidiyor" moduna girmişken, Vakıfbank'ın yaptığı üst üste hatalarla şampiyonluk Fenerbahçe'ye geldi. Bu şampiyonluğun bana göre en önemli yönü ise, Fenerbahçe, hatırlanacağı üzere Şampiyonlar Liginde yine Vakıfbank'a çok dramatik bir şekilde kaybetmişti ve belki de yine bir şampiyonluktan olmuştu. Ancak şimdi onun rövanşını aldılar ve gerçekten önemli bir işe imza attılar.
Teşekkürler Sarı Melekler...
9 Mayıs 2011
Nuri Şahin Real Madrid'de
Bu transfer gerçekleşmeden önce yani resmi açıklama yapılmadan öncesine kadar, transferin gerçekleşmeyeceği yönünde bir his vardı içimde ama bugün itibariyle Real Madird'ten açıklama geldi ve Nuri Şahin 6 yıllığına Real Madrid ile anlaştı. Bu transfer gerçekleşene kadar bir sürü şeyler söylendi. Türk oyuncuların Avrupa'da büyük kulüplerde oynayabilmesi için Mesut örneğinde olduğu gibi başka milli takımları tercih etmesi gerektiği şeklinde bir sürü şeyler söyleniyordu ancak hiçte öyle konuşulduğu gibi olmadı bence bu transfer.
Mesut'un Real Madrid'e transferinin resmiyet kazanmasının ardından en çok konuşulan konu, Mesut'un orada forma şansı bulup bulamayacağıydı fakat sezon başladıktan sonra bu söylenenler, yalnızca söylenti olarak kaldı. Mourinho sezon başından itibaren elinden geldiği kadarıyla Mesut'u her maçta oynatmaya çalıştı ve Mesut'ta buna performansı ile cevap verdi. Aynı şey şimdi Nuri içinde geçerli. Yine aynı şeyler konuşuluyor ve Mesut örneğinde olduğu gibi Nuri'de burada forma şansı bulacaktır rahatlıkla. Zaten Mourinho forma şansı vermeyecek olsa, neden Nuri'nin transferinde ısrarcı olsun ki?
Nuri, ülkemizi çok iyi bir şekilde temsil edecektir İspanya'da. Valencia'lı Mehmet Topal örneğinde olduğu gibi. Bir de ayrıca şöyle bir durum var ki, Madrid'e transferi konuşulan bir diğer isim ise, Hamit Altıntop. Eğer onunda transferi gerçekleşirse, Türk futbolu açısından çok önemli transferler gerçekleşmiş olur kısa bir süre içerisinde. Bayern'de olduğu gibi, Madrid'te de rahatlıkla uyum sağlayacaktır Hamit, tabii transferinin gerçekleşmesi durumunda.
Mesut'un Real Madrid'e transferinin resmiyet kazanmasının ardından en çok konuşulan konu, Mesut'un orada forma şansı bulup bulamayacağıydı fakat sezon başladıktan sonra bu söylenenler, yalnızca söylenti olarak kaldı. Mourinho sezon başından itibaren elinden geldiği kadarıyla Mesut'u her maçta oynatmaya çalıştı ve Mesut'ta buna performansı ile cevap verdi. Aynı şey şimdi Nuri içinde geçerli. Yine aynı şeyler konuşuluyor ve Mesut örneğinde olduğu gibi Nuri'de burada forma şansı bulacaktır rahatlıkla. Zaten Mourinho forma şansı vermeyecek olsa, neden Nuri'nin transferinde ısrarcı olsun ki?
Nuri, ülkemizi çok iyi bir şekilde temsil edecektir İspanya'da. Valencia'lı Mehmet Topal örneğinde olduğu gibi. Bir de ayrıca şöyle bir durum var ki, Madrid'e transferi konuşulan bir diğer isim ise, Hamit Altıntop. Eğer onunda transferi gerçekleşirse, Türk futbolu açısından çok önemli transferler gerçekleşmiş olur kısa bir süre içerisinde. Bayern'de olduğu gibi, Madrid'te de rahatlıkla uyum sağlayacaktır Hamit, tabii transferinin gerçekleşmesi durumunda.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






