9 Mart 2012

Ankaragücü 0-2 Fenerbahçe

Bu maç için yazacak bir şey var mı? Kesinlikle yok. Hatta maç bittikten sonra bir süre düşündüm ciddi ciddi ama, yok yani.

Söylenecek şeyler çok kısıtlı.

Mesela Fenerbahçe bilmem kaç maç aradan sonra deplasmanlardaki kazanamama serisine son verdi.

Mesela Galatasaray maçı öncesinde deplasmanda kazanarak bir derece olsun moral kazanmış oldu.

Bu ikisinin dışında söylenecek ekstra bir şey de yok aslında.

Bir de; Ziegler bu takımda o formayı giymeyi hak etmiyor, Bilica'dan sonra. O beğenmediğimiz, burun kıvırdığımız Andre Santos'u gözler bir kez daha aradı bu maçta...

8 Mart 2012

Dünya "Kadınlar" Günü Kutlu Olsun

Malum, Türkiye'de futbol erkeklerin tekelindedir, bu bir gerçek yani artık. Kabullenmek gerek artık bu gerçeği. Aslında kadınların da futbol oynayabileceği, futbolun içinde olması gerekirken hep ikinci plana atılır ve sürekli "Kadınlar futboldan anlar mıymış canım?" denir ve geçiştirilir. Ama aslında bu durum kesinlikle böyle değil işte. Kadınlar da futboldan anlar ve en az erkekler kadar onların da futbol konuşmaya, futbolun içinde yer almaya hakkı var bana göre. Tabii benim ya da bir başkasının böyle düşünmesi bir şeyi değiştirmiyor ya, neyse. Toplum olarak kafamızdaki zihniyeti değiştirmedikçe kadınlar ikinci planda tutulmaya, ötekileştirilmeye devam edilecek maalesef bu ülkede.

Öncelikli olarak kadınları futbolun içine dahil edebilmemiz için ilk iş olarak onları ceza olarak görmemeyi, seyircisiz maçlarda bilmem kaç bin kadını bir araya toplayıp ve bu da yetmezmiş gibi akabinde "Helal olsun o kadınlara!" diye övünmekten vazgeçebiliriz mesela ilk iş olarak. Ama dediğim gibi, şu an ki kafayla kadınlar için bu dediklerimizin uygulanması çok ama çok zor görünüyor.

Unutmadan; tüm kadınlarımızın ve tabii "bayan" olmayan kadınlarımızın Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun efendim.

7 Mart 2012

Deli Cesareti

Hemen hemen futbolla ilgilenen her insanın Avrupa'da sempati duyduğu, desteklediği takımlar vardır. Mesela benim için bu takımlar İngiltere'de Arsenal, Almanya'da Schalke ve İspanya'da Real Madird'tir. Normal şartlarda ne olursa olsun bu takımları her daim desteklerim lakin dün olay biraz farklıydı benim için.

Öyle çok fazla iddaa oynayan, bahis yapan birisi değilimdir normalde ama son zamanlarda baya sardım bu bahis hadisesine.Tabii başıma ne geldiyse yine bu desteklediğim, sempati duyduğum takım yüzünden geldi ya, neyse. "İlk maçı zaten Milan 4-0 kazanmış, ikinci maçta da Milan şu meşhur italyan savunmasını yapar ve Çanakkale geçilmez diyerek ne var ne yok savunmaya çekilir" dedim ve alt oynadım o maça. Ama işte gelin görün ki, ben o maça alt oynadım diye Arsenal'ın maça asılacağı tuttu ve daha ilk yarıda üç gol birden buldular. Hayır, ikinci yarıda da bir gol atsalar, turu geçmek için bir şeyler yapsalar içim acımayacak da,  yok yere bir gol yüzünden parayı bulamadım dün akşam.

Maça değinecek olursak; şaka bir yana Arsenal bu sezon iç sahada müthiş bir futbol oynuyor. O sezon başındaki bunalım sürecini atlattıktan sonra inanılmaz işlere imza atmaya başladılar. Son maçlarda müthiş bir gol ortalaması yakaladılar mesela iç sahada. Ama futbol bu ya; olmayınca olmuyor bazen. Sonuç itibariyle Avrupa defterini erken kapattılar bu sezon. Aslında sırf Arsenal değil, ingiliz takımlarının hemen hemen hepsi bu sezon Şampiyonlar Ligi'ne erken havlu attılar, Chelsea dışında tabii.

5 Mart 2012

Senin Aşkın Balondu Söndü : Andre Villas-Boas

Chelsea ile Villas-Boas'ın ayrı dünyaların insanları oldukları ta en başından belliydi aslında. İlk birkaç maçta alınan kötü sonuçlardan sonra bizim ülkemizde bolca kullanılan bir klişeşerden olan "Uyum süreci"ne bağlandı bu kayıplar ama, sonrasında da bir düzelme olmadı gerek Villas-Boas'ta, gerekse de Chelsea'de. Durum bundan ibaret olunca; bu Chelsea-Villas Boas birlikteliği epey kısa sürdü ve dün itibariyle yolları ayrıldı bu ikilinin. Villas-Boas kötü teknik direktör mü? Elbette değil. Hatta bana sorarsanız Mourinho'dan sonra şu an dünyanın en iyi teknik direktör olduğunu söyleyebilirim. Zaten boşu boşuna Mourinho'nun veliahtı olarak gösterilmiyor bu adam. Sadece böyle bir takımda çalışmanın yükünü kaldıramadı. Aslında Porto'da kısa bir sürede elde ettiği başarılardan sonra apar topar Chelsea'nin teklifini kabul etmesi, başlı başına hataydı. Bence Porto'da kariyerine devam etseydi, kısa bir sürede Avrupa Ligi'nin yanına Şampiyonlar Ligi şampiyonluğunu da ekleyebilirdi ama, olmadı. Velhasıl; 'bu sezonun balonu' benzetmesini yapabiliriz Villas-Boas için.

4 Mart 2012

İzledim #4 : Mezar Buluşmaları (Grave Encounters)

Film izliyoruz ve izlediğimiz filmleri buraya yazmaya devam ediyoruz. Hoş, buraya yazmayalı epey zaman oldu ya, neyse.  Korku filmleri dışında izlediğim başka türde bir film yok sanırım. Benim için varsa yoksa korku filmleridir yani. Rec serisini izleyenler bilir. O film, korku filmi piyasasının belli bir sınıf atlamasına neden olmuştu. Nedeni ise el kamerası ile çekilmesiydi. Onun üzerine benzer nitelikte birkaç film daha çekildi ama onun kadar başarılı olamadı hiçbiri. Ona en yakın örnek olarak The Tunnel'ı gösterebiliriz mesela.

Aslında Mezar Buluşmaları, Rec'den ziyade The Tunnel'e daha çok benziyor. Filmin el kamerası ile çekildiğini görünce sevindim açıkçası. Ama filmin içine dalınca yüksek olan beklentilerimi karşıladığını söyleyemem. Hatta son 20-25 dakikası dışında koca bir hayal kırıklığından başka bir şey değil bu film. Bana sorarsanız; izlemeyin. Boşuna vakit kaybetmiş olursunuz. Ama tabii yine de size kalmış işin o kısmı.

El kamerası kısmı tamam, ama konu olarak vasat bir film özetle. İnsanları korkutacağım derken çok fazla efekt kullanılmış ve bu da olmamış. Bir de bunun üzerine cinler periler konuya dahil olunca, olaylar olaylar... Mesela bu cinler-periler Rec'in ikinci filminde de devreye girmişti ve ben o filmi de pek beğenmemiştim doğrusu.

Stoch İnsan Değil Beyler, Dağılın!

Açık ve net söylüyorum. Ömer Temelli'nin verdiği şu cevaba gerçekten çok güldüm!

Özlediğim, İstediğim Fenerbahçe Bu!

Artık şunu kabullenelim. Bu sezon iki farklı Fenerbahçe izliyoruz. Şöyle ki; iç sahada döktüren, harikalar yaratan, hatta büyüleyen ama öte yandan deplasmanlarda da sanki küme düşmeye oynayan aciz bir takımdan pek farkı olmuyor Fenerbahçe'nin. Aynı şeyi geçen hafta da söylemiştim ve dediğim şey çıktı. Her şeyiyle müthiş bir Fenerbahçe izledik bugün. Hatta böyle bir futbol izlemeyeli nereden baksanız seneler oldu. Tıpkı Daum'un ilk Fenerbahçe macerasında yarattığı takım gibi. Ya da Zico dönemindeki Fenerbahçe vardı sanki bugün sahada.

Ben Eskişehirspor maçını, geçen seneki Yeni Malatyaspor maçına benzetiyorum aynen. Malum, ne olduysa o maçtan sonra olmuştu ve Fenerbahçe lig tarihine geçerek şampiyon olmuştu geçen sene. Aynı şeyin Eskişehir maçından sonra da yaşandığı hissiyatı var içimde. Şu an deplasmanlarda kötü bir grafik çiziyor belki takım ama, en azından Ankaragücü deplasmanı takımı -deplasmanlar için- bir derece olsun uyandıracaktır.

Artık Stoch için ne yazsak, ne konuşsak bilemiyorum. Gerçekten bilemiyorum hem de. Tek bir bildiğim var; o da çok büyük bir oyuncu olduğu. Bu akşam attığı ilk gol, jeneriklikten de öte bir goldü. Daha önce de söylemiştim, yine söylüyorum. Alex şunun şurasında Fenerbahçe'de en fazla iki ya da üç sene daha top oynar. Ondan sonra Fenerbahçe'nin 'lider' oyuncu eksikliğini gidermesi açısından Stoch tam ideal bir oyuncu. Bu yükü kaldırabilecek potansiyeli var çünkü. 

Stoch dışında Moussa Sow'u da unutmayalım. Güiza ve Bienvenu gibi oyunculara bu takımda şahit olduktan sonra çölde bir vaha gibi geldi bu bünyelere. 5 maçta 3 gol atması ve o uyum sürecini kısa sürede atlatması kendi ve Fenerbahçe adına büyük şans. O da bu akşam yaptı yine yapacağını...

Son olarak; oynanan oyunun dışında bu maçta Fenerbahçeli oyuncuların gördüğü kartları eleştiren bir kesim de  yok değil hani. Tabii o kesim, diğer takım taraftarları oluyor. Aykut Kocaman bu oyunculara "Bilerek kart görün" demiş sözümona. E madem öyleyse; Gökhan Gönül de kart sınırındaydı. Durum böyle olunca o da neden kartlarını sıfırlamadı ki? Gayet yapsa yapardı yani... Neyse, geçiniz bu işleri.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...