5 Temmuz 2011
Sabır
Söylenecek, yazılacak o kadar şey var ki aslında, ama şu an hiçbir şey yazmak gelmiyor içimden. Yalnız şöyle bir durum var ki ; her ne olursa olsun, eğer ortada bir suç varsa, suçlular mutlaka cezalandırılmalı.. Gerçi her türlü durumda olan yine Fenerbahçe'ye olacak ya, neyse. Hadi onu geçtim, bütün bir sene boyunca sarf edilen emeğe, çabaya kısacası her şeye yazık olacak. Ha, olur da Fenerbahçe bu davanın sonunda küme düşürülürse, en azından kendi adıma söylemeliyim ki, takımımı yine aynı şekilde destekleyeceğim ve maçlara gideceğim. Değişen bir şey olmayacak yani...
1 Temmuz 2011
Arsenal'da Transfer Bitmez (!)
Blogda kadınlar futboluna o kadar yüklendikten sonra, e artık bir yerde erkekler futboluna da bir pası atmak lazımdı ve Arsenal'daki transfer belirsizliği artık benim de canımı da sıkmaya başlamışken, bu yazıyı yazmaya karar verdim. "x kulübünde transfer bitmez" söylemi son zamanların en büyük klişelerden birisidir herhâlde. Arsenal'ı bir kenara koyarsak ve diğer Avrupa kulüplerine bakarsak, onlar çatır çatır transferler yaparken, Arenal'da henüz daha çıt yok maalesef.
Gerçi şimdi hakkını yemeyelim, bugün Barcelona altyapısından Hector Bellerin ve Jon Toral'ı renklerine bağladılar ama bu transferlerin ne derece yeterli olduğu tartışılır. Onun haricinde Charlton Athletic'ten Carl Jenkinson, Lorient'den Coquelin ve Botelho'yu renklerine bağladı Arsenal ama bu isimler yeterli isimler değil. Her şeyden önce 'geleceğe yatırım' için yapılmış transferler diyebiliriz bunlar için. Yani bu isimlerle başarının gelmesi şu aşamada imkansız.
Öte yandan bir de Gervinho meselesi var tabii. O transferde tam bir yılan hikâyesine dönüştü maalesef. "Ha geldi, ha gelecek" derken, o transferde tam bir arapsaçı oldu kısacası. Ben şu açıdan Arsene Wenger'i anlamıyorum. Hani tamam, Gervinho gibi bir adamın Arsenal'a transferi gerçekleşirse çok çılgın bir transfer olacaktır muhakkak ama, takımın kaleci sorunu yaşadığı kabak gibi ortadayken, diğer mevkiler için transfer konusunda ısrarcı olmasına anlam veremiyorum. Buradan şu sonuç çıkartılmasın tabii ki de ; Gervinho veya ne bileyim, herhangi bir isimden önce transferde öncelik kaleciye verilmeli bana göre.
Hep gelmesi muhtemel oyuncuları konuştuk, biraz da Arsenal'dan gitmesi muhtemel isimleri konuşmak lazım. Şu an takımdan gitmesi en muhtemel isim Fabregas. Bunu herkes biliyor. Aylardır bu transfer konuşulup durdu. Hatta artık kabak tadı vermeye başladı diyebilirim. Şayet transfer gerçekleşirse, Arsenal'ın kasasına ciddi bir para gireceği kesin. Bu transfer için bir yandan gerçekleşmesini, öte yandan da gerçekleşmemesini istiyorum. Umarım en kısa zamanda bir sonuca bağlanır bu transfer.
Son olarak ise, Samir Nasri'nin de takımdan ayrılacağı söyleniyor. Onun kesinlikle takımdan ayrılmasını istemiyorum. Zira olur da Arsenal'dan ayrılırsa, Manchester City'e transfer olacağı söyleniyor. Para için de olsa Manchester City'e gitmesi çok mantıksız. O yüzden Wenger'in Nasri'yi ne yapıp edip, takımda tutması şart.
Gerçi şimdi hakkını yemeyelim, bugün Barcelona altyapısından Hector Bellerin ve Jon Toral'ı renklerine bağladılar ama bu transferlerin ne derece yeterli olduğu tartışılır. Onun haricinde Charlton Athletic'ten Carl Jenkinson, Lorient'den Coquelin ve Botelho'yu renklerine bağladı Arsenal ama bu isimler yeterli isimler değil. Her şeyden önce 'geleceğe yatırım' için yapılmış transferler diyebiliriz bunlar için. Yani bu isimlerle başarının gelmesi şu aşamada imkansız.
Öte yandan bir de Gervinho meselesi var tabii. O transferde tam bir yılan hikâyesine dönüştü maalesef. "Ha geldi, ha gelecek" derken, o transferde tam bir arapsaçı oldu kısacası. Ben şu açıdan Arsene Wenger'i anlamıyorum. Hani tamam, Gervinho gibi bir adamın Arsenal'a transferi gerçekleşirse çok çılgın bir transfer olacaktır muhakkak ama, takımın kaleci sorunu yaşadığı kabak gibi ortadayken, diğer mevkiler için transfer konusunda ısrarcı olmasına anlam veremiyorum. Buradan şu sonuç çıkartılmasın tabii ki de ; Gervinho veya ne bileyim, herhangi bir isimden önce transferde öncelik kaleciye verilmeli bana göre.
Hep gelmesi muhtemel oyuncuları konuştuk, biraz da Arsenal'dan gitmesi muhtemel isimleri konuşmak lazım. Şu an takımdan gitmesi en muhtemel isim Fabregas. Bunu herkes biliyor. Aylardır bu transfer konuşulup durdu. Hatta artık kabak tadı vermeye başladı diyebilirim. Şayet transfer gerçekleşirse, Arsenal'ın kasasına ciddi bir para gireceği kesin. Bu transfer için bir yandan gerçekleşmesini, öte yandan da gerçekleşmemesini istiyorum. Umarım en kısa zamanda bir sonuca bağlanır bu transfer.
Son olarak ise, Samir Nasri'nin de takımdan ayrılacağı söyleniyor. Onun kesinlikle takımdan ayrılmasını istemiyorum. Zira olur da Arsenal'dan ayrılırsa, Manchester City'e transfer olacağı söyleniyor. Para için de olsa Manchester City'e gitmesi çok mantıksız. O yüzden Wenger'in Nasri'yi ne yapıp edip, takımda tutması şart.
29 Haziran 2011
'Kaçan Balık' Büyük Olur : Servet Uzunlar
Esas değinmek istediğim konuya geçmeden önce şunu belirteyim öncelikle. Son bir haftadır blogda sürekli Dünya Kupası'nı ele aldığım bir gerçek. Bu durumdan ben bir bakıma memnunum ama, memnun olmadığım durumlarda var muhakkak. Bu durumun böyle olmasında, yazacak pek fazla konu olmamasının da etkisi var bir de. Uzun lafın kısası ; yazacak konu olmadığı için bu aralar Dünya Kupası'na yüklendik efendim. Bunu da belirtmek istedim yani.
Neyse, o meseleyi bir kenara koyup, asıl değinmek istediğim konuya geçeyim en iyisi. Bu yazıyı yazmamda bugün oynanan Brezilya-Avustralya maçının etkisi oldukça fazla. Zira orada izlediğim Servet Uzunlar beni oldukça etkiledi. Hani oynadığı oyundan ziyade, bir Türk oyuncunun Türkiye milli takımında değil de, başka bir ülkenin milli takımında forma giyiyor olması, hep benim canımı sıkmıştır. Erkeklerde en yakın örnek olarak, Mesut Özil'de olduğu gibi. Ama bir yerde de kendinizi o oyuncunun yerine koyduğunuz zaman, o oyuncuya hak veriyorsunuz ister istemez.
Oturup düşündüğünüz vakit, Avustralya'da doğmuşsunuz ve doğduğunuz ülkenin formasını giymek sizin en doğal hakkınız. Ama biz olaya hep duygusal yönden baktığımız için, insan biraz üzülüyor yani. Ben de Servet'in yerinde olsam, Avustralya milli takımında oynamayı tercih ederim şahsen. Çünkü kalkıp Türkiye'de oynasan, kendini geliştirme fırsatın olmaz bu şartlarda. Aslında bizim bu olaylardan ders çıkartmamız gerekirken, hâlâ akıllanmıyoruz. Bu ve bunun gibi örnekleri görmemize rağmen, kadınlar futbolunda bazı şeyleri değiştirmek yerine, oturup öyle bakıyoruz anca.
Şunu da belirteyim ayrıca. Şimdi yeni bir moda çıktı son birkaç gündür. Bazı kişiler, bilmediği daha doğrusu takip etmediği spor dallarında "ulemalık" tasladığı yönünde şeyler söylendi durdu. Bu ve bundan önce kadınlar futbolu ile ilgili yazdığım yazılar öyle algılanmasın lütfen. Kaldı ki Servet Uzunlar'ı ben ilk kez izlemiyorum. Bundan önce de bu sezon Fortuna Hjörring'in birkaç kez Şampiyonlar Ligi maçını izleme fırsatını bulmuştum ve Servet Uzunlar'ı da orada izlemiştim.
Servet'in kendisinden de bahsetmek gerekirse, Sidney doğumlu olduğunu söylemiştik ve kendisi 1989 doğumlu. Servet için şöyle ilginç bir durum var ki, Harry Kewell'ın bile kabul edilmediği Avustralya Spor Enstitüsüne bir şekilde kabul edilmiş. Zaten sonrası da bildiğiniz gibi, orada yetiştikten sonra bugüne kadar gelmesini bilmiş ve şu an kendisi Dünya Kupası'nda forma giyiyor.
Neyse, o meseleyi bir kenara koyup, asıl değinmek istediğim konuya geçeyim en iyisi. Bu yazıyı yazmamda bugün oynanan Brezilya-Avustralya maçının etkisi oldukça fazla. Zira orada izlediğim Servet Uzunlar beni oldukça etkiledi. Hani oynadığı oyundan ziyade, bir Türk oyuncunun Türkiye milli takımında değil de, başka bir ülkenin milli takımında forma giyiyor olması, hep benim canımı sıkmıştır. Erkeklerde en yakın örnek olarak, Mesut Özil'de olduğu gibi. Ama bir yerde de kendinizi o oyuncunun yerine koyduğunuz zaman, o oyuncuya hak veriyorsunuz ister istemez.
Oturup düşündüğünüz vakit, Avustralya'da doğmuşsunuz ve doğduğunuz ülkenin formasını giymek sizin en doğal hakkınız. Ama biz olaya hep duygusal yönden baktığımız için, insan biraz üzülüyor yani. Ben de Servet'in yerinde olsam, Avustralya milli takımında oynamayı tercih ederim şahsen. Çünkü kalkıp Türkiye'de oynasan, kendini geliştirme fırsatın olmaz bu şartlarda. Aslında bizim bu olaylardan ders çıkartmamız gerekirken, hâlâ akıllanmıyoruz. Bu ve bunun gibi örnekleri görmemize rağmen, kadınlar futbolunda bazı şeyleri değiştirmek yerine, oturup öyle bakıyoruz anca.
Şunu da belirteyim ayrıca. Şimdi yeni bir moda çıktı son birkaç gündür. Bazı kişiler, bilmediği daha doğrusu takip etmediği spor dallarında "ulemalık" tasladığı yönünde şeyler söylendi durdu. Bu ve bundan önce kadınlar futbolu ile ilgili yazdığım yazılar öyle algılanmasın lütfen. Kaldı ki Servet Uzunlar'ı ben ilk kez izlemiyorum. Bundan önce de bu sezon Fortuna Hjörring'in birkaç kez Şampiyonlar Ligi maçını izleme fırsatını bulmuştum ve Servet Uzunlar'ı da orada izlemiştim.
Servet'in kendisinden de bahsetmek gerekirse, Sidney doğumlu olduğunu söylemiştik ve kendisi 1989 doğumlu. Servet için şöyle ilginç bir durum var ki, Harry Kewell'ın bile kabul edilmediği Avustralya Spor Enstitüsüne bir şekilde kabul edilmiş. Zaten sonrası da bildiğiniz gibi, orada yetiştikten sonra bugüne kadar gelmesini bilmiş ve şu an kendisi Dünya Kupası'nda forma giyiyor.
28 Haziran 2011
İlk Maçlar = Hayal Kırıklığı
Kadınlar Dünya Kupası'nın üçüncü gününü bugün itibariyle geride bıraktık ve bu üç gün boyunca toplam altı maç izledik. Bu üç gün boyunca zevkli maçlar da izledik elbette ama genel görüntü ; mücadele açısından vasat, skor açısından ise kısır maçlardı genel olarak. Kaldı ki oynanan altı maçta toplam gol sayısının on iki olması, bu durumu net bir biçimde gözler önüne seriyor. Atılan gol sayısı bir yana, oynanan oyunun hâyâl kırıklığı yaratması biraz üzücü tabii. Çünkü insan Dünya Kupası'nda kaliteli, tempolu maçlar seyretmek istiyor doğal olarak. Ama biraz da bunu daha turnuvanın ilk maçları olduğu için oyuncuların turnuvaya uyum sürecine bağlayabiliriz bir ihtimal.
Takımların oynadığı vasat oyunun yanında, hani belli beklentilerin olduğu isimlerin de ilk maçlarda kendilerinden beklenen oyunu sahaya yansıtamamaları da ayrı bir konu. Mesela Almanya, Kanada karşısında kazanmasına rağmen kötü futbol oynadı. Maç sonunda Silvia Neid'ın yüz ifadesi pek iç açıcı değildi doğrusunu söylemek gerekirse. Almanya'nın iyi oynayamamasından ziyade, Fatmire Bajramaj'ın da süre aldığı bölümde de istenileni verememesi onlar için sıkıntı yaratabilir ilerleyen maçlar için.
Turnuvanın bir diğer favorisi olan İngiltere'de de aynı durum Kelly Smith için geçerli. Gerçi Kelly Smith bir yana, İngiltere'de takım olarak çok kötü. Hatta onlar Almanya'dan da kötüler şu an için. Kötü diyoruz ama, bir yerde haklarını da yemeyelin şimdi. Dün maçın ilk yarısında biraz iyi oynadılar ama daha üstün olan taraf Meksika'ydı maçta ve maçın sonunda 1-1'lik eşitlik vardı.
Biraz da bugünkü maça değinecek olursak ;ABD genel olarak iyi bir izlenim bıraktı ben de. Bir Almanya veya İngiltere'ye göre daha iyi top oynadılar. Bu oyunu sürekli hâle getirebilirlerse, bu turnuvada en az bir yarı final görme şansları olabilir. .Ayrıca bir de yarın Brezilya'nın maçı var ve o maçta da Marta'yı dikkatlice izlemek lazım. Duruma göre Marta için de özel bir yazı yazabilirim ilerleyen günlerde.
Son olarak şu bilet mevzusu da kafama takılmadı değil hani. Aklıma gelmişken o konudan da söz etmek istiyorum. Turnuva öncesinde satışa çıkartılan tüm biletlerin tükendiği söyleniyordu ancak ilk üç günde izlediğim maçlarda tribünlerde boşluklar çok göze battı. Bugünkü ABD maçında da oldukça fazla boşluklar vardı mesela. Umarım diğer maçlarda bu boşluklara tanık olmaz yine.
Takımların oynadığı vasat oyunun yanında, hani belli beklentilerin olduğu isimlerin de ilk maçlarda kendilerinden beklenen oyunu sahaya yansıtamamaları da ayrı bir konu. Mesela Almanya, Kanada karşısında kazanmasına rağmen kötü futbol oynadı. Maç sonunda Silvia Neid'ın yüz ifadesi pek iç açıcı değildi doğrusunu söylemek gerekirse. Almanya'nın iyi oynayamamasından ziyade, Fatmire Bajramaj'ın da süre aldığı bölümde de istenileni verememesi onlar için sıkıntı yaratabilir ilerleyen maçlar için.
Turnuvanın bir diğer favorisi olan İngiltere'de de aynı durum Kelly Smith için geçerli. Gerçi Kelly Smith bir yana, İngiltere'de takım olarak çok kötü. Hatta onlar Almanya'dan da kötüler şu an için. Kötü diyoruz ama, bir yerde haklarını da yemeyelin şimdi. Dün maçın ilk yarısında biraz iyi oynadılar ama daha üstün olan taraf Meksika'ydı maçta ve maçın sonunda 1-1'lik eşitlik vardı.
Biraz da bugünkü maça değinecek olursak ;ABD genel olarak iyi bir izlenim bıraktı ben de. Bir Almanya veya İngiltere'ye göre daha iyi top oynadılar. Bu oyunu sürekli hâle getirebilirlerse, bu turnuvada en az bir yarı final görme şansları olabilir. .Ayrıca bir de yarın Brezilya'nın maçı var ve o maçta da Marta'yı dikkatlice izlemek lazım. Duruma göre Marta için de özel bir yazı yazabilirim ilerleyen günlerde.
Son olarak şu bilet mevzusu da kafama takılmadı değil hani. Aklıma gelmişken o konudan da söz etmek istiyorum. Turnuva öncesinde satışa çıkartılan tüm biletlerin tükendiği söyleniyordu ancak ilk üç günde izlediğim maçlarda tribünlerde boşluklar çok göze battı. Bugünkü ABD maçında da oldukça fazla boşluklar vardı mesela. Umarım diğer maçlarda bu boşluklara tanık olmaz yine.
27 Haziran 2011
26 Haziran 2011
Nijerya 0-1 Fransa | Açılış
Aylardır beklediğim gün geldi en sonunda ve Dünya Kupası serüveni başladı bugün itibariyle. 23 gün sürecek turnuvada toplam 32 karşılaşmayı izleme imkanı bulacağız. İlk maç yani açılış maçını geride bıraktık ve bu maçın 'vasat' geçtiğini düşünüyorum şahsen. A Grubu'nda Fransa, Nijerya, Kanada ve Almanya takımları yer alıyor ve bu grubun tabii ki de mutlak favorisi tartışmasız Almanya. Almanya'dan sonra ikincilik için çekişmesini beklediğim takımlar Kanada ve Fransa'ydı. Almanya'nın bu akşam kazanacağını vasayarsak, bu iki takımın çekişmesine tanık olacağız sanırım bu grupta. Esasında Fransa'da pek öyle abartılı bir top oynamadı bu maçta ama kazanmaları çok önemliydi ikincilik açısından.
Nijerya ise bu grubun en zayıf halkası. Bu maç için genel beklenti ; Fransa'nın nasıl top oynayacağından ziyade, Nijerya'nın buna nasıl karşılık vereceğiydi. Maçın ilk dakikalarının orta saha mücadelesi şeklinde geçmesi, maçı biraz sıkıcı bir hâle getirmişti ancak ilk 20-25 dakikadan sonra Fransa yavaş yavaş formunu buldu maçta. Fransa'nın hareketlenmesinde Abily ve Necib'in katkısının da oldukça fazla olduğunu söyleyebilirim. Özellikle Necib'i ben çok beğendim bu maçta. Benzetme ne kadar doğru olur bilmem ama oyun stili biraz Samir Nasri'ye benziyor açıkçası.
Nijerya'da ise beni en çok etkileyen isim Oparanozie oldu. Fizik güç açısından çok kuvvetli bir isim. Aynı şekilde çalım yeteneği de gayet iyi. Bugün Nijerya Fransa karşısında genel olarak pek etkili olamadı belki ama bireysel çabasıyla takımına bir şeyler kazandırmak istedi, olmadı tabii. Nijerya için maçın kırılma anı, yine Oparanozie'nin kaçırdığı pozisyondu kesinlikle. Hani çok net bir gol kaçırdı ama bir yer de "bu kadar da olmaz" dedirtti artık. Yakaladığı pozisyonda biraz daha düzgün vurabilseydi Nijerya için bazı şeyleri değiştirebilirdi bugün.
İkinci yarıda Fransa kendini biraz zorladı ve o istediği golü Delie ile buldu bir şekilde ve golü bulduktan sonra Nijerya'nın direncinin kırılmasıyla yine çok sıkıcı bir maç izledik kısacası. Bu grupta Almanya'dan sonra hangi takımın gruptan çıkacağını gerçekten çok merak ediyorum. O açıdan biraz bekleyip, görelim diyorum.
Nijerya ise bu grubun en zayıf halkası. Bu maç için genel beklenti ; Fransa'nın nasıl top oynayacağından ziyade, Nijerya'nın buna nasıl karşılık vereceğiydi. Maçın ilk dakikalarının orta saha mücadelesi şeklinde geçmesi, maçı biraz sıkıcı bir hâle getirmişti ancak ilk 20-25 dakikadan sonra Fransa yavaş yavaş formunu buldu maçta. Fransa'nın hareketlenmesinde Abily ve Necib'in katkısının da oldukça fazla olduğunu söyleyebilirim. Özellikle Necib'i ben çok beğendim bu maçta. Benzetme ne kadar doğru olur bilmem ama oyun stili biraz Samir Nasri'ye benziyor açıkçası.
Nijerya'da ise beni en çok etkileyen isim Oparanozie oldu. Fizik güç açısından çok kuvvetli bir isim. Aynı şekilde çalım yeteneği de gayet iyi. Bugün Nijerya Fransa karşısında genel olarak pek etkili olamadı belki ama bireysel çabasıyla takımına bir şeyler kazandırmak istedi, olmadı tabii. Nijerya için maçın kırılma anı, yine Oparanozie'nin kaçırdığı pozisyondu kesinlikle. Hani çok net bir gol kaçırdı ama bir yer de "bu kadar da olmaz" dedirtti artık. Yakaladığı pozisyonda biraz daha düzgün vurabilseydi Nijerya için bazı şeyleri değiştirebilirdi bugün.
İkinci yarıda Fransa kendini biraz zorladı ve o istediği golü Delie ile buldu bir şekilde ve golü bulduktan sonra Nijerya'nın direncinin kırılmasıyla yine çok sıkıcı bir maç izledik kısacası. Bu grupta Almanya'dan sonra hangi takımın gruptan çıkacağını gerçekten çok merak ediyorum. O açıdan biraz bekleyip, görelim diyorum.
23 Haziran 2011
Kadınlar Dünya Kupasına Doğru #4
Yazacak konu olmayınca şu sıralar bol bol video ve fotoğraf paylaşmaya devam ediyorum blogda. Bu işin biraz suyu çıktı gibi, farkındayım ama durum böyle. Kadınlar Dünya Kupası'na 3 gün gibi bir süre kalmışken, turnuvanın şarkısı da belli olmuş. Şarkıyı Mel C seslendirmiş ve şarkının adı da Rock Me. Bana sorarsanız gayet başarılı olmuş. Bütün turnuva boyunca sık sık dinleriz artık bu şarkıyı.
Kaynek : http://tr.eurosport.com/
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





